Menü Kapat

Yazar: Lou Salome

Toplum Sözleşmesinin Pratiği

Toplumca sözleştik Alman olmaya, Türk olmaya, İngiliz olmaya, Rus olmaya, Boşnak olmaya, Fin olmaya, Arap olmaya, Japon olmaya…

Toplumca sözleştik Almanca konuşmaya, Türkçe konuşmaya, İngilizce konuşmaya, Rusça konuşmaya, Fince konuşmaya, Arapça konuşmaya, Japonca konuşmaya,

Toplumca sözleştik Ortodoks olmaya, Müslüman olmaya, Katolik olmaya, Protestan olmaya, Sunni olmaya, Budist olmaya, Şintoist olmaya,

Toplumca sözleştik düşmanları öldürmeye, kadınları öldürmeye, erkekleri öldürmeye, çocukları öldürmeye, lezbiyenleri öldürmeye, gayleri öldürmeye, bebekleri öldürmeye, üç kişiyi öldürmeye, elli kişiyi öldürmeye, üç yüz kişiyi öldürmeye, bin dokuz yüz kişiyi öldürmeye, beş bin kişiyi öldürmeye, dört yüz bin kişiyi öldürmeye,

Toplumca sözleştik camileri, kiliseleri, cemevlerini, tapınakları bombalamaya

Toplumca sözleştik yoksulluğu yaratmaya, çocukları açlıktan öldürmeye, annelere hırsızlık yaptırmaya, bedenlerini sattırmaya, babaları iş başında öldürmeye,

Toplumca sözleştik insanları emeğinin yarısına çalıştırmaya, dışlamaya, karalamaya, hedef göstermeye, bizden olmayandan nefret etmeye, insan öldürmeyi öğretmeye, sömürmeye,

Toplumca sözleştik yuvayı dişi kuşa yaptırmaya, taciz etmeye, tecavüz etmeye, aşağılamaya, dövmeye, sövmeye, yakmaya, bedenlerine mülkiyet yüklemeye, giymeyeceksin demeye, giyeceksin demeye, gitmeyeceksin demeye, gideceksin demeye, konuşacaksın demeye, konuşmayacaksın demeye, bacaklarını açtırmaya, bacaklarını kapattırmaya, doğurmalarına, doğurmamalarına, ağlamalarına, bedenlerini satmalarına, güzel olmalarına, memelerinin büyük olmasına, saçlarının uzun olmasına, bakire olmasına, boşanmasına, boşanmamasına, aşık olmasına, aşık olmamasına, sahiplenilmesine, sahiplenilmemesine,

Toplumca sözleştik asla ağlamayacak kişinin erkek olmasına, ata binmesine, avlanmasına, para kazanmasına, ev almasına, araba almasına, nefret ettiği işi yapmaya devam etmesine, güçlü olmasına, kasları olmasına, saçlarının kısa olmasına, yakışıklı olmasına, takım tutmasına, sahiplenmesine, savaşmasına, silah kullanmasına,

Toplumca sözleştik savaşmaya, şiddete, ayrımcılığa, nefret etmeye, and içtik, imzalarımızı attık.

Afrodizyak Gezintiler

İnsan acıkır yemek yer. Yemezse ölür. İnsan üremek ister. Üremezse uzun vadede bu da bir ölme durumudur.

Yemek yemek ve sevişmek insanların varlığını sürdürebilmesi için en asgari koşulken bir ihtiyaçlar hiyerarşisi içinde piramidin en altına da en üstüne de yerleştirilebilir. Canlıların bu ihtiyaçları aynı zamanda oburluk ve şehvet düşkünlüğüne kadar da gidebilen lüksü, hayal gücünü, iradeyi, şiddeti, savaşı, bilimi, hurafeyi ve aslında insanla ilintili her şeyi içine alır.

İnsan denen yaratık tat alma duyusunu tatmin etmek için kazın minicik ciğerini bir mekanizma yoluyla yağlandırıp yer ve bu yemek Fransız mutfagında oldukça popüler ve pahalı bir yemektir. İnsan erkeklik organının sertleşmesi uğruna etinin tadi hiç de iyi olmayan zavallı yunusları sadece devasa penisleri için avlar. İnsan Baharat Yolu’nu kurar. Egzotik ve suya yakın olan bölgelerde daha aromatik ve duyulara hitap eden yemişler yetişir. Bunlarla beslenen bölge insanı dünya seks haritasında grafiğin tepe noktasını oluşturur. Finlandiya denince akla erotik herhangi bir çağrışım gelmezken Brezilya ya da Ekvator dendiğinde tropik meyvelerini yerken birbirine tutkuyla aşık kavruk bedenler gelir. Üstelik deniz mahsüllerinin hatırı sayılır afrodizyak etkileri vardır. Siz de sevgilinizle ılıman yerlerde tatilie çıktığınızda daha çok uyarılmıyor musunuz? Geniş bir yemek kültürüne, muhteşem bir doğa ve ılıman bir iklime sahip Yunanistan’da seks, erotizm, doğurganlık ve şehvetle harmanlanmış mitolojiye rastlamak tesadüf olmasa gerek. Bu mitolojik açılımlar bölgenin tutku, şehvet, eğlence gibi öğelerle algılanmasına da yol açmamış değil. Üstelik gözde “bal” ayı yerlerinden.

Esasen bir cangılın ortasında karnımızı doyurup soyumuzu devam ettirme derdindeyiz. Kadınlar kokularını salıyor, hele ki yumurtlama döneminde biyolojik olarak çiftleşmeye hazır bir kadın erkekliğin kendine özgü kokusunu alabilsin diye vucut östrojen seviyesini yükselterek koku alma yetisini keskinleştirir. Aç olduğumuzda da yemek kokularını daha keskin biçimde almaz mıyız? Kokusu ve görüntüsü hele ki tadının güzelliğinden emin olduğumuz bir yiyecek bizi çağırmaz mı? Bedenlerin hoş kokusu nasıl şehvet vericiyse güzel kokan bir yiyeceğin yarattığı iştah hissi de öyledir. Yemek programı izlemekle porno izlemenin verdiği zevkin çıkış noktası aynıdır diye bir şey duymuştum. Birisi yemek yapıyor. Muhtemelen güzel de bir yemek yapıyor. Aşçının hamuru kas gücüyle parmakları arasında sıkarak yoğuruşuna, yuvarlak ve sulu şeftalileri sıkarak suyunu çıkarışına, parlak ve tatlı bal kokulu ve minik çileklerin üzerinde gezdirişine zoom yapılır, aşçı yemeğini tamamlar ve kameraya gülümser; önce etrafı koku sarar sonra yemeği ağzına atar ve dilinin üzerindeki tat noktalarında yemek yayılır ve sonunda mideye vararak tatmin gerçekleşir. Fakat siz bunları ekran karşısında sadece izlersiniz ve muhtemelen de o an yapamazsınız. Bunlar bir yerden tanıdık geldi mi? Peki #foodporn da neyin nesi? Kurufasulyeye foddporn hashtagı koymuyoruz. Bala batırılmış muza ya da yarığının içinden çikolata sosu akan sufleye foodporn hashtagini yapıştırıveriyoruz.

Yazıya ilham olan kitap ise Isabel Allende’nin Aphrodite kitabı.

Allende diyor ki;

İştah ve seks tarihin iki büyük itici gücüdür, türlerin korunmasına ve yayılmasına sebep olur savaşlara ve şarkılara yol açar, dinleri, yasaları ve sanatı etkiler. Tanrı’nın yarattığı her şey, kesintisiz bir sindirim ve bereket sürecidir; her şey birbirlerini yiyip yutan , üreyen, ölen, toprağı verimli kılan ve başka bir biçimde yeniden doğan birtakım organizmalara indirgenir. Kan, sperm, tel, kül, gözyaşları ve insanlığın bir anlam bulmaya çalışan o şifa bulmaz şiirsel düş gücüdür her şey…

Bizlere onca çılgınca şeyi yaptıran oburluk ve şehvet düşkünlüğü aynı kökenden gelir; yani hayatt kalma içgüdüsünden.

Meme emmekten ölüme kadar, yemek ve cinsellik birbirinden ayrılmaz. Olgunluk döneminde, sindirmek ve sevişmek bir göreve dönüştüğünde, insan sofradan da yataktan da içine sinmeyerek uzaklaşır, ama uzun ve verimli bir yaşamın en son gunune gençlikteki dunyevi zevklere duydugu iştah eksilmeden ulaşabilen insanlar da vardır.

Yazar bu cümleden sonra tabi ki birkaç örnek veriyor fakat aklıma Kazancakis’in Zorba karakteri geldi. Fakat Zorba başka bir yazının konusu…

Kitapta afrodizyak yemek tarifleri de bulunuyor. Üstelik hazırlamak da hiç zor değil.

PS. Muzun herhangi bilinen bir afrodizyak etkisi bulunmuyor. Zihninizde imgelediğiniz şey dışında…

buddha collapsed out of shame – 2007

Ben savaş oyununu sevmiyorum.

Buddha Collapsed Out of Shame 16 film festivalinden ödülle dönmüş 2007 yapımı bir Hana Makhmalbaf filmi. Vurucu. Bazı sahneleri iki kere vurucu.

Bakhtay 6 yaşında kırmızı yanaklı bir kız çocugu ve gerçek manada Afganistan’da bir mağarada yaşıyor. 2001 yılında Taliban’ın büyük bir kısmını tahrip ettiği Bamyan Budaları’nın olduğu yer Bamiyan’da sabah vakti başlayan film ile Bakhtay’ın okula uzanan seyaheti konu alınmış. Okul yolunda savaş, yoksulluk, din ve patriyarka dolayısıyla şiddet tarafından kuşatıldığında film tepe noktasına ulaşıyor ve Bakhtay ölüme boyun eğiyor, ölmüyor; ama ana karakter olan kendisi dahi filmin kahramanı olamıyor.

Film yer yer sıkıcı olabilecek kadar sade ve sakinken minik nesneleri, göstergeleriyle bağırıyor. Hayır, bakın bu “mesaj” demiyor. 16 ödül yanılıyor olamaz. İzleyin. Ödülleri boşverin. İzleyin. Çocuklar bizi izliyor. Çünkü çocuklar o kadar büyük ki…

mubi . buddha collapsed out of shame
download . buddha collapsed out of shame – torrent

ben seni anadilimde seviyorum

Buraya geleli iki ayı geçiyordu. Kimseyle tek kelime etmemiştim. Bazı akşamlar sahile iner köpeklerle konuşurdum. O anlarda kendimi hep bildiğim, güvendiğim bir yuvaya sığınmış gibi güvenli ve sarmalanmış hissederdim: anadilim.

Bir süre sonra bulunduğum yerin dilini öğrenmeye ve yavaş yavaş konuşmaya başladım. Sonra hızlandım. Dilbilgisini öğrendim. Kelimeler öğrendim. Günlük gazeteleri okuyup anlamaya başladım. Arkadaşlar edindim. Onlarla sohbet ettim. Onlara yazdım, mesaj attım. Kamu dairelerine dilekçeler yazdım. Polise derdimi anlattım. Mağazalarda istediğim şeyi bulamayınca yardım istedim; buldum. Gezdim, okudum, anladım ve anlaştım. Ama sahildeki köpek arkadaşlarımla sohbeti bırakmadım. Çünkü orası benim yuvamdı. Anadilimdi. Kızdığımda, üzüldüğümde, ağladığımda, sevindiğimde verdiğim tepkimdi. Ağzımdan bilinçsizce çıkan sesti, nefesti.

Aşık oldum. Onunla konuştum, tanıştım, sevdim, seviştim, alıştım, içinde o olan hayallar kurdum; ama kulağına fısıldayamadım, ağzımı açtım, fısıltımın kalbimdeki derinliği sığlaştı; yüzemedim, kelimeler ufacık kaldı oysa devler kadar büyük fısıltılarım vardı. Kulağı duydu, kalbi işitmedi.

Canım çekti, arzuladım istedim kalbimi ağzımdan taşırmayı, dilimle, dudaklarımla şekil vermeyi, harfe kelimeye büründürmeyi kulaklarımla çocukluğumdan kalan annemin ninileri gibi eski, tanıdık sesler duymayı… Sahile koştum.  Yuvam ordaydı.

sıfır noktasındaki kadın – neval el seddavi

Hiçbir şey beklemiyorum
Hiçbir şey istemiyorum
Hiçbir şeyden korkmuyorum
Özgürüm…

Mısırlı feminist yazar Seddavi’nin ilk kez 1987’de basılan kitabı idam kararı alınmış Mısırlı bir fahişeyi anlatıyor. Firdevs’in yüzü o kadar masum ki kimse onun adam öldürdüğüne inanmıyor. Firdevs’in yüzü o kadar masum ki kimse onun fahişe olduğuna inanmıyor. Firdevs fahişeliğini gururla, yüksek fiyattan, başarılı bir biçimde ve herhangi bir erkeğin “seni bu bataktan kurtarayım mı?” laflarından tiksinerek yapıyor. Bir insanı silahla öldürmek görece daha temizdir. Bıçaklamak pistir. Yaklaşmak zorundasınızdır; o an kavrayıp bıçağı size saplayabilir, elinize kanı bulaşabilir, bıçağı saplarken eliniz tenine değebilir, bıçağın deriyi yırtıp insan etine girişini hissedersiniz. Firdevs bıçağı adamın boğazına saplıyor, oradan çıkarıp göğsüne saplıyor sonra karnına ve sonra bedeninin her yerine. Asla af dilekçesi yazmıyor.

Toplu taşımaya ilk duraktan binip son durakta inerseniz bu kitabı bir solukta bitirip, Firdevs’i ve kurgulanmış bu hayatın ikiyüzlülüğünü bir müddet düşünebilirsiniz.

indir . sıfır noktasındaki kadın – neval el seddavi (.pdf)

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.