Menü Kapat

Yazar: babafingo (sayfa 1 / 2)

kapitalizm için kızılyıldızı takip et!

Efendiler, bilenler bilir ben bir süredir Asya-Pasifik ülkelerinde fink atmaktayım! (Atılanın ne olduğunu bilmesem de şık geliyor kulağa “fink” atmak)

Ne mutlu ki bana dünyanın en kapitalist ülkesini an itibariyle görmüş bulunmaktayım: Çin!

Neden olduğunu açıklamadan size Çin’le ilgili birkaç rakam vereyim – yorumlarıyla birlikte.

Nüfus: 1,338,299,500 kişi (Nüfusu 1.3 milyar kişi civarlarında zapt etmek için uygulanan katı her-aileye-en-fazla-bir-çocuk politikası an itibariyle nüfusun yaşlanmasından ve yaşlı nüfusu idame ettirecek kaynak yaratılamayacağı korkusundan yavşatılmış durumda. Yakın zamanda yeniden çoğalmaya başlayacaklar yani. Haberiniz olsun)

Kişi başına düşen milli gelir: 4,393 dolar (Komunist Parti teşkılatındaysanız bu rakam 6 hane ve üstünü kolaylıkla bulmakta)

İşsizlik oranı: %6.1 (siktirin lan herkesi günlüğü 0.7 dolardan tarlada/fabrikada çalıştırırsanız tabi bu kadar düşük gözükür)

Efendiler Çin’in 2015 itibariyle dünyadaki lüks marketin %46’sını tüketmesi bekleniyor. Bizim çılgın Arapları çıkardığımızda dünyanın geri kalanı lüks marketin sadece %37’sini tüketmekte. Yani anlayacağınız Çin dediğiniz yer, fakir ülke, gelişen ülke, dünyanın en zenginlerinden daha fazla zengin-tüketimi yapacak.

Şimdi neden kapitalist diyorum ben bu cancağızım ülkeye?

Efendiler, ülke nüfusunun yaklaşık  %0.8’ini oluşturan zengin kısım ( ki bunların tamamı komünist parti üyeleri/akrabaları çünkü Mao tahta çıktığında mevcut zenginleri doğrayıp, ülkeyi partinin hesabına geçirmiş) ülke gelirlerinin tam % 47’sini elinde bulundurmakta. Bu insanlar aynı zamanda ülkedeki seçimlerde oy-kullanma hakkına sahip elit azınlığı da oluşturmakta.  Bu kesimin dışındaysanız sadece komünist partinin sizin için belirlediği 3 muhtar adayından birini seçmek için oy kullanabiliyorsunuz!

Hong Kong, Shanghai (Şangay), Beijing (Pekin) dediğiniz memleketler tahayyül edemeyeceğiniz sayıda çok lüks alışveriş marketi barındırmakta.  Bizim Ankara’da Panora ; Istanbul’da Kanyon/Istinye Park falan inanılmaz mütevazi kalır diyeyim siz düşünün gerisini. Ben 300 metrelik bir sokakta (ki bu Hong Kong için herhangi bir sokak) 14 tane Rolex, 4 Chanel, 6 Burberry, 6 tane Louis Vitton, 5 tane Prada ve çok daha fazlasını gördüm.

Ve ülkenin bir kısmı bunları tüketirken, geri kalanı aylık 21 dolara çalışıyor! 21 dolar aq!

Umarım bir Pazar günü Hong Kong şehir merkezine gitmek nasip olur hepinize. Neden mi Pazar? Pazarları şehirde oturma/çalışma izni ve birçok hakkı olmadan evlerde hizmetçi olarak yaşayan yaklaşık 400 bin Filipinli merkez sokaklarını işgal etmekte. Amaçları mı? Eylem falan değil oğlum, Asya’da öyle aykırılık yok hiçbir yerde. Amaç arkadaşları/akrabaları görmek, güzel vakit geçirmek. Peki bunu nasıl yaparsın? E para yok, ev yok – sokakta oturursun! 400 bin Filipinli kaldırımlarda otururken, lüks mağazaların kuyruklarında bekleyip az sonra ortalama olarak 6700 dolar harcama yapacak Çinliler dünyada görebileceğiniz en büyük kontrastı oluşturmakta.

Komunist/sosyalist Çin’miş! Siktirin gidin lan!

Not: Bu yazıdaki fotoğraf benim otelimin tuvaleti.Tabi en lüks otelde kalıyorum lan, fakir miyim ben aq! Tuvaletin kıçınızı yıkamak için sunduğu seçeneklerden lükslüğün boku ne kadar çıkabiliyor bir memlekette görebilirsiniz!!!!!)

orospunuza merhaba deyin!

Çok arkadaş canlısıyım lan ben! Valla bak, nereye gitsem kaynaşıveriyorum insanlarla. Çok süper bir özellik – çeşit çeşit adam tanıyorsun sonunda.

Thailand (halk dilinde Taylant)’taydım bir süredir. Dedim buralara kadar gelmişim bir gideyim Pattaya’yı göreyim. Neden mi Pattaya? Bu şehir sırf Amerikalı askerlerin Asya’da da sevişebilecek bir yerleri olsun diye bir “seks cenneti(günahkarlar için)” / “günah yuvası (temizler için)” na dönüştürülmüş bir mekan. Hele bu ağabeylerimizin Walking Street diye bir mekanları var – yok böyle bir olay.

Size Thailand’ın sex demografisinden başka bir yazıda bahsedeceğim. Bu yazının amacı Walking Street’te tanışılmış bir “orospu” nun ağzından birçoğunun öyküsünü anlatmak. Önemli not, orospu kelimesi tamamen dünyanın en eski mesleklerinden biri olan hayat kadınlığından sanki kendimiz-değilmiş-onlara-giden-de-onlar-kendi-kendine-var-olmuş gibi onlardan tiksinmemize bir tepki olarak kullanılmıştır.

Orospunuzu tanıyalım:

Lakabı: Şanslı inci (Gerçekten çok şanslı – 33 yaşında – hayatının 10 yılını bir fabrikada aylık 160 dolara çalışarak geçirmiş. 31 yaşında kocasını trafik kazasında kaybetmiş. Kocasının (şöför) biçtiği arabadaki insanların yaklaşık 80.000 dolarlık tazminatını – inşaatı yarım kalmış gecekondusunun yaklaşık 10.000 dolarlık masrafını ve 8 yaşındaki çocuğunun yıllık 1000 dolar olan okul masrafını tek başına ödeme yükümlülüğüyle karşı karşıya kalmış bu olayın ardından. E 200 dolarla bu iş olmayacağına göre ne yapmak gerek? Thailand’dasın abi cevabı belli!

Güzellik ölçütü: Normal bir Asyalı kadın – minyon çok güzel bir kadın da değil. Ayrıca çocuk doğurmuş bir vücuda sahip.

Günlük kazancı: 70 dolar.

Kişisel masrafları: 150 dolar oda kirası /150 dolar yiyecek / 150 dolar sağlık testi ve kozmetik malzemeleri

Müşteri profili: 45-70 yaş arası, onun tabiriyle sert davranışlı/emirler yağdıran kart erkekler. Genellikle Hindistan, Kore ve Tayvanlı’lar.

Artısı: Kondomsuz asla oral/anal/vajinal ilişkiye girmemesi. Ha bir de kadının duyguları var abi!

İdeali: Kazasız belasız şu işten kurtulup Kuzey Thailand’daki evine dönmek – bitirdiği gecekondusunun bahçesine ev-yemekleri yapan bir restoran açmak. Pirinç tarlalarında aylık 50 dolar kazanan annesini ve yağ fabrikasında aylık 140 dolar maaş alan kardeşini de içinde bulundukları bataktan kurtararak mutlu mesut çalışmak.

Şimdi efendiler, bu Walking street denilen yer Şanslı İnci ve benzerleriyle dolu. Sadece Walking Street değil tüm genelevler böyle. Bunu bir aklımıza yazalım.

Kendinizi çükü kalkmayan, kadını (daha da önemlisi bir insanı) metalaştıran, onların zor durumunu istismar eden, bundan zevk alan, kendi karısı yataktan attığı için bu insanlara tokat atan-döven, kendi boşalamadığı için kadına parasını ödemeyen, kendini temiz kadını ahlaksız / orospu sayan moruklarla, eziklerle, apaçilerle bir araya koyup koymama kararı size kalmış.

Ben size çok kısaca orospunuzu anlatayım dedim.
Selametle

popülist alternatif!

Soruyorsunuz değil mi kendinize nasıl aykırı olunur, nasıl alter(natif) olunur? Var mıdır bu işin bir yol hali öğrensek diyorsunuzdur? Niye demeyeseniz oğlum, çok güzel aykırıkızlar var lan, hem de çok kolay götürmesi değil mi? Adamların aykırıyız ayağına yapmadığı halt kalmıyor değil mi lan? Ne güzel dünya ak!

Size burada nasıl aykırı olunur anlatacak değilim (niye anlatayım oğlum kızları ben götürüyorum alter ayağına mal mıyım?). Ancak daha önemlisini anlatacağım: alternatif olunamayacağını, aykırı olunamayacağını anlatacağım.

Şimdi dostlar, alternatiflik her ne kadar tanımlanmaya çalışılsa da, bir olgudan çok bir oluşumdur. Yani alternatif budur, bunları yaparsanız alternatif olursunuz tarzında bir tanımlamanın yapılması imkânsızdır. Bugünün alternatif tanımının geçmiş ve gelecekteki tanımlarla aynı olabileceğine inanmak en iyi ihtimalle ahmaklıktır! Ayrıca, çok basitçe söyleyecek olursak, alternatifliğin tanımını yaptığınız anda, o tanımın da alternatifi oluşur. Unutmayın, alternatiflik, tanımlanmış her şeyin karşıtını oluşturma hareketidir.

Şimdi arkadaş, geçen bir dost bizi tuttu “underground” ortamlarında konser var dedi götürdü. (Çok havalı yerler lan kesin gidin, çok iş çıkıyor). Halihazırda farkındaydık ülkemizde ne yazık ki tek tip bir aykırılık kavramı olduğunun. Ancak durumun bu kadar vahim olduğunun farkında değildik. Bir topluluk bu kadar mı tek tip olur? Yıllarca tikisine, jiksine, conconuna tek tip diye söven bizlerin kafa yapımıza yakın olduğuna inandığımız insanların durumu daha da vahimdi! Tak bir kemik gözlük, giy bir dapdar kotpantolon, sırf üstünde ne olduğunu önemsemiyormuş gibi davranmak için gidip özenle satın aldığın ağzı yüzü kayık bi tişört geçir kafandan tamam. Ha bir de ayağa converseve türevleri, üste de ormancı stili kareli gömlek. Eline de bira bardağı al ak. içki içmeyen aykırı mı olur! La bi de salak gibi mont falan giyme aykırısın oğlum titre soğukta sigaranı emerek! İşte konserdeki tiplerin % 90-95 ini böyle tanımlayabiliyordunuz. Vahim değilmi? Populist aykırılık ak bunun adı! Bari tikisi – jiksi yaptığını inkar etmiyor, moda diyor, ona inanıyor! Peki ya sen? Aykırıyım ben bambaşkayım diyorsun, yediğin halta bak!

Önemli notlar:

  • Converse uzunca bir süredir bir Nike markasıdır! Biz küçükken top oynardık ak ucuz bezayakkabı diye her yerde satarlardı. Yırtıldığında valideler ele iğne iplik alır dikerlerdi.Şimdi geldiği noktaya bak! Selam marka oyuncağı aykırılar! Adamlar sizi nasıl da işledialttan alttan!
  • Ağzı yüzü kayık tişörtleri Kanyon’da İstinye’de alırken görüyorum sizleri! Selam alternatif conconlar!
  • Lan kemik gözlük bulacağız diye ebelerinizin, ninelerinizin, dedelerinizin başının etini deyemeyi bırakın lan! Gerek yok! Tamam tamam valla o kadar marka düşkünü değilsiniz! Ben yine de marka tavsiyesinde bulunabilirim isteyene özelden!
  • O kotları da yırtmayın ak! Bizim eski mahallenin imamına denk gelirsiniz valla adam affetmez dalar haberiniz olsun! Hem paranıza yazık lan, yırtık kot pantolon daha çabukeskiyor!

Son not: Başta yazdığım alternatif karı kız olayları falan yalan, sıkıyorum tamamen; gaza gelmeyin hemen! Ha ortam varsa söyleyin ama geliriz!

x, libya, y, tunus, z, mısır

people before profit Efendiler, muhalif kimliğimizden olsa gerek, bir süredir OrtaDoğu ve Kuzey Afrika’daki gelişmeleri yakından takip etmekteyim. Tabii bunda daha 2 sene önce Ruslar tarafından az daha işgal edilmiş bir ülkenin başkentinde olmamın ve insanların savaş gerçeğini ne kadar kanıksayarak yaşayabiliyor olduklarını gözlemleyebilme fırsatı elde edebilmemin de etkisi büyük. (Bilmeyenler için belirteyim, takribi 2 sene önce, Rusya tam 5 saatte Gürcistan’ın başkenti Tiflis’e ulaşmıştı. Daha sonra alacağını aldığından emin olarak (ki bunların arasında Putin’in gözde sahil kasabası Gagra’da bulunmakta) ve bir kez dahabu topraklara en büyük benim mesajı vererek çekilmişti. Bu arada yine bilmeyenler için belirteyim son model bir arabayla Rusya sınırından Tiflis’e hiç mola vermeden gelmeniz de yaklaşık 5 saat tutacaktır.)

Tunus, Mısır, biraz biraz Ürdün ve şimdi de Libya “muhalif” olarak adlandırılan güçlerin etkisiyle kaotik günler geçirmekte. Bu topraklardaki her gelişme gibi Batılı ülkeler nasıl nemalanabilirizin derdine çoktan düştü. Bu ülkeleri birer birer inceleyecek olursak:

Tunus: Zeynel Abidin Bin Ali, yaklaşık 23 senedir demokrat-diktatör gibi uydurma bir kalıpla ülkeyi yönetmekteydi. Zeynel Abidin ayaklanmaların sonucunda takribi 6 milyar dolarlık servetiyle ülkeyi terk etmek durumunda kaldı. Ayaklanmalara ön ayak olan ise En-Nahda, İlerici İslamcılar, Selefiler, Hizb et Tahrir, Tebliğciler, Şii akımlar ve İlerici Müslümanlar gibi İslami gruplar. İran’ın otoritesini arttırmak adına son 30 senedir Şiiliği Tunus’ta yayma çabası ve buna karşılık Sunni’lerin başını çeken En-Nahda’nın arzuladığı Sunni-İslam devleti ideolojisi önümüzdeki yıllarda karşı karşıya gelecek gözükmekteler. Batılı emperyalistler, daha önce kontrolleri altında bulunan Zeynel Abidin Bin Ali’nin tahtının sallanmaya başlamasının ardından, en büyük kozları olan iç karışıklık kartını oynadılar ve kazandılar. Şu anda geleceği belli olmayan, muhtemelen bir Şii-Sunni çatışmasına duhül edilecek bir Tunus var elimizde. Bu arada önemli bir not, En-Nahda Taliban’ın Tunus’taki projesinin adıdır. Yani Amerika ve batılı ülkeler dünyayı başlarına yıkmakla tehdit ettikleri Taliban’la demokrasi adına aynı taraf oldular!

Mısır: Hüsnü Mübarek 30 senedir hüküm sürdüğü Mısır başkanlığından devrildi. (65milyar dolara yaklaşan servetine zeval gelmedi Allah’tan.) İslami Cihad Hareketi ve bu hareket tarafından beslenen Ordu devrimde başroldeydi. Yıllarca Amerika’nın Türkiye’ye alternatif olarak tuttuğu yegane kozu Mısır’ın başrolündeki insan devrilmiş oldu. Taliban’ın zafer çığlıkları attığı şu sıralar, Amerika ve batılı ülkeler de çok gecikmeden Hüsnü Mübarek’i karalamaya başladılar. Afganistan’da güya savaştıkları Taliban’ın ve onların deyimiyle “şeytani” İran’ın örgütlediği insanları “demokratik” olarak atfetmektende geri kalmadılar. Sorumuz şudur: Demokrasi ülkeden ülkeye değişen bir olgu mudur? Aynı görüşteki insanlara Irak’ta Afganistan’da Amerika’da terörist diyen sizler, ne oldu da şimdi onlara Mısır’da “demokrasi savaşçıları” demeye başladınız?

Amerika daha da ileri giderek yılların tarikatı İslami Cihad hareketinin demokratik bir parti olarak temsil edilmesi gerektiğini, bu yüzden de bir an önce parti seçimleri yapılarak daha anlamlı bir biçimde temsil edilen bir hareket haline dönüşmesinin önemini vurguladı. Bekliyorlar pusuda, aradan birkaç adamımızı nasıl sıkıştırırız yönetime diye.

Libya: Tunus ve Mısır’ın ardından artık Batılılar hiç tereddüt etmeden 42 senedir hüküm süren Kaddafi’nin karşısında yer aldılar. Kaddafi’yle dertleri olduğundan değil; devrilmesine kesin gözüyle baktıkları liderin karşısındaki hareketi bir anca önce nasıl kendi lehimize çeviririz gayesiyle. Umdukları, buradaki muhalif hareketin de başarı eldeetmesi ve Kaddafi’nin yerine geçecek yeni gücün de yine kendi belirleyecekleri bir isim olmasıydı. (ta 1961 yılında Kadaffi’yi Libya’nın başına getiren batılılara selam olsun). Bu uğurda yine Taliban’ın örgütlediği muhalif kesimle aynı tarafta bulundular ve Kaddafi’yi açık açık tehdit etmekten çekinmediler. Ancak Kaddafi geri adım atmadı ve muhalifleri püskürtmeyi başardı. Ve sonuç olarak ne oldu? Çoktan saflarından kaybettikleri Kaddafi’nin hükümranlığının devam edeceğini anlayan Batılılar buna izin vermeyerek, NATO denilen mevcut güç dengelerinin Batılıların aleyhine değişmemesi dışında hiçbir halta yaramayan uluslararası orduyla Libya’yı bombalamaya başladılar. Kaddafi’yi ileri demokrasi için devirmek adı altında, ona Tunus ve Mısır gibi karşı çıkmayan çoğunluk halkı da bombalamaktan geri kalmıyorlar. Libya’da halka rağmen halk için savaşan Batılılar!

Efendiler, muhalif kimliğimizden ötürü tek kişilik hükümranlıkları savunacak değiliz.Ancak kuru kuruya muhalefet etmekte acziyetten öteye gidemez! Muhalif olmak ne olursa olsun mevcut gücün değişmesini değil, mevcut gücün yerine geçecek gücün de ölçülüp biçilmesini gerektirir. Yoksa Bosna’da, Cezayir’de, Tibet’te, Çeçenistan’da, Irak’ta, Afganistan’da, Gürcistan’da, Kırım’da, Afrika’nın her bir ülkesinde, Güney Amerika’da, Viyetnam’da katliyamları gerçekleştiren ya da buna göz yuman Batılıların ekmeğine “nutella” sürmekten öteye gitmez yaptığınız. İki tarafı tartmadan, muhalif olunmaz, bu böyle biline!

cenaze evinde mafin kavurmak

Ey ahali, ey tüketiciler, ey neyi niye yaptığını bilmeyenler, ey yarın yok olup gidecekler, ey zaten olmasa da olurlar, ey güçlü acizler!
Size bir müjde vereyim dedim, daha fazla tüketin, daha fazla kendinizi olmadığınız gibi gösterin, daha concon olun, daha da bizden kopun diye.
Cenaze evlerinde neden helva yenir bilir misiniz? Ağzınızı yaya yaya “bir peygamber falan demiştir, ya da aksakallı bi adam böyle derin derin konuşan” dediğinizi duyar gibiyim. Ya da “ne bileyim ben adet olayları galiba” dediğinizi.
Cevap o kadar komplike değil, sizin beyninizin almayıp da sizin yerinize düşünmüş olanlara yıkmanıza gerek yok ihaleyi.
Neden basit çünkü biz basitiz, basitiz çünkü insanız! Basit ihtiyaçlarımız var bizim, onları dümdüz karşılarız. Yani Hermes eşarp da düz tülbent de aynı şeydir bizim için tarlada kavuran güneşin altında: Başımıza güneş geçmesin. Yoksa anlamayız biz sizin nesnelere eklediğiniz değersiz değerlerden!
Neyse çok uzatmayalım müjde hepinize. Cenazede helva kavurmanıza gerek yok. Onun yerine mafin, waffle hatta badem ezmesi bile yiyebilirsiniz. Çünkü helvanın tek bir amacı vardır cenaze evinde, üzüntüden kan şekeri düşen insanların en ucuz ve en kısa yoldan (un – su – şeker) dengelerini bulmaları. Yani dualarla bezeli bir sırrı falan yok. Ha dua etmeyin demiyorum, edin lan mal mısınız? Adam ölmüş. Nese işbu nedenle, kan şekerini kısa yoldan arttırmak adına mafin ve türevlerini yiyebilirsiniz. Sonuçta onlar da adlarını ne kadar değiştirirseniz değiştirin un su ve şekerden oluşuyor!
Hadin lan yine yırttınız, gidin starbucks yuvamızdan bol miktarda tercihen çükulatalı (bu da sırf ben böyle seviyorum diye) mafinler alın öyle gidin cenaze evlerine! Ya da durun lan geleneklerimizden birden kopmayalım böyle! Şimdilik kendi mafinimizi kendimiz yapalım: Yaşasın cenaze evinde mafin kavurmak!
Not: Bu yazı business class bir uçuşta ele alınmıştır!

ankara

Ankara’yı sevmeyin ulan! Bırakın bize kalsın Ankara. Bırakın sokaklarında fikirleri için dayak yemeye güle oynaya gidenlere kalsın. Bırakın kafasını benden öte biz için yoranlara kalsın. Bırakın yere düşenden şüphe etmek yerine el uzatanlara kalsın. Bırakın Anadolu çocuğuna kalsın. Bırakın “bebe” diyerek herkesi bilip bilmeden kardeş görene, kendi bilene kalsın Ankara. Ankara çocuğu bebe dediğine vurmaz, kendi bebesiyle kavga etmez. Bırakın, iki kız zorlayacağız diye birbirini satan İzmirli piçlere değil de duygu olayını kutsal görenlere, kendi melankolisinde mutlu olanlara kalsın Ankara. Bırakın o sizin gri dediğiniz şehirdeki muhabbeti görüp ona aşık olana kalsın. Denizi olan şehri seversin, tarihi sarayları hanları seversin de bu mudur sadece olay? Herkes arzular taş gibi model kızımızı da bu mudur seni özel kılan? Herkesin sevdiğini sevebildiğin sürece mi varsın? Yoksa her şeye rağmen sevebildiğin sürece mi? Bırakın bu sorunun doğru cevabını bilenlere kalsın Ankara.

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.