Menü Kapat

Yazar: Kirkor Cezveciyan

omurgasız eklemleri

Baharda kelimeler vardır kelimeler farklı ve eş anlamlar ile üst üste alt alta yan yana çapraz ve diyagonal açılar ile örtüşebilirler ki bu kendi içre tevazusunu kurtaran kalın parmakları ince ten zehir zıkkım yağmur gibi sülfürik barbados kız kara eksik yalanları cani parçalı ve umutlu tırabzanları kör kamış kalkanları bu takım elbise cenazesi umur ve hayâ ile marine edilmiş öğle üstlerinde kredi kesintileri bir simülasyon için fazla basit fazla basit fazla basit fazla basit basit if azla bas it fazla bas asit itfa il azla tebessüm susarcasına dışarı çıktım kız erkek ile güneş kış bir saptama kiç uslarda kıç fazla eksik huzur eksik adalet sarpa saran bu sağlık doktrin tebessüm ve ekmek düzeni tehdit asla azla ağlak adımları teker teker teker teker teker ter kek er tek er fazla ağla ağla ağla ve buluştuğumuz bu düzlemlerde bir simülasyon için bu çok fazla bir ihtiras gibi dikey yatay adımlar tüm kuşvarlar paralel düzlemler boyut ağları kir yasla buz basta bağrına ağla asla koz kıyam ve tereddüt intihar gibi eklenmekte bu yağmur bu yağmur bu yağmur bu yağmur bu yağmur bu yağmur burada bu çok fazla esle ve kaza asla asla

Asla

Karabayraklar kutsal sular akıtmakta datası belirsiz ruhlara. Bir zaman benlik bulmadıkça kim şüpheli likler. Eriyecek göz bebeklerinden intihar damla damla kurumuş ağlarda. O halde tereddüt terk etmeyecek. Elli beş kelime kıl kesmeyecek şüphesiz ince. Nasıl ki biberon icat edildi ise. Sentetik huzurlar çözülecek giyilecek kılıf üstüne kılıf kılıf üstüne.

Vahşet Şölenlerinde Okur Kalmak

Toplumsal belleğimiz bir zamandır gınayı aşan tekrarlamalarla pek çok yeni söz öbeğine maruz kalmakta. Önü arkası kesilmez hengâmeler arasında savruluyoruz. İdeolojisi ne olursa olsun hatta olsun olmasın, adımlarımıza dayanak toprak kesitine paydaş herkesin şu zamanlarda ortak hisleri; korku, dehşet ve hayret. Büyük bir yüzdemiz, insani olanı bürokrasiyle bürokratik olanı insaniyetle çarpıyor, bölüyor, topluyor, çıkarıyor. Elde ettiğimiz sonuç sıfır arkası virgüle değiyorsa, sorunlarımız Pisagor’a kadar uzanıyor demektir.

Alâeddin Şenel, eşine az rastlanır zihin zoru çalışması İnsanlık Tarihi’nin giriş epigrafıyla belki de öğretim hayatının en büyük dersini veriyor bizlere:

“Aynı koşullar içinde bulunsaydım ben de aynı konumda bulunabilir, benzeri şeyleri yapabilirdim” demeyen, ne kendini ne başkalarını anlamıştır ne de insanlık tarihini anlayabilir.

Okuduğum ilk anda benliğime nakşettiğim bu satırların bilinciyle yaşamaya çalışıyorum yıllardır. Evet, insanlığı anlamak için hayat çok kısa ve toplumsal değişimler çok geniş zamansal ölçeklere yayılıyor.  Ancak artık insanlığı anlama hevesi şöyle dursun bu çok konuşkan kaos içinde birey kalabilmek bile ayrı bir ömür yığını gayret gerektiriyor.

Bu çok konuşkan kaosa yeni bir tanımlamayla katkıda bulunmayı hiç istemememe rağmen duramıyorum. Vahşet şölenlerinin ortasındayız. Hiç tanış olmadığımız bir uzak coğrafya insanını, söz gelimi ilkel bir kabile mensubunu tutup buralara getirsek neredeyse eminim ki o da halimizi bu şekilde tanımlardı. Belki yüzölçümlerine eşit yüzdelerde dağılmıyor, belki konumlar ve yöntemler değişiyor,ancak ölüm kültürünün yarattığı coşku katlanarak artıyor toprağımızda. İnsan öldürüyor ve kutluyoruz. Ölüyor ve kutluyoruz.

Peki her şeyi bir kenara bırakmak. Yüzlerce yıl öncesinin bir esnafı gibi, Doğu Roma’nın yıkıldığı gecenin sabahına dükkânımızın kilidini açmak için nasıl bir ruhsal hale bürünmemiz gerekiyor? Yöneten ve yönetilen her kesimin potansiyel bir kıyım aracına dönüştüğü dakikalarda kitabımızın sayfalarını çevirmek. En basit haliyle kişisel zevklerimizi ve ihtiyaçlarımızı suçluluk, korku ve tüm kötücül hislerden arındırarak nasıl devam ettirebiliriz? Vahşet şölenlerinde nasıl okur kalırız?

Tarz-ı Hayat’tan Life Style’a tam bu zamanlarda okuduğum/okuyabildiğim bir kitap. Ülkemizin tırnak içerisinde büyük insanlarının kişisel çıkarları uğruna kendileri dışında her şeyi feda etmeye hazır olduğu, bu doğrultuda birkaç sene önceki tutumlarının (zıt kelimesine yeni bir tanım getirircesine) tam tersine hareket ettikleri bir dönemde Rıfat N. Bali, yaşadıklarımızın ilk olmadığını bir kez daha suratımıza çarpıyor kitabıyla.

Yeni Seçkinler, Yeni Mekânlar, Yeni Yaşamlar alt başlığını taşıyan çalışmanın ilk baskısı 2002 yılında yapıldı. Evren darbesinden yazıldığı güne kadar uzanan 20 yıllık süreci konu edinen kitap bu yıllarda kent yaşamı ve kültürünün nasıl inşa edildiğini ele alıyor. Bali, bu süreç okumasını üç dinamikle gerçekleştiriyor; siyasal, ekonomik ve kültürel figürler. Böyle bir yakın tarih okuması sunan kitabın kaynakları bu nedenle ağırlıklı olarak dönemin canlı özneleri olan süreli yayınlar. Sayfa cüssesinin yarısından fazlasını çeşitli gazete ve dergi alıntılarına ayıran kitap aynı zamanda araştırmacı okura bir yüzey taraması imkânı sunuyor.Bali, çalışmasını üç genel bölüme ayırıyor. Bu üç bölüm kendi içlerinde çoğu ironik başlıklara sahip senli benli anlatımın ağır bastığı kısa metinlerden oluşmakta. Tarihsel/siyasi içeriğe sahip akademik bir çalışmada Bali’nin bu tercihi, kitaba hızlı okunabilirlik kazandırırken aynı zamanda her kesimden okura hitap eden bir nitelik de sağlıyor.

Tarz-ı Hayat’tan Life Style’a ilk bölümünde başrolleri Evren ve Özal’a bırakıyor. Darbe ve liberal ekonominin yarattığı gerilim/boşalma reaksiyonlarına yavaş yavaş belirmeye başlayan köşe yazarlarının gereksiz ayrıntılar dolu kişisel deneyim aktarımları ve toplumun her kesimini etkileyen işadamları eşlik ediyor. Bu bölüm aynı zamanda günümüzün (işlevi ayrı bir tartışma konusu) geniş finans kaynaklarına sahip TÜSİAD ve TESEV benzeri sivil toplum kuruluşlarının ortaya çıkış serüvenlerini de göz önüne sermekte. Özal’ın ölümüyle sona eren bölümün en şaşırtıcı kısmı ise köşe yazarlarından yapılan alıntılar. Serbest piyasa ekonomisinin ülkede, özellikle İstanbul gibi büyük kentlerde yaşayan insanlar üzerinde yarattığı lüks düşkünlüğünün dönemin köşe yazarları tarafından nasıl takdirle karşılandığını bir arada görmek hayretlerimize hayret katıyor. Çoğunluğu hâlen meslek hayatını sürdüren köşe yazarlarımız, günümüzdeki muhafazakâr çizgilerinden henüz bihaber tutumlarıyla fakirliği bir suç, bir günah kefesine yerleştiriyor.

İkinci bölümde ise bu zenginlik ve lüks hevesinin Türk elitizmini doruklara ulaştırdığı aynı zamanda radikal İslam temelli siyasal yapıların oluşumuna ev sahipliği yapan doksanlı yılları konu ediniyor. Bu bölüm adeta günümüzde devam eden bir futbol karşılaşmasın ilk yarısını andırmakta. Doksanların ardından yeni bir binyıla girerken ülkede kabuk tutmaya başlayan toplumsal katmanları ve yönetim kademelerinin yaşadığı devinimi uzun uzadıya ayrıntılarla inceliyoruz. Çevirdiğimiz her sayfa yaşadığımız şu günlere yeni bir bakış açısı kazandırıyor.

2001 kriziyle son bulan kitap, mevcut hâlimizle karşılaştırıldığında neredeyse bir kehanet niteliğinde. Hâli hazırda kontrol altında tuttuğu ülke yönetiminin, göklere çıkardığı demokrasi söylemlerine rağmen tek el altında toplanamamış olmasına dahi tahammül edemeyen bir iktidar hastalığının maddi ve insani tüm olanakları hoyratça harcamaya çekinmediği yaşantımız, yüzyılımızın ilk çeyreğini tekerrürsüz kapayamayacağımızın nereden baksak habercisi. Bu nedenle okumamız sona ererken bir bakıma başta bahsettiğim ortak hislerden kurtulabildiğimizi söyleyemiyoruz.

Bali’nin kitabı, çok konuşkan kaosumuzda bir mikroskop işlevi görüyor. Bize ayrıntılarda paranoya kurmaktansa insan olmanın dayanılabilir çilesine fikirlerimizle karşı koymayı, vahşet şölenlerinde okur kalabilmeyi vadediyor.

İntihal Naaşı

Kibritleri birbirine vura vura kül grisini şirk koşan budist parlamentosuna ateist. Güç istencinden fışkıran erek kanları damla damla seken kurşun kemeri kin desenli ikibinonaltı boğum. Ertesi ertesine makamsız sela sanatsız kusmuk ağlayan gizli eşcinsel zorunlu homofobik imamlarım mezopotamya devşirme. IRK IRK IRK IRK IRK IRK IRK!

Bak bu pastel tonlu alaca kent manzarası apronunda felaket festivali havalimanın. Ellerimde kesici delici özgürlükler cinayetlere arzu dolu tecavüz. Gece inesice flamalarım firmalarıma ortak bankamatiklerimden boşalan erekte güvercinler. Mülteci kalmamışsa yerleşik tebaa da rendelerim.

Foucault okuyan bakkallarında kitle kısa camel ve iktidar. Habermas ödünç aldığım sucu büyük deposunda kapatılmış uyur. Deleuze gibi bastırılmış ergen azımsanan kırkını geçmiş bakir adamlarla kamusal alan fantezisi. Varsa mantığı geri getir anlamı bizim parktakilerle Canetti çiftleşsin.

Kulağımda pek uyarılı megafon kopmuş köprü cızırtısı ayağının. Anlık kara ekranlar mavi ekranlar küf teri yeşil. Klavyede savaş uçaklarından kurtarır beşi eksik F11. Teşekkür testislerine üçbirliği melami avesta. Kırk odalı harekât bezedim ölü ve sayısı saniye gözaltı. Gece günah olmadan çek tırnak birey makasını KIRP KIRP KIRP KIRP KIRP KIRP KIRP!

Uluya uluya okuduğum bu bildiriler görüntülü kâğıt konuşma rica ediyorum kıvır. Tank erlerimi simülasyonlarla elektrik kesilmeden tekrar doldur. Bürokratik salıncaklar cephelerimde çok kornalı nümayiş. İki dişil neden kalkışmasın senle aynı dili kullanmadan. İki dişil neden sevişmesin cevap ver bak dikte ile yalvardım.

Korku temelinde cesaret ben diliyle beslensin kısa mesajlar. Tapu bilinçli şark toprağında mezat tahterevallileriyle anılsın manifestolar. Eksik kodeks kökten ideolojiyle hukuk unsurlarından paslansın. Kirsiz alaşım evren umursamayadursun galaksi virüsleri. Küçük ölçekte buharlaşalım bir akşam ne olur.

Ya iki birey yan yana birey önermesi evren ucu bu bencil taş parçası ya da kalk zihnimizi silelim ya da kalk tereddüt imkânlı ölümler dinleyelim ya da son poğaçayı ruhumuzda bölelim ya da vahşet şölenlerine gidelim ya da vahşet şölenlerine gidelim ya DA DA DA DA DA DA DA!

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.