Günlerdir tavandan sarkan o küçücük örümceği gözlüyorum. Onu ilk gördüğümde “yarın temizlik yapmalı ve onu oradan almalı” demiştim. Aslında saniyeler sürmeyecek bir işti onu oradan almak. Erteledim ve ondan sonraki günlerde de kimi zaman çok küçük olup görünmemesi sebebiyle varlığını unuttum; kimi zaman da olmadık vakitlerde, üşengeçlikte zirvede olduğum anlarda göründüğünden umursamadım. Oda, onu fark ettiğimden beri defalarca dağılıp toplandı ama o rahatından olmadı.

Çalışmalarımdan ve okumalarımdan bunalıp kafamı kaldırdığımda onu görmeye başladım ve gittikçe bir sempati duyduğumu da fark ettim.

Aklıma hemen Dönüşüm geldi. Kafka, insanın hislerini ve dönüşümünü haybeye böcekte toplamamıştı. Bir böcek nasıl davranır, nasıl beslenir, nelerden korkar.. Kim bilir bunları ne uzun süre gözlemlemişti. Mesela Gregor’un taze yiyeceklerden midesinin bulandığını ve yalnızca çürümeye yüz tutmuş yiyeceklere iştahının kabardığını hatırlıyorum. Ve tavanda ters durmanın – öyle saatlerce durmanın – ona nasıl haz verdiğini yazmıştı. O da böyle benim odamdaki küçük örümcek gibi sarkıyor muydu, hatırlamıyorum. Yeniden okumak gerek.

Gerçi o bir böcekti, benimki örümcek…

Devam