Menü Kapat

Yazar: Kadir Sarp Bozoklu (sayfa 1 / 2)

Show Must Go On

Acta est fabula..

“Oyun Bitti”

Şüphesiz, ünlü Augustus için oyun bu sözlerle son buldu. Peki ya beşer için oyun ne zaman başlamış ve ne zaman bitecektir?

Ne zaman bitecek sorusu elbet bir şekilde cevaplanabilir. Kaçınılmaz olan, koca bir inhitat içine düşeceğimiz ve o vakte kadar tüm kaynakları tüketeceğimizdir. Belki de dünya tenha, metruk bir yapıya dönene kadar proses devam edecektir. Belki de bu fezada ki mavi boncuk, beşer yerine başka canlıları kâim edecek. Yahut insanlar gezegenden gezegene başka şartlara intibak olana dek muhacir olarak dolanıp duracak. Şimdiden Merih’te zirai ve toplumsal alanlar için çalışmalar başladı, lâkin “başarı” olasılıklardan sıyrılıp insanlığın ellerine düşecek mi?

Biz yani Descartes’ın deyimi ile “düşündüğünün üstüne düşünebilen insan” (Homo Sapiens Sapiens)  yaklaşık 200 bin yıl kadar eskiye gidiyor (Omo 1), lâkin benim ve yazının devamı için mühim kısım bundan 10 bin sene öncesidir. İnsanlık tahıl tarımı ile tanışıklığı kaynakçalar dahilinde İ.Ö. 8500’lere kadar inmektedir. Tam olarak burada kendilerini iaşe edecek, mamut avlarının zararlarından kaçınacak, daha sonra uygarlıklar ihdas edip, 1789’da “ihtilal-i kebir” ile farklı bir boyuta uzanacaklardır. Bu uzun yolculuk boyunca,  dünyadaki kaynaklar yavaşça keşfedildikten sonra zirai, sanayi ve içtimai alanlarda kullanılmaya başlanmıştır. Peki yüzyıllardır süre gelen kaynak savaşları ve tüketim çılgınlığı  karşısında dünyanın durumu nedir?

Bu destüriktif ve bilinçsiz kaynak kullanımı son yıllarda insanlığın gözüne çarpmış olsa da, sonucu etkileyen önemli önlemler pek yok. Hayfa ki bunun mucibince alınmış önlemler yetersiz kalmaktan ileriye gitmiyor. Biyokapasite denilen; amiyane tabir ile dünyanın üretken alanları anlamına gelen, ölçümlerinin sonuçları son yıllarda hiçte iç açıcı değildir. Buna takiben biyokapasite açığı 1970’de tüm yılın kaynakları 23 Aralık’ta tükenirken bu durum bugün 13 Ağustosa kadar gerilemiştir. Bu durumu şöyle bir örnekle açıklayan Dr. Mathis Wackernagel “Bir yıl boyunca kazanacağınız parayı düşünün. Dünya Kaynak Aşımı Günü o parayı bitirdiğiniz gün. Tabii bu durumda siz bütün insanlığı, yıllık maaşınız da Dünya’nın biyokapasitesini temsil ediyor “ Her yıl daha savurganlaşan insanlık, 30 yıl içerisinde takvimde 5 ay geriye giderken önümüzde ki 30 yıl sonra kaynak tüketimin nerede olacağı bir muamma.

Bu gidişatın nakıs yönde ilerlemesinin elbette sonuçları olacaktır, belki sonraki yüzyılda gerçekten insanlar muhacir bir vaziyette gezegenlerden gezegenlere dolaşacak, belki de doğa rövanşist davranıp insanlığı lağv edecektir. Sonuçlarını kestirmek mümkün olmasa da, aynı Augustus gibi bir gün bizim için şu sözler geçerli olacaktır;

Acta est  fabula

Doğum Kontrol Hapı

Ah şu fiziksel unsurlar, ne büyük ayıptır beyine. En büyük yalandır, iç güzellik oysa. İki lakırdıda bir meme, iki seks arası bir sigara. İki diyalog arası belki bir zeka kırıntısı, ne mühim muhabbettir yüz güzelliğinin arkasına saklanmış fındık kadar beyin. Libido ne çok öne geçer, diyalogların arasındaki dekoltelerde. Ayakkabı numarasından daha az IQsu olan biriyle sevişmek ne denli acınası bir şeydi oysa. Kastrasyon şart dostlar, kastrasyon şart. Şaibelidir özünde tüm sevişmeler, kimse kimsenin kara kaşına gözüne bakmaz lafı yalandır. Genetiğini güvende tutmak için ille de fiziksel unsurlar. Yalan söyler tüm pornolar; ne tüm erkekler zenci, ne tüm kadınlar japondur o yüzden. Kılçıksızdır o yüzden memeler, penisler, dilde de olduğu gibi kemiği yoktur. Dişlerinizin arasında kalacak puslu kıtalar atlası, zekamıza en büyük hakaret bu hormon zamazingosudur. Malum yerlere düşmüş, olaysız dağılalım lütfen.

Res Publica

Tehlike anında camı kırınız,

proles” yani latince çocuk, bugünkü kullanımı ile “proleterya“. Eski Roma’da sınıflardan birisi olan proles, çocuklarından başka mal varlığı olmayanlar için kullanılırdı. Bugün bu durumun çokta değişmediğini göz ardı etmemek mühim.

Asgari ücret alan bir ailenin (ki toplum normları dediğimiz kitledir) geçinmesi için, kirasından arta kalanla ay boyu kıt kanaat geçinmesi söz konusudur. Tonlarca kredi altında mülk sahibi olmaya çalışması, bunun mucibince yeri geldiğinde iki işte çalışması onu “proles” yapmaktadır. Şimdi modern, demokrasi, cumhuriyet (res public), insan hakları diyebilirsiniz elbette, bir kaç değişiklik söz konusu. Ama sistemin aynı olduğu, sadece isimlerin değiştiğini hatırlatmak isterim. Demokratik görüntülerin altındaki kemiklere bakıldığı takdirde mutantan gerçeği görebiliriz. Farklar nedir? İnternet mi? Okuyabilmek mi? Özgürlük mü? Bu olguların gösterdiği tek şey, keskin bir şekilde şiddetin fiziksel hasardan psikolojik hasara dönmesidir. Ceo, genel müdürler, patronlar sürekli olarak isimleri değişse dahi, sizin isminiz yani bizim ismimiz hep “proles” yani “proleter” olarak kalacaktır.

Res public: Halkın yararı için

The Emperor

Kılçıkları takılacak boğazlara, ne nimet olur ne haram. Herkesin prangası kendi kemikleridir aslen, özgürlük ise adem elmasında mapus. Nişan al, ateş! Meşhurdur devletlerin bireylere yaptığı “Endülijans”, en azından eskiden cennet vaad edilirdi, şimdi ise maaşa zam. Regli döneminden farksız ülke seçimleri, yeni başkan eskisinin reenkarnesi yahut armut dibine düşer bilinmez. Bilinen tek şey bu yüzyılda “Fight Club” çok sevildi, bu yüzden meşrudur şiddetin tecelli oluşu.Beyim kesiniz kafalarını! Endişe duymayınız içi boştur, zira dolu olsa bilirdi “Aşık ile Maşuk”’un  hikayesini, olmaz bunlardan yek beden.

Brüt altmış kilodur bir beden, çelimsiz nasırların sızlattığı ellerden ve kıyısız iskeletten müteşekkil etmektedir. Minberin merdivenleri gibi kısık dualar ve yavaş adımlarla çıkılmalı aynanın karşısına. Şahsıyla yüzleşmekten uzak, komplimanların eksenini mesken bellemek suret-i katiyeyle yanlıştır oysa.

The emperor wears no clothes
Kral Çıplak

Kenttaşlarım

Yaratılış

Tanrı yazı tura attı, ya “leş kargası” yada “insan” dedi.

Aİle

Leş kargaları aileye sıcak bakmazlar, geçmiş deneyimlerinde ki kötü hatıraların bir semptomu olarak sevgi, şefkat onlara turisttir. Lakin sonunda kendisi gibi bir leş yiyici bulduğu zaman toplumun çöplüğünde, aynı kötü kaderi paylaşan bir çift oluverirler.

Bir leş kargası bilir ki arkadaşlık gelip geçici, lakin çıkarlar bakidir. Bu yüzden her leş kargasının yaptığını yapar, yatırımlarını korur. Ta ki yatırımlarına şefkatle bakmaya başlayana kadar. Bunun sebebi aile kelimesinin etimolojik anlamını asla kavrayamamış bireyler oluşudur. Toplumun uzun dallarında hep aşağıya düşmeye mahkum yaprakları andıran leş yiyiciler, büyük bir hata yaparak yatırımlarıyla çıkar ilişkisi yerine arkadaşlık kurmaya çalışır.

Kulvarlarının dışına çıkan bu tarz leş kargaları bir süre sonra yatırımlarından yedikleri tokatla, çizik bile almayacak bir “iceberg”in nasıl yıkıldıklarına şahit olurlar.

Davranış

Nadir de olsa mahcubiyet duyan bu bireyler, genelde agresif, eleştirel, kırgın olurlar. Gençliklerinden kalma örülü duvarlar çatırdamaya başlamış, “Chopin , Funeral March” eşliğinde çöküşe geçmiştir. Sert duvarları toplumun sağlıklı ve “normal” insanlarına karşı uzun zaman başarı gösterse de, toplumda ki şahısların ellerinde ki teknoloji ve eğitim, “artık toplayıcılar”ı üçüncü dünya ülkesi haline getirir.

Leş yiyicilerin elit bir kümesi sonunda “Legal bir cennet”in var olamayacağını kavrayabilecektir.

İntravit autem Satanas in ludam qui cognominatur Scarioth unum de duodecim” , Luke 22:3

“Şeytan, Oniki’lerden biri olup İskraiot diye adlandırılan Yahuda’nın yüreğine girdi.” , Luka 22:3

Opus Dei

Opus Dei
(Tanrının İşi)

Güz yakalı bir hanımın tesellisi daha içtendir, sematik kitapların cennetlerinden. Gark olmuş beşer kümesi cennet-cehennem davasına, tüm teologlar bilir ki gece vardiyasında çalışır “Deorum” dediğimiz, geceye mahsustur dualar bu yüzden “Nocturne”dür. Bu fiktif düşünceler oldum olası kahvemi zehir eder bana, riayet edemem şu kalkınmamış perva dolu düşüncelere, çünkü cehennem için vazgeçilmiştir tüm zevklerden memnuya gıpta etseler de, uzanmamıştır Adem’in  eli tekrar elmaya.  Bana göre ne R. Wagner, ne J. Brahms, nede W.Mozart en büyük kompozitör yalvaçlardır, peşinden milyarları bir çeşit paradoksa sokmuş, şükür dolu bir gökyüzü peşinde bırakmıştır. Ne büyük harpler yaşattı hepimize, “Deus” istiyor cihat salık edilir, “Yeşua” buyruk eder ki haçlı savaşı farz olmuştur.

Tantum religio potuit suadere malorum -Lucretius”  kulaklarınızı tıkayın ey ahali! Sizi taassuplar! Engizisyon mahkemeleri beyinlerinde çıkmalı cadı avına, tüm Müslümanları Cihad-ı Ekber’e davet ederim, İbranilerin ziyanı yok “Piyano Parçaları opus 76” (Klavierstücke op.76) dinleyiversin onlar. Bırakın sekülerleşsin fezanın mavi misketi, ne çektiyse bundan önceki yıllarda bu cihan bu spiritüalizmden çekti, sürgünler, harpler, fesatlıklar kocaman bir hırstan çıkan mitoslar, ziyadesiyle doydum şahsımca. Bu dünyadan alacağım yok diyen ne büyük hin oğlu hindir, huri peşinde, şarap peşindedir, bir nevi mürtekiptir onlar. Kıskıvrak yakalar günahlar vicdanı, El-Kaidenin tüm militanları artık farkında cennete gidemediklerinin, en sevdiğim dualar o bıyık altından gülerek yapılanlardır o yüzden, kimse bir yere gitmiyor efendiler, herkes otursun soluklansın. İnsan çobanını bile koyundan seçiyor, en büyük propagandadır bu yüzden miting alanlarında sematik serzenişler. George Bush’u hala hatırlarım “God bless the USA”, inançsız reis seçilmez efendiler bu şirret ellerin iptidai kafaların etki-tepkisidir. Bu yüzdendir refah denizin altında yirmi bin fersahta, yalnızca Hindistan’da kırk dört bin tanrı var, biriyle denk gelmek nasip olmamış reenkarnasyonda.

Tam motive sağlayan bu olgu, body salonlarında streoid ilacı mütekabiliyeti olarak görebilirsiniz, bir doz alanın dünyasında bir takım ruhani yükselişler yaşayıp etrafına, omuzunun üstünden güldüğünü görebilirsiniz “Nirvana” işte budur. Ordinasyon sonrası gidip çocukları taciz etmeli tüm papazlar bu yüzden, çitlembik tadında Filistin yerlilerini memleketsiz bırakmalı dini görev, taşlanıp elleri kesilmeli ceza olarak çok gelişmemiş mensuplar. Planck sabit değil hiçbir şey görüyorsun ya, insan dinamik kurtuluş yolu arıyor, neyden kurtulmaları gerektiklerini bilmeden. C. Sagan’ın anektodunu es geçmek istemem bu yazımda. Bu nesirin aslında değinmek istediği yeri biraz daha iyi belirtmeme muavenet etmesi için küçük bir anekdot geçmek isterim.

Kötü bir kanunu tarafsız uygulayamazsınız diyorum. Sadece yok edebilirsiniz. Sadece ceza verebilirsiniz. Ve sizi uyarıyorum kötü bir kanun kolera gibidir; dokunduğu herkesi, karşı çıkanlar kadar savunanları da mahveder. Anlamıyor musunuz, eğer evrim gibi bir kanunu alır ve resmi okullarda öğretilmesini suç sayarsanız yarın özel okullarda öğretilmesini de suç sayabilirsiniz. Ve yarın onun okunmasını da suç sayabilirsiniz. Ve yakında kitapları ve gazeteleri de yasaklayabilirsiniz. Daha sonra da katoliği protestanla, protestanı protestanla karşı karşıya getirirsiniz. Ve kendi dininizi insanın kafasına zorla sokmaya çalışırsınız. Eğer birini yapabilirseniz, ötekini de yapabilirsiniz! Çünkü fanatizm ve cahillik daima açtır ve beslenmeye ihtiyaçları vardır. Ve çok yakında, sayın yargıç elimizde flamalar ve çalan davullarla geriye doğru yürüyor olacağız! GERİYE! Bağnazların, insan aklına zeka ve aydınlanma getirmeye cürret eden adamı yaktıkları 16. yüzyılın o şanlı çağlarına doğru.

-Inherit the Wild ‘1960

Addio.

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.