Ne tuhaf, boşluktan başka bir şey ummamak kendinden bazen, hissiz ummanlara dalmak ve yolunu kaybetmek boylu boyunca, kesişmek başka öznelerle, ırmaklara inanıyor muydun sen, ırmaklar da uzun sürer halbuki, taşlar ve insanlar gibi sürüncemede kalmazlar bu dünyada, bir masalla başlamıştı yolculuğum, denizin dibini merak eden bir vapurda yolcuydum, insan ne bulmayı umar hiç gidemeyeceği yerlerde, yol boyu hep bunu düşünmüştüm, yolda olmak biraz da çaresizliktir, ellerini açıp ‘işte hepsi bu’ dediğin anda bir yol ayrımına gelirsin, göğsünde bir çiçek gibi çırpınır kalbin, şimdi hangi yola sapsan uzun sürecektir o yol, kulaklarını kapatır bir şarkı mırıldanırsın, oysa keşke hayvanların öykülerini dinleseydin, şimdi kim yardım eder ki sana, türlü türlü şeyler sanarsın bileğindeki sancıyı, daldan elmayı koparır yersin de suçlusu sadece içindeki yılandır, ben bir tekerleme uyduruyorum varsın olsun kapadım kulaklarımı, taşlara takılırsam belki boşluğumdan bir yara yırtılarak açar kendini, o kan akarsa belki yüz bulur da sapıveririm bir yola.

Kırılıyor yüz, camlara doğru kırılıyor ve çoğalıyor yüzler, ta ki kimse kendi yüzünü ayırt edemeyene dek, pohpohlanan bir lanetin serpilip güzelleşmesi gibi çöküyor üzerimize dumanlı kızıl bulutlar, neme doyan ruhlar geri çekiliyor, mekan tasvirleri eksik kalıyor tablodan bihaber olanlara, nerede büyüyor bunca karamsarlık, oysa gülünecek ne çok şey vardı bir zaman, sanki şimdi her şey italikle yazılmış anılardan ibaret, beynim bir tavan arası sandukası, boynumda annemin dantelleri, ellerim helenistik dönemden miras, yürüyorum işte, hep yürümekten bahsediyorum çünkü ben hep başa dönüyorum, yaya yürüyerek geçtiğim yolları, yaptığım hataların üzerinden bir kez daha geçiyorum, kırılıyor yüz, hiç bilmesem, unutsam şu yüzümü, belki çirkindir şu yörüngesine girdiğim aynalar, dönmesem geriye de görmesem ayak izlerimi, salt bulutları izlesem, nem çeken bulutları, kim doğuruyor bunca karamsarlığı, hayıflanmakla nereye varır insan, oysa yalındı nesne ve güzel olmalıydı özneleri, kırılıyorum kendime, her şey gibi bu da bir hüsran.

Durduğum yerden uçurumun dibi görünmüyor, görünmüyor sevgilim, yine de içimdeki şeytanlar atla diye bağırıyor, sayı doğrusunda bir ileri bir geri gidiyorum, kaç gün oldu çıkaramadım, kalbimi çarpanlarına böldüm ayırdım, ördüm saçlarımı ikiye, şarkı işini bulutlara bıraktım, mumlar yaktım uydurdum masallar, söz gümüşse nesne henüz bulunmamış bir elementti dedim, bir güvercinin ayağına bağladım bütün çaputları, neydi senin dileğin, seni kim inandırmıştı dilediklerinin olacağına, bekleyeceksin, izlemek istiyorsun bir kuşun yumurtadan çıkmasını ve çırpınmasını, kuşun zihnini elliyorsun yapma bunu sevgilim, yıkım yıkımı çeker, kötülük kötülüğü doğurur sevgilim, çünkü tohumları çaprazlayarak hiçbir yere varılmaz, yine de içmdeki şeytanlar atla diye bağırıyor, kafamdaki sarmaşıklar, eğreltiotları, bunun tek yol olduğunu sarıp duruyor aklıma, aklından bir sayı tut, karesini al üçle çarp, koş koş durma buralarda eylül gelecek diyorlar, çember genişliyor mu daralıyor mu işitilmiyor, bulutlar yükseliyor mu alçalıyor mu hiç belli değil, ben kendimi sende var ettim, yok da edebilirim işitilmez hiçbiri, ve birden yapmam bunu, doğru biliyorsun birdenbire olmaz hiçbir şey, oysa ki sorgusuz sualsiz birinin karasularına girmektedir aşk, yani düpedüz sınır ihlalidir bu, apansız girdiğin bu ülkede bir töz ilan edersin, birkaç dize manifesto yazar gururlanırsın, birkaç adam öldürürsün ve ilerlersin büyüyerek, şimdi koşarak kaleye çıkıyorsun kendi bayrağını dikmeye ve bayrağı diktiğin yerde aniden bir yükseklik korkusu, çünkü uçuruma bakıyorsun baktıkça büyüyor uçurum, ve birden bunun bir döngü olduğunu anlayıveriyorsun, mırıldanıyorsun usulca, durduğum yerden uçurumun dibi görünmüyor, görünmüyor sevgilim.

Kaybettim kendimi görünmez kentlerinde, ince uzun kentlerden birine dönüşüverdim, serinlikte bir sağa bir sola sallanan, her an devrilecekmiş gibi görünen, sarmaşıklarla örülü, isterdim ki kaybedeyim uğurunu eşyaların, onları bir kenara atayım, dokunmayayım onlara, biriktirmeyeyim, mani olamadım yaradılışıma, manidar bir takvime kısıldım kaldım sanki, günleri ben belirlemedim, sadece varoldum onların içinde, yolda yürür gibi yürüdüm geçtim haftaların ayların üzerinden, bunun yürümeyeceğini biliyordum, ben çok güzel yürüdüm de işler yürümedi sanki, yeni kelimeler öğrendikçe bilmediğim sözcüklerle doldu taştı sözlükler, fakat şimdi ne önemi var kavuştursam da sağ elimle sol elimi kucağımda, dursam da öylece, uzağa da baksam, yahut hiç bakmasam da,

Hep yüzü olmayanlarla konuşmayı seçtim ben.