Menü Kapat

Yazar: Wax Simulacra

Nedensizlik-sonuçsuzluk


Elinde çekici olan bir adam, olan biten her şeyi çakılacak bir çivi olarak görür. Maslow’un Çekici veya “Law of Instrument” olarak bilinen bu önerme yanlış nedenselliğin oldukça güzel bir eleştirisidir bana göre. Şöyle ki yanlış bir gözlem konumu veya donanım yanlış nedenselliği doğurur, olgular ve eşya hakkında yanlış  ilişkiler kurmamıza neden olur. Yapacağınız bütün deneyler aynı sonucu verse bile bu doğru ilişki kurulduğu anlamına gelmez. Çünkü zihin deneylerle değil şablonlarla tanımlar ve ilişki kurar. Eğer zihin tanımlayamadığı bir şeyle karşılaşırsa bunu çözümleme zahmetine girmeden (girse bile yeni bir şablon üretiminden öte gidilmez) en yakın mevcut şablonu kullanır. Şablonlar ise biteviye birbirini refere eder ve gözlenmek istenen hakikat çeperinde raks eder durur.

Sonuçlar deryasında debelenirken Niçin’ler yitip gider. Sadece Niçin’ler kalsa belki de bu kadar curcunaya gerek kalmaz. Belki de tek neden bir nedenin olmamasıdır ya da nedenin bizatihi kendisidir. “Zahmetin ve tesadüfün çocukları” olmamız bundan olsa gerek.

Gölge Oyunu

Nietzsche der ki:

İntikamını alamayan iktidarsızlık, nezakete dönüştü; yüreksizlik de tevazuya.

Nezaket ve tevazu kavramlarına bu şekilde yaklaşınca nasıl da kırılgan ve aciz bir hale bürünebildiği apaçık görülebilir. Güçlü durulması gerektiğinde o duruşa sahip ol(a)mama, o tepkisizlik veya anlamsız tepkiler zamanla içkinleşir ruhunla. Gölge bir benlik hüviyetiyle yaşar seninle, sana bağımlı bir vaziyette. Umulur ki içinde kök salan bu gölge senin yerini almaya çalışmaz. Eğer kaldırabilecek kudret de yoksa, olguların ağırlığıyla ezilirse algıladığın -kafandaki- dünya, bir travma doğar. Bu travma gerçekliğine hükmetme istencindedir. Eğer, büker, şekilden şekle sokar duyguların aracılığıyla. Ama dönüştürmez asla. Kocaman bir ilizyon şovu izletir. Her bir perdesi  yap(a)madıklarından müteşekkil tiyatro oyunu. Yazan-yöneten ve tek seyircisi de sen.

Korkmamalı  dışa vurmaktan. Neye mal olursa olsun nefessiz -esir- yaşamaya yeğdir.

Sevgiler.

Versiyonlar


Hepimiz birbirimizin başka başka versiyonları gibiyiz. İyi veya kötü versiyonlar değilde daha iyi veya daha kötü versiyonlarız birbirimizden. Versiyon manifestolarımızın elverdiği kadar birbirimizin üstünde hakimiyet kurmaya çalışıyoruz.

Ve sürpriz!! Ölünce görülecek ki aslında hep yalnızmışız hayatımız boyunca, etrafımızdakiler versiyonlarımızmış, her şeyin bir üstü varmış her zaman, ve bu örüntü etrafındaki hiçlikle öylece sürüp gidermiş.

Benim varoluş tasarımım bu şekil işte. Bazen olan biten böyle zannederim. Sert bir tokat gibi gelir tüm bu fikirler. Sonra bakarım ki kötü bir krallığa uyanıvermişim. Etrafım üniformalılar ile çevrili, ben ise volta atıyorum aşağılık bir yerde.

Buyrunuz.

Babil Düşüyor


Beyin ifrazatı niteliğindeki bu  yazıyı sizlere takdim etmekten gurur duymuyorum. Keşke böyle gelmeyip böyle gitmeseydi.


Her şey ticaretin konusu artık, ruhlar bile. Her şeyin bir pazarı var. Pazar her yerde. Batıda teknoloji, Uzakdoğuda emek, belirlenmiş coğrafyalarda silah, çoğu yerde de insan pazarı  heyhat! İnsan ama prototip, içi boş, salt maddi bir gerçeklik olarak. İnsan arketipi kavramsal düzlemde, kendini gerçekleyemez bir halde sıkıştı kaldı.

Kaçamıyorum bu  absürlük girdabından. Hayatın arkaplanındaki o kendine has kutsal tadı alamıyorum.

Gerçeklik modelleri algılandıkça ölüyor ne var ki eskisinden daha sağlam bir şekilde peydah oluyor yenisi. Kanserli bir hücre motivasyonuyla -artmak, daha da artmak- simüle edilmişler sanki.

Toplu zihin katliamları yapıldı/yapılıyor her gün, her saat, her dakika, her saniye. Zihnin nedensellik fonksiyonu iğdiş edildi/ediliyor, kendisiyle bile bağ kuramadan bir anda yoz bir hale gark oluyor. Kollektif bilincimizin (altı-üstü) her zerresiyle yeni sosyo-ekonomik denklemler kuruluyor, bozuluyor ve yine kuruluyor.

Acaba bu dahi toplum mühendisleri tarafından dizayn edilen, yatay eksene sıkışmış yeni insan -Frankestein-, tanrılarından ateşi çalabilecek mi daha önceden yaptığı gibi?

İmkansız. Zira ateş onlarda da yok. Onların ateş dedikleri, ateş taklidi yapan, hiç de yakmayan bir avunma nesnesinden başka bir şey değil.

Dostum,

Umut yok bu tanrılar kavgasında. Dolayıyısıyla karamsarlık da…

Zamanlar, mekanlar, sınıflar, dekorlar, görüntüler, sesler  varoluşa küfredercesine hep aynı dionizik örüntüyle deviniyor. Devindikçe çürüyor.

Babylon düşüyor.

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.