Menü Kapat

Yazar: gurkan gur (sayfa 1 / 5)

kendi kafanızı kazıma kılavuzu – 13

J Japon Balıkları için J

On dört balık saydım. On dört minik japon balığı. Elimdeki sopayı bir kenara bıraktım, olduğum yere çömeldim ve parmak uçlarımla dürte dürte saydım. Yüksek sesle. On bir, on iki, on üç ve on dört.

Çoraplarım ıslanıyordu. Ayakkabılarımı çıkarmışım demek ki. Ayakkabılarımı hangi ara çıkardım lan diye düşünüp kıkırdadığımı anımsıyorum. Şimdi bile hoşuma gider düşünmesi. Merdivenleri çıkışımı, kapıyı çalışımı. Sopamı savura savura içeri daldıktan sonra yaptığım işe (karşıma çıkan herkesin kafasını çatlatmak) ara vermeden ayakkabılarımı çıkarışımı.

Ayakkabılarımı bulamadım.

Doğrulup bir sigara yaktım. Halen çalışıyordu televizyon. Az evvel olan bitenlerin hiçbirini umursamadan. Bir masanın etrafına toplanmış bir şeylerden bahsediyordu uzmanlar. Biliyorum, biliyorum çünkü televizyonun altında uzmanlar açıklıyor yazıyordu. Uzmanlar açıklıyor. Açıklasınlardı.

Perdeler sıkı sıkıya çekili. İyi aydınlanıyor etraf, sıcacık. Yemek masası, iki kanepe, kitaplık ve sandalyeler. Duvar dibine sıralanmış saksılarda çiçekler. Epey büyük bir akvaryumdu. Arbede esnasında kaymış olmalı sehpanın üzerinden. Bir ucu yerde. Çarpmanın etkisiyle parçalanmış o kısmı. On dört japon balığı dökülmüştü dışarı. Halının üzerine.

Zihin hep parçaları birleştirmeye meyilli değil midir zaten? Kulağımdaki uğultu. Birkaç adım ötemden başlayıp evin derinliklerine doğru ilerleyen kan damlaları. Şurada parçalanmış bir vazo, burada yırtık bir gömlek. Belli ki geçmişiz daha önce buradan.

Devam

kendi kafanızı kazıma kılavuzu – 12

H Hicret için H

Göçebe işaretleri okumakta ustadır. Bulutları tanır, toprağın nemini. Dalgaların melodisini. Akarsuyun kenarında zikre oturmuş ifritlerin etrafa yaydığı titreşimi tanır. Daha fazlası yok burada benim için der. Gırtlağını temizleyip eşikten öteye tükürür. Ateşine işer. Yürür.

Muhacirin durumu daha yapışkandır ama. Unutma. Daha fazlası yok burada senin için derler muhacire. Öyle alıştıra alıştıra da değil ayrıca. Bir anda. Deniz kenarındaki banklardan birine yerleşmiş cigara bağlarken mesela. Sokak lambalarının önünde sürüklenen poşetlerden alır tebliği. Karanlığın ötesine yuvalanmış sahipsiz ayak seslerinden. Ekşi ekşi saçlarına dolanan kokulardan. Dezenfektan. Çakmak gazı. Odun kömürü.

İşaretleri okumayı becerebilmek hayati önem taşır. Bahşedilmiş gerçekliğin sınırı. Hamur sertleşmeye başlamıştır artık. Parmaklarının arasında evirip çevirdiğin kelimeler eskisi kadar sıcak, sabah ezanına dek üzerinden geçen rüyalar eskisi kadar uçucu değildir. Kıyamet alametleri belirecektir birer ikişer. Fiziksel çöküş. Ruhi deformasyon. Kısa devre. Göz bebeklerinin arkasında cızır cızır etmeye başlar algoritma diyagramların. Mavi mavi tükürür, dokunduğun her yerde belli belirsiz bir yanık izi bırakırsın.

Hep böyle oldu. Rahmetli dedemle camın dibindeki masaya oturup durmaksızın yağan yağan ve yağan karı izlemekten başka bir bok yapamadığımız o uzun kışın sonunda. Ahmet’in cesedini tavandan indirip babasını aramak zorunda kaldığımız öğrencilik zamanlarımda. Eşyanın isimlerini ezberleyebilmek maksadıyla kapandığım dergahta. Arka arkaya eklenmiş küçük kıyametler. Düzenli aralıklarla parmak uçlarımızı rendeleyen ilahi eksperlerin gözetiminde. Kimin için biriktiriyoruz ki onca hikayeyi neticede?

Devam

kendi kafanızı kazıma kılavuzu – 11

K Konsültasyon için K

Nasıl dövüşmesi gerektiğini biliyor. Kavgaya dair pek çok gereksiz ayrıntıyı da anımsıyor. Sahiden. Tırnaklarına bulaşan pisliği, boynunda açılan yaradan akan kanın yarattığı hissi. Dişlerindeki kamaşmayı. Sadece, bilemiyor işte. Ne zaman başlayıp ne zaman durması gerektiğini kestiremiyor, anlıyor musun? Isırıyor ısırmasına ya dişlerini geri çekmeyi akıl edemiyor mesela. İstemediğinden değil, sahiden akıl edemiyor.

Sahil yolunun sonundaki balıkçı barınağındayız. Takılıyoruz. Piknik tüpünün üzerinde fokurdayan çaydanlık, sağlı sollu dolanan tombul sarmalar, tavandan sarkan çıplak ampulün zayıf ışığı. Birkaç metre ötemizde çürümeye terk edilmiş kayıklardan yayılan rutubet kulübenin içine kadar yayılıyor. Ürpertici. Bir noktada kuma saplanmışlar. Kimse de çabalamamış o çirkin kereste yığınlarını kurtarmak için. İllüzyon. Barınak yerinde duruyor da etrafta tek bir balıkçı dahi yok. Sandallar kedi yuvasına, duvar diplerine yığılmış ağlar ise hastalıklı rüya kapanlarına dönüşmüş. Umursamıyoruz.

Sekiz, dokuz, on kişi var içeride. Benimle on bir ediyor. İfritlerimi saymıyorum. Parkalı, bereli, bezgin tipler. Kısacık kesilmiş tırnakları, biçimsiz parmakları, çukura kaçmış gözleri ve esrardan kanlanmış göz bebekleriyle sakin sakin fikir alışverişi yapıyorlar. İnancını yitirmiş diyor biri. İnancını yitirdiği için böyle oluyor. Tekrar tekrar ısırmak istemediği için dişlerini geri çekmiyor. İhtiyarlıktandır diyor diğeri. Kaç yaşında bu? Kaç zamandır seninle? Yorulmuş. Ölmek istiyor. Bok çukuruna atılıp parça parça denize ulaşabilmek maksadıyla çürümeye terk edilmek istiyor. Şu kayıklar gibi.

Devam

kendi kafanızı kazıma kılavuzu – 10

D Düşüş için D

M ve B burada. Beraber düşüyoruz. Beraber düşmenin de kendine has bir şekli vardır ama. Unutmayalım.

Soğuk. Dışarıda yağan yağmurun gürültüsünü duyabiliyor, sırtımdan aşağıya süzülen ter damlalarının iç çekişlerini hissedebiliyorum. Salonun ortasında dikiliyorum, ellerim ceplerimde. M kapüşonunu çekmiş. Altı gözü ve bir burnu var. B ise köpekle beraber.  Anlamını kendilerinden başka kimsenin kestiremeyeceği düşsel işaretleri takip eder gibiler. İzledikçe zonkluyor göz bebeklerim.

Salonun ortasında dikilmek. M’nin altı gözünde altı farklı güneş ışıldıyor. Madem beraber düşüyoruz. Madem her nefesimizle bir parça daha genişletiyoruz eşyanın etrafındaki koruyucu çeperi. Birbirimizin yıldız ışığı altında yol almayı da öğrenmeliyiz. Huysuzlanıyorum belli belirsiz. Huysuzlanmamalıyım. Dizlerimizin üzerinde yaylanıyoruz. Müziğin sesi rüzgarın uğultusunu bastırıyor. Ne kadar uzatabiliriz?

İstasyona ulaşmak için arabaya bindiğimde yağmur yeni başlamıştı. Gri. Avludaki ağaçların sağa sola savrulurken etrafa yaydığı hışırtı. Kapının dibindeki kırık vazoya dökülen damlalar. Canlı. Olabildiğince. Lacivert yağmurluk, kazak. Temiz pantolon, temiz ayakkabılar, evden çıkmadan evvel dişlerini fırçalayıp saçlarını toparla. Gündelik koşuşturmacaya dalmadan önce tamamlanması gereken açma germe hareketleri. Yoksa çok yanar insanın canı.

M ve B gelecek. Trenle. Gidip karşılamalıyım çocukları. Organizasyon beyanı. Operasyon duyurusu olarak da isimlendirilebilir ama. Gün içinde uğranacak durakları uğrama vesilelerini de dahil ederek yüksek sesle beyan etme hali. Kişisel motivasyona olumlu etkisi göz ardı edilemeyecek düzeyde.

Ne zamandır bu tempodayız? Nasıl bir eğri üzerinde hareket ediyoruz? Kalorifer. Müzik. Yoğun trafik. Üzerinden yağmur damlalarının süzüldüğü camlara vuran stop lambası yansımaları. Sarılı kırmızılı. Her sabah biraz daha güç dönüyorum vücuduma. Bacaklarım, parmaklarım, kulaklarım.

Dura kalka ilerliyordum. Dura kalka ilerlemenin şanı üzerine uzun bir söylev vermiştim zamanında. Kafamda evden istasyona kadar uzanan bir harita, ışıl ışıl. Kendimi yanıp sönen sarı bir  noktacık olarak düşlüyorum. İzdüşümsel  kararsızlık. Geçip gittiğim bulvarlar ise ardımdan kararmakla yazgılılar.

Devam

kendi kafanızı kazıma kılavuzu – 9

G Gerekli Şeyler İçin G

En iyi hikayenizi en başta anlatın. En sert cigarınızı sabah uyanır uyanmaz ateşleyin. Ağır takılıyorsanız ağır takılın. Merhametten bahsediyorsanız merhametli olun. Geçip gittiğiniz hiçbir yere izinizi bulaştırmayın.

Güvercinlerin peygamberiyle beraberiz. Çoktan çatlamış yumurtalardan arda kalan çürük kabukların içinden geleceği okuyabildiğini iddia ediyor. Boğazını kesip kanını içecekmişim günün birinde. Takılmıyorum. Bağdaş kurmuş oturuyor, sırtımı duvara dayamış seyrediyorum ben de. Üç tarafımız duvarlarla kaplı. Dördüncü cephe açık. Örmemişler orayı henüz. Dalgaların sesini duyabiliyor, ikindi göğünde süzülen yağmur bulutlarını görebiliyoruz. Tombul. Karanlık.

Vaaz veriyor güvercinlerine. Günün birinde boğazını kesip kanını içeceğimi anlatıyor. Kıyamet. Kıyamet halinde neler yapmak gerekir? Ben nasıl cezalandırılmalıyım? Cebimdeki ifritleri susturmak için hangi dualar okunmalı? Yırtık pijaması, plastik terlikleri, düğmeleri kopmuş hırkasının içine giydiği Nirvana tişörtü ve güzelce tıraşlanmış kafası. Kafasını ben kazıyorum. On beş günde bir.  Omuzlarına konmuş güvercinlerini iç yağına bulanmış ekmek parçalarıyla besleye besleye gelir kapıya. Telefonu yok neticede. Köpeğimle sohbet eder, etrafa saçılmış yapraklara dokunur, ıslık çalar. Güzel ıslık çalar peygamber ama kötü kokar. Güvercin güvercin kokar daha doğrusu. Amonyak? Belki. Daha ziyade üstüne kurum bulaşmış kanat gibi kokar. Ben arkada o önde, tın tın gideriz sonra mağarasına.

Beş, altı, yedi güvercin. Onların da sırtı bana dönük. Dışlanıyorum galiba kutsal çemberden. Peygamberlerinin karşısında bir yarım ay oluşturacak biçimde dizilmişler. Kafaları sola eğik. Pürdikkat dinliyorlar. Ben de tıraş malzemelerini hazırlıyorum. Yer bezi, sabun, ustura, su. Mataradan. İşlem sonrası kolonyası. Cigaralığımız, kağıtlarımız, bir termos dolusu da kahvemiz var. Hava kararınca ateş yakacak, üşürsek birbirimize sokulacağız. Buradayız.

Devam

kendi kafanızı kazıma kılavuzu – 8

Z Zorba için Z

Tütünlük. Bir poşet dolusu filtre. Arap kağıtları. Kül tablası, birkaç izmarit dışında temiz. Üç, dört, beş adet fincan. Küflenmiş kahve, kuruyup kalmış çay poşetleri, çatlaklar. Köpeğin yemek kabı ve suluğu. Halı. Halının üzerinde yarısı kemirilmiş uzaktan kumanda. İki kanepe, birine yatak açılmış. Çarşaf, yorgan, yastık. Yastığın üzerinde kan lekeleri var, bana ait değil. Bahçeye açılan kapı yarı aralık. Perdeler dalgalanıyor. Ötesinde ne var ötesinde? Duvarlarda delikler, tavanda rutubet lekeleri, ayağımda çoraplar. Kalın.

Burada duruyoruz. Ne zamandır? Ensemizden aşağıya pıtır pıtır koşturan cinler. Omuzlarımızda, sırtımızda, kuyruk sokumumuzda ve kasıklarımızda. Kaşımamalıyım. Bir başlarsam kaşımaya, durduramayacağım. Kabul. Omuz omuza vermiş diğer kabulleri kabullenir gibi kabul. Böylesi en kolayı. Ellerin olayı ayrıdır ama. Parmakların. Bir sigara sarmalı. Bir tane daha. Sırf halen yapabiliyor olduğunu gösterebilmek için. Kime? Kendi kendine mırıldanıp gülümse. Çakmak tütünlüğün dibinde.

Yalnızlığın kademeleri vardır. İnsansızlık yalnızlıktan farklıdır. Sonsuzlukla sınırsızlık. Boşlukla hiçlik. Vidayla çivi. Cigarayla bonzai. Façayla kesik. Gündelik hayat tasnif edilmesi gereken kavramların yarattığı baskıyla şişmiş mesanenizi boşaltabilecek temiz bir köşe arayışıyla paldır küldür tamamlamak zorunda bırakıldığınız çorak bir parkurdur. Kahramanın çürümüş yolculuğu. Sergüzeşt. Ama her an altınıza işeyebilirsiniz. Öyle değil mi?

Ben şimdi nereye giderim yalnızlığındayız uzun zamandır. Bunu biz istedik. Tık tık. Parmak uçlarında. Üşümeye mi başladık? Ufak ufak kıpırdandıkça tatlı tatlı vücuda yayılan acı. Dalgalar halinde. Ben patlamış kaşından gelen sinyalim. Ben diz kapağındaki çatlak. Ben ayak baş parmağındaki kırık. Sigarayı yakıyorum. Burnumun direği sızlıyor. Envanter çıkarmaya devam. Kot pantolon, füme, üzerimde, sol dizinde lekeler. Sol elimin üst tarafında yanık izleri var. Ceketim yerde, gömleğimde delikler. Yanık?

Devam

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.