sen bu yazıyı okurken ben hiç de uzakta olmayacağım

Yüzyıllar önce ilk matbaalar kurulduktan sonra, ilk kitaplar basıldığında, acaba yaşlı insanlar yeni nesil hakkında – bütün gün o sayfaların başından kalkmıyor, zamanının büyük bir kısmını o masada geçiriyor – sosyal yaşamı eskisi kadar iyi değil diye yakınıyorlar mıydı? İnsanlar uygarlığın getirdiği yeni teknolojileri kabul etmiş ama her seferinde bir süre sonrada şikayet etmiş. Bizim tarzımız

devlet, katliam, toplum, zulüm

Geçen 2 temmuzda sanırım ankarada madımak anması ve protestosunda  şöyle bir pankartla karşılaştım: “devletin dini zulüm, meshebi katliamdır.” Tabii ilk bakışta herkesin onaylayacağı ya da anarşist çevrenin  onaylayacağı bir slogan olmuştur. Yani bir çok açıdan bakınca; olayın öncesinde bir saldırının olacağı beklentisi olay sırasında müdahale edilmemesi ve olay  sonrasında devlet görevlilerinin açıklaması bu düşünceye vardırabiliyor insanı, vardırması da

Den brysomme mannen (2003)

Öncelikle fotoğrafta yazıldığı gibi hoş geldiniz. Belki meraktan belki sürekli takip ettiğiniz bir site olmasından, yaz mevsiminin daha ilk günlerinden başlayan bir iç sıkıntısından ya da pek muhtemelen aylak aylak bakınırken yanlışlıkla girdiniz bu yazının içine, tıpkı  bu filmdeki asıl karakterin bir anda kendini bulduğu bir dünya gibi. Felsefe tarihinde bu sorgunun içine düşmeyen ya da bu düşünceyi aklının

sığıntı yaşamlar ve götürdükleri

Bir yerden bir yere veya bir kişiden başka bir kişiye zorunlu mekanların getirdiği tesadüfi yaşamlara ya da  kan bağı vasıtasıyla gelişen başka birlikteliklere  hatta ta başından anne karnından başlayarak süregelen sığıntı yaşamlarımız. Sürekli kaçan sığınan bedenlerimiz  ağaç kovuklarına… mağaralara. Sığındığımız şeyler gün geçtikçe değişmiş başka nesnelere dönüşmüş nesne olmaktan çıkmış bir müzik fikir de olabilmiş ama

Yine yeniden Anarres’te doğalım!

mülksüzler: fantastik romanın en iyi yazarlarından olan ursula k. leguin  bu kitabında mekan olarak birbirlerinin aynı olan iki farklı dünyayı konu edinmiş. birinde sömürüye, yarışa, gösterişe ve hiyerarşiye dayalı devlet organizması ve ekonomik sistem varken diğerinde yardımlaşmaya, paylaşmaya dayalı adil bir topluluk olan anarresli anarşistler var. öncelikle anarres her şeyin mükemmel olduğu bir ütopya değil

the century of the self – 2002

İstediğim şeyler gün geçtikçe istemeye eğitilmiş olduğum şeylermiş gibi görünmeye başladı. the century of the self, adam curtis yapımı harika bir bbc belgesel serisi. genel olarak sigmund freud, anna freud ve edward bernays’ın şirketlerin ve hükümetlerin insanları analiz ettiği, yönettiği ve kontrol ettiği yöntemlere olan etkisini anlatıyor. belgesel 4 bölümden oluşuyor; happiness machines the engineering