Et cinayet midir?

Yazının başında belirtmem gerekiyor ki bu yazı taraflı bir yazıdır. İnsan bilgiyi ararken doğal olarak doğruyu bulmaya eğilimlidir, o duyduğunun, gördüğünün gerçek olmasını isteyerek doğaya yönelir daha ilk aşamada taraflıdır. Ve sadece bu istek değildir onun bilgisinin oluşumunu etileyen, önceden bildiklerinin etkisiyle bilmek ister aynı zamanda. Marx’ın bir felsefeci olması ve felsefedeki aklın alanı olan

Kitap fuarı ya da düzenin yedi ceddi

Biraz sormak istiyorum, çok sordum hep dayak yedim. Bu kez de kitap endüstrisi hakkında sormak istiyorum. Ben biliyorum ki beni haklı bulanlar bile sorularım karşılığında bir fiskeyi benden esirgemeyecek ama ben hiçbir zaman diğer yüzümü dönmeyeceğim. İnsan hayatını kendi amprizminden türettikleriyle anlamlandırıyor. Ben bu sene İstanbul’daki kitap fuarı deneyimimle bir şeyler söylemek istiyorum. Bundan tam

Hayır

İfademin fakirliğini giderecek Kelimelerimiz yoktu ama ben de öfkeliydim ve nefret ediyordum bir şeylerden, Sonrası olan herkes uzaklara… Diker gözünü toplu konutlardan açlık  Görünmez mi Yıkılırsa da Sur Akşam yemeği bir dakika gecikmezmiş Şaşman gerekmez mi Milliyetçiliğin ranta dönüş hızına Ve yalanın insan ruhundaki yerine  peki Bu neyin ısrarı çürümüş vicdanların Ayağı kırılan at bile

Asıl size yazık

Yazık yazık, üşüşen kargalar bir şehrin geçmişini içinde taşıyan çöplüğü ve ayrıştırıcılar, bakteriler yazık gençliğine küçük ellerine büyük çatlaklar ve nasır çeksem de çıkaramam seni paydos düdüğü çalmadan bir sokak köpeği yazık insanın bin yıllık ihanetinde kendini arayan hayvan mı evcil mi geri götüremem seni doğadan çalan söz vermelere sana da yazık parmaklıkların demir soğuğunda bir

Akademiye Sövgü

Artık akademide argümanların savaşı dilin savaşıdır. Var olan gerçeklikten ve onun sorunlarını çözmekten uzak, onu açıklarken mistik kafalara ulaşıp, iktidar -ol dedi oldu  tipinde övgüler düzdükleri çözümsüzlükleri üretip, bu çözümsüzlükleri yarıştırdıkları entellektüel pazarın çığırtkanlarıdır onlar. Liberal kesimin tuzağına düştükleri, Sovyetlerin çöküş buhranı zamanından beri kendilerini bu tuzaktan çıkarmak yerine dipsiz kuyuya eşelemekten başka bir şey

sen yenildin

-Bir metropol binlerce hapishane demektir demiş çocuk. -Ve binlerce mahkum demiş adam -çocuk biliyorum demiş birden. -Neyi demiş adam. -Niye kaçtığını biliyorum. -Kaçmıyorum  sadece yürüyoruz -Nereye gittiğimizi bilmiyorsun -Önemli olan gitmek değil mi? -Gündüzleri niye içtiğini biliyorum -Önemli olan ne içtiğin değil mi? -Aynaya bakmaktan korktuğunu biliyorum. -Bedenim bu ruhu taşımaktan yoruldu tıpkı annenin seni altı aylıkken