Menü Kapat

Yazar: girdap (sayfa 1 / 2)

sokak edebiyatı – altkültürel sanat kolektifi – afiş ve bildiri metni

afiş çizim: cenin von catlien: http://selfregion.deviantart.com
posterin büyük boyutu için: http://selfregion.deviantart.com/art/Poster-SOKAK-EDEBIYATI-118730373

Sokak Edebiyatı is a fanzine created by Girdap Unthatow, from İzmir-Türkiye, in 2000, inspired by the need to create and Crass movement from 70?s ( Crass info: http://en.wikipedia.org/wiki/Crass ). The last couple of years more and more people have shown an interest in helping out with the fanzine. It is now April 2009 and the fanzine has been going on for almost ten years and as one of the member of this creation, I hope it will go on for another ten/twenty/thirty years…

Sokak Edebiyatı, 2000 yılının ortalarında, tek kişilik bir proje olarak başlayan ve zaman içinde bir çok kişinin desteklediği ve bir çok yan/alt proje ile genişleyip büyüyen ve 2009 yılında, 9. yılını tamamlayan, bir “alt kültürel sanat kolektifi”dir.

Alt kültürel öğelerin her türevini içinde barındırır. Özünde birbirinden hiç de farklı olmayan veya aynı kökenden çıkan, ama oluşum süreçleri sonrasında birbirinden farklı yaşam tarzlarına ayrılan veya kapitalizmin bir tüketim unsuru haline getirip yozlaştırdığı, anti-oteriter her türlü underground akımı destekler, bu tür sanatsal ürünlerin üretilmesi, yayınlanması ve paylaşılması için çalışır.

Sokak Edebiyatı, sistem karşıtıdır, ancak kesinlikle bir devrimden yana değildir, devrim yerine isyanı, bireysel ve sanatsal dışavurumları teşvik eder.

Sokak Edebiyatı, bir yaşama, yayınlanma, paylaşma alanı oluşturmaktan öteye geçmez, bunlar dışında bir misyonu yoktur. Kısaca; aynı ruhu taşıyan, dünyaya baktıkları pencereleri ve sanatsal üretimleri birbirinden pek de farklı olmayan insanlara, yaşama ve yayınlanma alanı sunmaya çalışır.

İçerisinde, alt kültürel sanatsal akımlara dair her türlü öğeyi barındırır ve bunların daha kolay yayınlanması veya sergilenmesi için bir kolektif bağımsız bir şirket kurup, bu bağımsız şirketle beraber, bir infoshop türevi mekan açma ve bir yayınevi oluşturmaya çalışmaktadır. Bu bağımsız şirket, 70’lerde punk alt kültürü içinde oluşan bağımsız plak şirketlerinin modelini kullanacaktır ve tabii ki imkanlar ölçüsünde, ileride, yazınsal yayınların dışında müziksel çalışmalar, filmler ve görsel sanatların da yayınlanmasına çalışacaktır. Ayrıca Türkçe dışındaki kaynakları da Türkçe’ye çevirip, Türkiye’de yaşayan insanlarla paylaşmak, hedefleri içinde yer alır. Ve tüm bunları kapsayan bir aylık derginin çalışmaları sürmekte, dergi için gereken unsurlar ve zemin hazırlandığı takdirde dergiyi basmaya ve sonrasında da kitaplar, albümler yayınlamaya, kısa veya uzun metraj filmler çekmeye, resim, fotoğraf sergileri, konserler vs. vs. düzenlemeye çalışacaktır.
Ayrıca, İzmir’de bir infoshop türevi ev/kafe açarak, dünyaya bakış açıları en azından “anti-otoriterlik” noktasında ortak paydada buluşan insanların daha rahat iletişim kurabilecekleri, bilgi alışverişinde bulunabilecekleri bir ortamda bir araya gelebilmelerini sağlamaya çalışmaktadır.

Ancak sözü geçen tüm projeleri gerçekleştirmek için acele etmemekte, sadece yaşadığı an içinde varlığını sürdürmeye çalışmaktadır. Bahsi geçen projeler, gerçekleşebilir, hiç gerçekleşmeyedebilir, ama fanzinler basılmaya ve elden geldiğince dağıtılmaya, her ne olursa olsun devam edilecektir.. Kısacası Sokak Edebiyatı oluşumu, şu anki halinden de memnun olan bir oluşumdur.

“Alt kültürel sanat kolektifi” olarak tanımlayabileceğimiz Sokak Edebiyatı oluşumuna, bizimle aynı havayı soluyup, aynı heyecanı yaşadığınıza inanıyorsanız, destek olabilirsiniz. Kapımız herkese açıktır, ama açık olan kapılar, yaşam anlayışımıza uymadığınız düşünüldüğü takdirde her an yüzünüze kapanabilir.

Sokak Edebiyatı projesinin, adındaki “edebiyat” kelimesi, kelimenin karşıladığı gerçek anlamdan ziyade, aslında dili, kültürü, etik anlayışını ve yaşam tarzını ifade eder.

Sokak Edebiyatı, anti-otoriter, anti-kapitalist, anti-militarist ve anti-seksist bir oluşumdur. Kesinlikle ticari değildir. Öncelikli amacı; yukarıda saydığımız tüm faaliyetlerin sürdürülmesi ve üretilen sanatsal ürünlerin yayınlanması için gereken maddi miktarın geri dönüşümünü sağlamaya, örneğin bir derginin bir sonraki sayısının basımı ve dağıtımı için gereken maddi miktarın önceki sayıdan geri dönüşümünü sağlamaya ve bu işin sürdürülebilir kılınmasına çalışmaktır. Zaten, bugüne kadar, yayınladığı yaklaşık 60 kadar fanzinde sürekli cepten yiyerek bugünlere kadar gelmiştir. Sonrasında, eğer olabiliyorsa, kazanılan maddi miktarı, yayınlarında çalışmalarını yayınlayan insanlarla da paylaşabilir. Şu an için görülen, daha uzun bir süre, cepten yemeye devam edeceğimiz.

– Sokak Edebiyatı; var olan hiçbir parti/kurum veya hiyerarşik yapılanmanın yanında yer almaz.

– Sokak Edebiyatı, geçmişteki Beat kuşağı ile karıştırılmamalıdır, ufak benzerlikler olsa da, kesinlikle ve kesinlikle Beat kuşağı ile aynı yolda yürümemektedir. Hatta, bir yolda yürümektense yoldan çıkmayı ve çıkarmayı savunur.

– Sokak Edebiyatı; değişime ve güzel bir geleceğe inanmaz, bunların hazırlığı içerisinde de değildir, umut vaat etmez, her şeyin boktan olduğunu ve daha da boka batacağını bildiği bir dünyada, “gerçek” olanla ilgilidir ve sadece “isyan” barındırır.

– Sokak Edebiyatı; bir topluluk değildir, toplum olmayı yadsır, bireysellikten ve bireyden yanadır. Bu nedenle, Sokak Edebiyatı’na destek olan her bir birey, bir diğeri ile çatışabilir, birbiri ile çelişkili olabilecek iki ayrı yazı, aynı yayın içinde yer alabilir; farklı olmanın güzelliğini bilmekte; farklılıkların tek bir potada sindirilmesindense, tüm farklılıkların birbirlerini sindirme çabası içinde olmadan bir arada yaşayabileceğini düşünmektedir. Bu nedenle, kendi içimizde sürekli tartışmakta ve arada bir fikirsel olarak ayrı düşmekteyiz, ama, zaten her birimiz aslında yalnız, yapayalnız olduğumuzun bilincindeyiz. Sokak Edebiyatı, bu yalnızlar, dışlanmışlar, deliler ordusunun bir tımarhanesi olmaktan öteye geçmez! Ve tedavi edilmek yerine, delilik ve anormallik dozajını samimi bir şekilde korumaya çalışır sadece..

– Sokak Edebiyatı “do it yourself” felsefesi temelinde hareket eder ve ülkemizdeki bazı ileri zekalı arkadaşların bildiği gibi “do it yourself”; “kar amacı gütmemek” değil, “kendi kendine yap” demektir: Bu nedenle “do it yourself derken, dergi projesi de nerden çıktı” diyen ultrazekalı uzaylılara, bu sloganı temel edinen Crass’ın kendilerine ait bir bağımsız plak şirketi olduğunu hatırlatır, grubun hiçbir kar elde etmeden başka başka işlerde 12 saat çalışıp da, hala müzik yapmaya devam ettiklerini düşünmediklerini umarız. Şimdilerde üzerlerine giydikleri her türlü takı, aksesuar ve kıyafeti hazır alan arkadaşların bize gelip “do it yourself” üzerine ahkam kesmemelerini önerir, 70’lerde “do it yourself”i benimseyen insanların, takılarını, aksesuarlarını kendilerinin ürettiklerini, giysilerini kendi kendilerine diktiklerini, ellerinden geldiğince her şeyi kendi kendilerine ürettiklerini hatırlatırız.

– Sokak Edebiyatı oluşumu, 70’lerdeki Crass hareketinden ilham almaktadır ve Crass kendi otobiyografi metinlerinde “Onlar ve siz diye bir şey yok; sadece sen, ben ve biz varız. Kendimizi bulmak zorundayız” der.

Sokak Edebiyatı website: http://www.sokakedebiyati.net/
Sokak Edebiyatı facebook 1: http://www.facebook.com/group.php?gid=62…9343881456
Sokak Edebiyatı facebook 2: http://www.facebook.com/pages/sokak-edeb…367?ref=ts
Sokak Edebiyatı mail group: http://groups.google.com.tr/group/sokakedebiyat?pli=1
Sokak Edebiyatı myspace: http://www.myspace.com/sokakedebiyati
Sokak Edebiyatı last.fm: http://www.lastfm.com.tr/group/Sokak+Edebiyat%C4%B1
Sokak Edebiyatı sosyomat: http://sokakedebiyati-net.sosyomat.com/

Inspirational music for Sokak Edebiyatı: THIS EMPTY FLOW
This Empty Flow website: http://nikoskorpio.net/thisemptyflow/
This Empty Flow myspace: http://www.myspace.com/thisemptyflow
Niko Skorpio (head of This Empty Flow) myspace: http://www.myspace.com/nikoskorpio
Sokak Edebiyatı website for This Empty Flow: http://sokakedebiyati.net/thisemptyflow/

sokak edebiyatı #7

sokak edebiyatı’nın 7. sayısı çıktı. 44 sayfa a5.

elden edinmek için girdap’a mail çakın veya arayın tlf: 554 4780649 | mail: unthatow@gmail.com

izmir dağıtımı

  • alsancak yakın kitapevinden, (kıbrıs şehitleri, tansaş karşısında)
  • karşıyaka pan kitapevi (ksk-çarşı’da) [10 marrtan sonra bırakılcak]

istanbul

  • 15 mart pazar günü, istiklal caddesindeyiz, önceden geleceğinizi haber verirseniz, elden ulaştırabiliriz 15 mart günü.. mail atıp sipariş verin..

içerik:

  • giriş yazısı – layne
  • ışığın ardındaki karanlık 4. bölüm – yağmurcu
  • karanlığın ardındaki ışık 4. bölüm – kurşun kalem
  • Ali Bolat – röportaj – güzedüşen
  • kopenhag’da bir akhylys – akhylys
  • gecenin ıssız kollarında bir başına – layne
  • tonus – akya
  • buluşmalar – güzedüşen
  • okuyucu mektupları
  • öyle aman aman bir sikiş yoktu – demir kafes
  • logos – çisem e.
  • fotomanipülasyon çalışması – akhylys
  • aykırı sözlük volüm 5 – akhylys
  • rüzgarın hüzünlü şarkısı – akhylys
  • sar başlar – gölge
  • bana poz – fukowski
  • ….. – sacri
  • her genç kızın rüyası- henry lee
  • zack – girdap
  • arka kapak çizim – cenin

kapak foto: çisem e.
kapak tasarım: girdap
grafik çalışmaları: layne, akhylys, cenin

8. sayının çalışmalarına şimdiden başlanmıştır. yazılarınızı çizimlerinizi, fotoğraflarınızı, kısaca tüm çalışmalarınızı en geç 28 mart tarihine kadar mail yolu ile veya dilerseniz posta yolu ile, izmir içi elden de ulaştırabilirsiniz…

fanzini izmirde şimdilik alsancak yakın kitapevinden, 10 marttan sonra ksk pan kitapevinden edinebilirsiniz. 14-15 mart arası istanbuldan tüm eski sayılarımızı elden ulaştırabiliriz sizlere istiklal caddesinde.. yayınlara katkınmak bulunmak veya daha fazla detay öğrenmek ve sorularınız için mail atın..

not: bu sayı logos özel sayısı olamadı tam anlamı ile o yüzden 8. sayıda da logos, alsancak ve izmir üzerine yazılarınızı, çizimlerinizi fotolarınızı bekleriz, buna göre şekillenecek olan bir içerikle bir özel sayı hazırlıcaz.. tabi yine diğer öykü ve şiirlerde olucak, söz konusu özel durum 10 sayfa tutucak içerikte..bu arada ambjornsen röportajı sekizinci sayıda yayınlanıcaktır.. yeni hedefimiz irwine welsh..

http://www.sokakedebiyati.net

istanbul’dan fanzin isteyenlere kolaylık

kes yapıştır kopyala – part 7 – istanbul ayağı

sokak edebiyatı tayfası istanbulda bir araya gelicek bu kez. fanzin isteyen varsa eğer, 15 mart pazar günü istiklalde elden teslim edebilirim fanzinleri, fotokopi masraflarını ödemeleri koşulu ile… ancak şimdiden hangi fanzinleri istediklerini belirtmeleri gerekmektedir. 15 mart pazar telefon açarlarsa, istklalde bir yerde elden ulaştırırz..

fanzinlerin fotokopi masrafı sayfa sayısına göre 40 kuruş ile 1 ytl arasında değişmektedir.. bugüne kadar “csns yayınlarından” çıkan 45 yayının çoğu yanımızda olur.. fanzincilerle takasta yapılabilir. ama önceden haber verirseniz ona göre çoğaltıcaz yayınları..

ayrıca buluşmaya s.e editörlerini felanda bekleriz..

daha detaylı bilgi için:
msn: dead_soulja_@hotmail.com
mail: unthatow@gmail.com
tlf: 5544780649
web: http://www.sokakedebiyati.net

sokak edebiyatı #6

sokak edebiyatı’nın 6. sayısı çıktı. 44 sayfa a5…

fanzini elden edinmek isterseniz 25 ocak pazar günü öğlen üç ile gece oniki arası izmir alsancaktayız, telefon yolu ile ulaşıp fanzini temin edinebilirsiniz.. tlf: 554 4780649

İzmir İçin:

  • alsancak yakın kitapevinden, (kıbrıs şehitleri, tansaş karşısında)
  • karşıyaka pan kitapevi (ksk-çarşı’da),
  • karşıyaka baykuş çizgiroman kitapevi (ksk-migros yakınında, 1734 sk)

veya elden edinmek için girdap’a mail atın: unthatow@gmail.com. izmir dağıtımı 24 ocak ctesi günü yapılacaktır

İstanbul için:

  • gölge: lesguncesi@gmail.com
  • Khalkedon Kitabevi: Caferağa Mahallesi Sakiz sokak No:12 A
  • Caferağa Spor Salonu Karşısı Bahariye/ Kadıköy

Ankara için:

  • duvar dibi: maylosaster@gmail.com

içerik:

  • giriş yazısı
  • ışığın ardındaki karanlık – yağmurcu
  • karanlığın önündeki ışık – kurşun kalem
  • alkoliğin savunması – henry lee
  • göte sokulası bir siyaset – tozasor
  • patrick sakatlandı ve bütün ümidimiz sona erdi – layne
  • aum – akya
  • şeritın oteli enkazında kendime çektiğim kimyasal aduketlet – alican
  • best option – akhylys
  • aykırı sözlük volum4 – akhylys
  • kapıyı çektim ve çıktım – çisem e.
  • 14 şubat özel tarifesi – güzedüşen
  • yeni yıl mesajı – layne
  • iyi bayramlar – girdap
  • ağır cumartesi – demir kafes
  • okuyucu mektupları
  • kolajlar
  • haberler
  • arka kapak çizim – cenin

kapak çizim: fenris
kapak tasarım: girdap
çizerler: fenris, cenin, deniz pelin songur

iletişim: unthatow@gmail.com

7. sayının çalışmalarına şimdiden başlanmıştır. yazılarınızı çizimlerinizi, fotoğraflarınızı, kısaca tüm çalışmalarınızı en geç 20 şubat tarihine kadar mail yolu ile veya dilerseniz posta yolu ile, izmir içi elden de ulaştırabilirsiniz…

fanzin yapmak isteyen birine…

insanlara bakıyorum,
bana,
“ben de fanzin yapmak istiyorum ama,
zamanım yok uğraşmaya”
diyen insanlara,
“bunca işe yetişebilmene
şaşırıyorum doğrusu”
diyebilen insanlara,
ki doğrusu,
yetişemiyorum da,
ama umursuyor da sayılmam bunu,
periyodu umursamıyorum,
dağıtımı umursamıyorum,
önceki sayıları umursamıyorum,
kendimi umursuyorum sadece,
kendi zevkimi,
elime aldığımda ilk kopyayı,
tadacağım hissi
ve sonrası önemli değil,
ve öncesi unutuldu gitti zaten,
hiç satmayan dönemler,
elimde patlayan dönemler,
kimsenin yazı göndermediği,
gidip almadığı,
gözünü bile sürmediği dönemler,
şimdi buradayız,
2008’in son gününde,
ve insanlar durmadan
yazı göndermeye,
resim göndermeye
fanzini edinmeye
tanışmaya
ve arada sırada da
silah çekmeye çalışıyor,
bok atmaya mesela,
eleştiri amaçlı başlayıp
küfürle biten mailler,
ve hiç önemli değil diyorum onlara,
gerçekten hiç önemli değil,
öncesi veya sonrası,
hiç bir önemi yok,
şimdi buradayız,
2008’in son gününde,
ve bende buradayım,
hala aynı teraneyi
gevelemeye devam ederek ağzımda,
do it yourself, do it yourself,
para yok,
kağıt yok,
uhu yok,
ve yine de yeni bir fanzinin
hesabını yapıyorum kafadan,
36 sayfadan 9 a4 diyorum,
50 kopya çeksek ne yapar abi,
kabaca bir hesapla,
40 diyor bana,
ve sonra tekrar
adamın biri
“bunca işe nasıl zaman buluyorsun” diyor,
“şaşırıyorum”,
napıyorum oysa,
boş boş bekleyip müzik dinlediğim zamanlar dışında,
ölümüne içtiğim ve sabahı kaybettiğim geceler dışında,
ortalama on saatimi sattığım mesailer için,
her gün tıraş olmak dışında,
koca bir hiç diyorum,
hoca bir hiç,
elde var sıfır,
ve sonra dönüp ona,
“boş zamanlarında naparsın” diyorum,
“televizyon izlerim” diyor,
ben izlemiyorum,
“internette takılırım”,
ben takılmıyorum,
“msnde geyik felan işte” diyor,
onu da yapıyor sayılmam,
“ee sonra? dolu zamanların?”,
“ders çalışırım abi”,
hiç ders çalışmadım,
ve gazete okumam ayrıca,
film izlemem,
dizi izlemem,
ordan oraya gezmem,
tabiri caizse
ot gibi yaşayan benim,
evden işe işten eve,
ve sonra dönüp,
bunca saçmalık için bana,
başıboş fanzinler için,
“helal olsun” diyorlar,
helal olmuyor ama,
genellikle sonrası
tam bir işkence haline dönüşüyor,
kitapevleri ile kavgalar,
fotokopicilerle pazarlıklar
insanlarla anlaşmazlıklar
ve sonra dönüp,
evde
daima evde
bir sonraki sayı için
şapkadan tavşan çıkaran sihirbaz gibi
okus pokus yapmak zorunda kalmak,
“her şey hala aynı” diye yazmak,
kapkalın duvarlara..
bi adam daha geliyor,
“senle röportaj yapalım,
bir dergide köşem var”,
“yap”
ilk soru,
sor,
“nasıl oldu da bu noktaya geldi bu işler?”,
bilmiyorum,
hiç birşey yapmadım ben,
kimseyi kolundan tutup çekmedim,
gel bilader yaz demedim,
al şunu git evinde oku da demedim,
ben burada duruyordum,
ve herkes kendi geldi,
ve kendi kendine gidecek her şey,
on sene sonra
ne olacağının
bir önemi olmasa da,
şimdi tam burada,
hala aynı şekilde,
ilerliyor işler,
ve sen o bardan o bara gezerken veya
msn pencereleri arasında can çekişirken,
ben evde oturmuş sayfaları yapıştırıyorum,
tek fark bu dostum,
zaman olduğu yerde duruyor,
ve ben bir şeyler yetişsin diye
deli gibi koşturmuyorum,
sen zaman bulamıyorsan,
bu aramadığın içindir,
o yüzden şimdi,
zamanının olmadığını söyleme bana,
çünkü öncelikle
öğrenmen gereken şey
fanzinin
zamandan bağımsız bir şey olduğudur
ve bir de
kimse yardım etmiyor demiştin,
bana da etmiyor inan buna
şunu da unutma;
fanzin kişisel bir eylemdir
ve kişisel olan
politikdir..
şimdi
her ne yapmak istiyorsan
yapmaya devam et,
ama bana,
tırişkadan bahanalere gömülü kalmış
arzular sunma lütfen..

Güzel bir gelecek tablosu 2

Aramızda yoğun bir elektriklenme olduğunu sanmıyorum, bundan kaçınmıştık sanırım, belkide yeniden aşık olmaya korkuyorduk, birbirimize yada bir başkasına yeniden aşık olma limitimizi tüketmiştik. Ben kimseye güvenmiyordum, aşk istemiyordum, sekste istemiyordum, kısmen aseksüel sayılırdım. o biseksüelliğe doğru kayıyordu, beni ilgilendirmiyordu cinsel tercihi, benimle hayatının sonuna kadar sevişmeyedebilirdi, onu yatakta düşlemiyordum hiçbir zaman. Pardon, yatakta düşlüyordum evet, ama çıplak olarak değilde, yatağın üzerine bağdaş kurmuş otururken düşlüyordum, bende karşısında oturmuştum. Müzik dinliyor sohbet ediyorduk. Sabahlara dek sohbet. Hiç sıkılmadan. Yada bir film, onun seçtiği bir filmi izlerdik. Ben uzaktım sinema dünyasına, ama onunla en kötü filmi bile eğlenceli kılabiliyorduk, bir şeyler çıkartıyorduk mutlaka, gülünecek yada üzerinde tartışılabilecek bir şeyler. Böylece akıyordu günlerimiz. Sevgili olup olmadığımızı bilmiyorduk, galiba değildik. daha çok, birlikte yaşayan iki ayrı insandık. Cinsiyetimiz yoktu birbirimize karşı. Evlimiydik bilmiyorum. Ailelerimizin iç huzuru ve bizim kafamızın rahat olması için evlenmiş olabilirdik. Ama birimiz karı ve diğerimiz koca değildi. İki sıkı dosttuk sadece. Ve yaşıyorduk bu hayatı, son damlasına kadar yaşayacaktık, gülecek, ağlayacak, kavga edecek, gezip dolaşacak, ve hep birlikte olacaktık. Ama söz vermemiştik hep birlikte olacağımıza dair. Hiçbir konuda birbirimize söz vermemiştik. Ve soru sormuyorduk asla. Birimizin yaptığı herhangi bir şeye, bir diğerimiz ?neden? diye sormazdı. ?neden böyle yapıyorsun, niçin böyle davranıyorsun?. Yoktu bunlar, sorgu yoktu, eleştiri yoktu. İkimizde kendi hayatımızı yaşıyorduk aslında. Bazen dışarıya beraber çıkıyor, bazen tek başımıza başka arkadaşlarımızla oluyorduk.

“alo, nerdesin” derdim ona, işten çıkmış olurdum o sırada,

“alsancaktayım” derdi, “arkadaşlarımla, sen napıyorsun?”,

“işten yeni çıktım” derdim, “eve gidiyorum”,

“tamam, akşam evde görüşürüz”.

“tamam”. Ve başka bir gün bu diyalog bir noktadan sonra,

“arkadaşlarımlayım, gelsene sende” olabilirdi. Giderdim bende. Yada ben çağırırdım. Bazen tek takılırdık, bazen beraber, dediğim gibi. her ikimizde özgürdük her konuda. Tek başımıza yaşarkenki halimizden daha fazla özgür hissediyorduk kendimizi birlikte yaşarken. Aslında sadece, aynı evde tek başına yaşayan iki insandık sanırım. Bir elmanın iki yarısı değildik yani. İki tane farklı elmaydık. ve beraberdik. Çok seviyorduk birbirimizi, buna katılıyorum, ve bu yüzden karışmıyorduk birbirimize. Olduğumuz gibiydik. Neysek O?yduk. Ve bu halimizi seviyorduk, birbirimizin bu halini de seviyorduk. Doğal hallerimizi. Değiştirmeye çalışmıyorduk birbirimizi, yada revize etmeye. Gerçekti bu yüzden her şey. Ben havaalanında kadrolu bir çalışandım. O da bir yerde çalışıyordu. Bir ev tutmuştuk. Zaman akıp geçiyordu. Hatta her birimizin, kendine ait birer ayrı odası vardı. Ama beraberde kalıyorduk. Benim vardiya saatlerim karışık olduğu için, bazen gündüz bazen gece evdeydim. O da bazen eve gelmiyor, bir arkadaşında kalıyordu. eğer keyfi yerindeyse, nerde olduğunu önemsemiyordum, merakta etmiyordum, bazen anlatırdı neler yaptığını bensizken, bazen anlatmazdı. Soru sormazdım ama. O da sormazdı. Sevgili pozisyonunda olmadığımız için, bir gün birbirimizi terketme korkusunu da yaşamıyorduk. Yalnızda yaşayabilirdik elbet bir gün, yada birbirimizden sıkılabilirdik, ama her gün yeni bir şeyler keşfeder ve paylaşırdık. Yeni bir kitap, yeni bir müzik grubu. Yeni bir sokak belkide, ağaçlarla kaplı şirin bir sokak, “burayı görmelisin girdap” der, kolumdan çekiştirir götürürdü beni.. birkaç fotoğraf çeker, sonra başka bir yere giderdik. Gezmekten nefret ettiğim halde, onunla gezmekten hiç sıkılmazdım, kimsenin göremediği detayları gösterirdi bana çünkü, görür ve gösterirdi. Ve bir gün izlandayı gösterecektim ona. Beraber gidecektik. En büyük hayalimizdi bu. İzlandaya gitmek. Ve gidecektik, ufaktanda olsa para biriktiriyorduk bunun için. dünyayı gezecektik yavaş yavaş. Ben yazar olacaktım. Ve sonsuza dek tatil yapacaktım onunla, yazarlık kolay bir işti, günde iki saat yazar, geri kalan zamanda hayatı yaşardım. Bekliyorduk bunu. Bir çok yeni insanla tanışır, arada bir beni de tanıştırırdı, bende onun sayesinde, öykülerime yeni karakterler kazandırırdım. Yazıma güç katıyordu, yaşamıma güç katıyordu, bana güç katıyordu. Bir kez bile tartışmadık onunla, çünkü tartışma konusu olacak bir şey yoktu, her ikimizde birbirimizi zorla bir yere götürmeye çalışmaz yada bir şeyleri yasaklamazdık. Sigarayı bırakmıştım ben, arada sırada içiyordum, alkol alacakken birkaç tane belki. bana iyi bakıyordu. Bakıyordu derken, sağlığıma dikkat etmeme yardım ediyordu. Dikkat etmek istiyordum sağlığıma. Onunla çok daha uzun bir hayat geçirmek istiyordum. Linda ve buk gibi sanmıştım bir ara birbirimizi. Belkide daha üstündük. Ama inanmıyorduk ?üstünlük? adlı bir şeye. ?farklı? kelimesini kullanırdık daha çok, bir kıyaslama yapacaksak. Ali Ayşe’den daha üstün değil, farklı insanlar. Herkes farklı. Herkes eşit. Kimi insanları sever, kimilerinden nefret ederiz. Gayet doğal bir şey. Gayet doğal bir şeyiz bizde. Buna rağmen zaman zaman çevremizdeki insanların eleştirilerine mağruz kalırdık, takmazdık eleştirileri, bu şekilde yaşamak istiyorduk çünkü bu şekilde mutluyduk. Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuştu. Hem uzun uzadıya planlar yapmamıştık. O benimle yaşamak istiyordu.. ben onunla yaşamak istiyordum, ve kabul ettik. Böyleydi işte. Arada bir bana lezbiyen dizilerini izletirdi. Ama her açık sahnede “gözünü kapat bakiyim” derdi şakayla. Yada ciddiydi, bilmiyorum bunu. Ama kısmen aseksüel sayılırdım ben, kadın çıplaklığı çekmiyordu ilgimi. Kadınların ruhu daha çok. Ve aradığımı bulmuştum. Aramamıştım aslında, karşıma çıkmıştı sadece. Ve çıkmasaydı, tek başıma yaşıyor olurdum hayat boyu. Bir kadına ihtiyacım yoktu, ruhuma denk bir dosta ihtiyacım vardı. Bu erkekte olabilirdi. Ama bir kadın çıkmıştı karşıma. Kadınlarla sevişmeyi düşleyen bir kadın. Kimbilir belkide sevişmişti kadınlarla, yada sevişiyordu, denemiş olabilirdi, denemeyi düşlediğini anlatmıştı, ama sormuyordum hiç bir şey, anlatmak istediği kadarını anlatırdı. Dinlerdim. Bir erkekle de sevişmiş olabilirdi. Merak etmiyordum. Kıskanmıyordum. Ruhu benimleydi. Ama bakın, bir fark var, ruhu benim değildi, ruhu benimleydi sadece. Sahip değildim hiçbir şeyine. “arkanda ben varım” demezdim ona, “yanındayım” derdim. Önemliydi bu. arkasında değil yanında olmak. Kendimizi yalnız hissetmiyorduk. Gözlerine saatlerce bakabiliyordum derinlemesine, gözlerinin içinde kayboluyordum. Ama aşık değildim. Benimkisi aşk ise çünkü, diğerlerininki başka bir şey olmalıydı. Herkes gibi düşünmüyordum zaten. insan olmadığımı düşünmeye başlamıştım. Ama üstün değildim, insanlarda benden üstün değildi. Farklı düşünüyordum sadece çoğu insandan, hepsi bu. Ve yazıyordum. Ve iyi bir okuyucu kitlesine doğru gidiyordum. Umurumda değildi okuyucu kitlesi. Yazmam yeterliydi. Sonra o benim yazdıklarımı düzenlerdi. Kelime hatalarımı mesela. İmlama karışmazdı. Hiç kimse imlama karışamazdı. Bunun savaşını vermiştim yıllarca, ve kazanmıştım. Kitaplarım basılıyordu artık, diğer dillere çevrilecekti, bizler diğer dilleri öğrenecektik biraz yurtdışı gezilerimizde. Diğer halkları. Diğer sokakları. Dünyayı tüketecek ve bir gün marsa gezmeye gidecektik, o derece deliydik. Ama ikimizi bir hücreye kitleselerdide, hiç sıkılmazdık. Konuşurduk paso. Zihnimiz bedenimizin dışına çıkar, kahkahalarımız gıcık ederdi bazı insanları. Ki ağlardık da bazen, tek başımıza yada beraberken. Her zaman iyi değildik. hiç bir şey her zaman iyi gidemezdi. Denge gerekiyordu. Bazen dipteydik ruhen, bazen zirvede. Ama her iki şekilde de, sorun etmiyorduk hiçbir şeyi.. o benim için gazeteden kolaj keserdi bazen, bir yerde görür ve keser eve getirirdi, “bu işine yarar mı canım?” derdi. Yada fotoğraf çekerdi, “bu işine yarar mı?”. Bazen birlikte oturur fanzin hazırlardık, sırf zevk için yapardık bunu. “something in the way”i dinliyorduk bir gün evde, sessiz, sakin, oturmuş, “something in the way”i dinliyorduk, karşımdaki koltuktaydı o, ve bana bakıyordu, “iyki varsın” dedi, “iyki varsın” dedim. Biraz gözyaşı döktük. Yıllarca gözyaşı dökmüştük farklı zamanlarda, tek başımıza. Ama şimdi, başka bir nedenden dolayı idi bu yaş. Ve zaman akıp geçiyordu. Günler.. Aylar. Yıllar.. biz İzmir’deydik, İzmir bizdeydi. Ben onun içindeydim, O da benim içimde. Dengeliyorduk birbirimizi. Ve bir açıdan da, tek başımıza yaşıyor gibiydik işte, tek başınaymış gibi özgür. Birbirimize karşı sorumlu olduğumuz bir şey yoktu çünkü. Bir gün eve geldiğimde, yoktu evde, telefon açtım, kapalıydı. Merak ettim, mesaj attım bir tane, iletilirdi elbet bir ara. “merak ettim seni, iyi misin?” diye yazmıştım. İletildi mesaj, iyiydi, “iyiyim” diye yazmıştı, otobüste olduğu için kapalıymış telefonu, gelecekmiş yarın.. yarın oldu. öğlen çıkıp gelmişti, arkadaşlarıyla takılmış, bir grubu izlemişti bir barda. Bazen beraber izlerdik grupları, bazen tek başımıza. pazar günüydü ve onun tatil günüydü cumartesi Pazar, benim belli olmuyordu tatil günüm. Ve öğlen, ben çıkarken gelmişti eve, sarıldık, “ben çıkıyorum” dedim, “bende giriyorum” dedi. “akşam görüşürüz” dedim, “kolay gelsin canım” dedi. Çıkıp işe gittim. Eve gelip kitap okudu. Sormadım o gün nerde olduğunu ona. Daha sonra bir gün anlattı. böylece akıp gitti işte. Akıp gitti.. her şey yolunda gitmese de, biz yolumuzda gittik daima, hiçbir şeyi umursamadan, ve ne kazandık, nede kaybettik, yaşadık sadece. Hepsi bu. Yaşadık. Gerçekten. Tam olarak istediğimiz gibi olmasada, istediğimizin imkanlar dahilinde olabileceği en maksimum hali ile.. sonra sonra sonra.

Sonra bilgisayar başından kalktım. Balkona çıktım. İçeri girdim. Diğer balkona çıktım. Tekrar içeri girdim ve, zamanın geçmesini bekledim. Düş kurdum. Hepsi bu. ikinci bir “güzel bir gelecek tablosu” çizdim kendime. ikisinden biri gelecek elbet, iki tablodan biri. Ben bekleyeceğim.. burada. Ya tek başıma olduğum bir gelecek bekliyor beni. Yada, aynı zamanda tek başına da olabilen bir insanla birlikte olduğum bir gelecek. Her ikisi de kabulüm. Ama bir üçüncü seçeneğim yok. Olsa da seçmezdim. Elimizdeki iki seçenekten birini de seçmiyorum aslında, yani gerçekleşmesi için bir şeylerin, çaba sarfetmiyorum. Bekliyorum sadece.. her şey kendi kendine oluyor nasılsa.. ben mükemmelim. Geri kalan her şey boktan. Ben boktanım. Geri kalan her şey mükemmel. Bu işte bir terslik var. Bende bir terslik var. Sende bir terslik var. Ve dört yanlış bir doğruyu götürür. Dört kötü adam, dünyayı havaya uçurabilir. Ama dünya doğru bir yer değil. Başka bir gezegende var olabilir belki, düşlediğim her şey. Cennet değil, cehennem değil. zihnimin içinden kağıt üstüne akan masal dünyasında. Ben başka bir gezegenden geldim. Ejderha adım. Uçmayan bir ejderha. ağzından ateş değil duman çıkan bir ejderha.

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.