Yazar: flagg

i used to give a fuck.

başka bir etilen

yorulduk ve sıkıldık. evet, yorulduk sürekli tüketimi tetiklemeye çalışan, ihtiyaç olmayan ürünlerin satılmasını zorlayan anlamsız reklamlardan. kendisinin hiçbir zaman kullanmayacağı ya da tüketmeyeceği ürünleri pazarlamaya çalışan “fenomen” pazarlamacılardan. 3-5 takip fazla kazanmak için, elinde kalmış ürünleri takipçilerine 10 takla attırıp çekiliş yapma şirinliği gösterenlerden. daha fazla ön plana çıkmak, daha fazla beğeni toplamak için türlü türlü şaklabanlık yapanlardan. etkileşimi arttırmak için bütün hareketleri kayıt altına alıp, davranışları manipüle etmeye çalışanlardan. 3 satır içeriğe ulaşmak için 3 dakika reklam izletenlerden. clickbait faşistlerinden. arama motorlarını kandırmak için hazırlanan tuzak sayfalardan. sayfaların açılış hızını düşüren, gereksiz kod parçalarından. takip edilme ve beğenilme ihtiyacından sıkıldık.

bunların sonucunda da 18 yıldır reklamsız ve bildiğimiz yoldan devam eden paylaşımlara biraz daha hızlı ve kolay erişmeniz içinse kendi çapımızda isyan bayrağını çekerek yeni bir tasarım ile cevap verdik. ne ekleyelim düşüncesinden ziyade, neyi çıkarabilirize odaklandık. hangi sayfa ya da hangi içerik daha çok beğenilmiş gibi bir kaygımız yok. paylaşmak istediğimiz içeriği en az kaynak tüketerek ve en rahat biçimde ulaşmanız için çabamız var. bunun da para kazanma kaygısı olmadan yapılabileceğini biliyor ve göstermek istiyoruz.

karşılık ve/veya beğeni ya da alkış beklemeden paylaşmaya edeceğiz. kendi çapımızda mücadelemiz de devam edecek. yani biz bağıracağız, birileri hiç duymayacak, hep aynı hikaye. duyanlara selam olsun!

* eksik, fazla, olmamış, burası çalışmıyor gibi gözlemleriniz varsa iletmenizi rica ederiz.

Yurttan Sesler Korosuna Karşıyım

  • Neden kara şairsiniz ve karaşınlık nedir?

Pek çok şeyi benim ortaya attığımı sanıyorlar, halbuki öyle değil. Karaşın sözlükte var, sarışının tersi! Ben karamsarım, aykırıyım ama siz benim yanıma gelin de ben aykırı olmayayım, diyorum.

  • Ya karaduygululuk?

Aa o ayrı tabii. Ama ben iyimser olamam. Bütün hocalarımız, annelerimiz, babalarımız bize yalan söylemiş. Mesela, Baltacı Mehmet Paşa ve Katherina aynı mekanda bulunmamışlar bile! Fatih’in gemileri karadan yürütmesi diye bir olay yok, adam akıllı; Haliç’in sonunda tersane kurduruyor ve Bizans donanmasını haklıyor. Hezarfen Ahmet Çelebi cambazmış. Galata Kulesi’nden kendini atıyor, topuğunu kırıyor. Daha çok örnek var böyle. Hâlâ yalan söylüyorlar. Bak tarihe, biz sorumlu değiliz de, hayır! Hâlâ “sözde” diyorlar.

  • Siyasal’da okudunuz, iki-üç yıl kaymakamlık yaptınız. Devlet memurluğundan, resmiyet karşıtı bir şair, yazar olmaya nasıl geçtiniz?

Zaten oradaydım ben. Şiir yazmaya Zeyrek Ortaokulu’ndayken başladım, iyi hocalarımız vardı. Kaymakamlığı bir arkadaşımın sayesiyle yaptım, dilekçelere imza atacaksın sadece, demişti. Aslında memurluğu istemiyordum.

  • Edebiyat dünyasına nasıl girdiniz?

Ankara’ya 1953’te ilk gittiğimde, bir kültür derneği vardı. Bülent Ecevit de üye, daha politika filan yok hayatında. Orada akşam karatahta dersleri veriliyordu. Atonel müzik üzerine. Biz de oraya giderdik. Müzikte yapılan şey, şiirde niye yapılmasın diye geldi aklıma. Aykırılığı da anlatırdı bu, karalığı da anlatırdı. Bunun gibi bir sürü şey etkiledi beni.

  • Ecevit’le nasıl bir ilişkiniz vardı?

Resim eleştirmenliği yapardı. Merhabamız vardı sadece. Bir mekanda bulunmuş olmaktan kaynaklanan. 21-22 yaşlarındayız. Ama yıllar sonra oldu ilişkimiz. Kanlıca’da Can Yücel’le komşuyum. Birdenbire kalp krizi zannettim, meğer beynimde tümör varmış. Bunun üzerine Yaşar Kemal ve Can Yücel açıyor telefonu İsviçre’ye, Gazi Yaşargil hemen gönderin, diyor. Yıl 1974, ben 43 yaşındayım. Kendimi İsviçre’de buldum. Ameliyat masraflarını, o zaman da Başbakan olan Bülent Ecevit karşılamıştı. Pasaport almamı da o sağladı. Artık cebinden mi ödedi, bilmiyorum.

  • Söz açılmışken, siz bu ameliyat dönüşünde, sizi gönderen insanlara dava açtınız galiba, toplanan parayı aldılar diye…

Öyle bir şey yok canım. Dedikodu. Çok eski bir olay ya. Adam öldü artık, olmaz. Brunel Nefes Nefese kitabında, “Öldüğüm zaman bir şey istemiyorum, yılda bir kere mezarlıktan kalkmak isterim ve yakın bayiye gidip gazete ve dergilere bakmak isterim, dünyada neler olmuş diye” diyor. Bu fantezi tabii. Artık bir şey söylenmez.

  • Şiirde anlatım kapanıklığını niye seçtiniz?

Hayır karşıdakinde kabahat! Benim bir Fayton şiirim yayımlandı, 58’de, Pazar Postası’nda. Kimse bilmez, ama orada şöyle bir şey var, Fikriye Hanım, Atatürk’ün Latife Hanım ile evlendiğini öğrenince, Ankara’ya geliyor ve faytonla köşke gidiyor, içeri alınmayınca faytona binip intihar ediyor.

Ahmet Muhip Dranas bu şiiri okuduğunda, “Son derece anlamlı, harikulade yeni!” demişti. Anladı, Fikriye Hanım olayını bildiği için! Bunun gibi katmanlar var benim şiirimde.

  • Yine de zor şiir sizinkisi…

Zor değil, aslında şiir işte budur. Bakın, bir yanda Shakespeare’i düşünün, ben Shakespeare değilim tabii, o da katman katmandır. Şimdi okuyucu üşeniyor. Ama bilen biliyor.

  • Zorluk deyince Yort Savul mesela… Bir şiirinizin adı, bir kitabınız da Yapı Kredi’den Bütün Yort Savul’lar adıyla çıktı. Bir aydın bunun Ermenice ya da Rumca olduğunu söyledi. Biri ‘Daüssıla’ anlamında, dedi.

Hiç alakası yok! Yunus Emre’de geçiyor. Türkçe. Kenara çekilin, savulun demek! Padişah gelirken söylenirmiş. Benim kabahatim ne, yort nidası unutulmuş yahu.

  • Dille oynamak nasıl bir duygu peki?

İçinde bulunduğum toplumla kapışan bir adamım ben. Türk edebiyatındaki bütün büyük yazarlar büyük aileye mensuptur. Tevfik Fikret’in Abdülhamit’e verdiği altı ya da sekiz tane şiiri vardır, buyur, benim kabahatim ne burada? Biz parasız yatılıyız. Sokak çocuğuyuz. Ağzımızın bozukluğu oradan geliyor. Deli kabul edilmişliğimiz oradan geliyor. Her şeye karşıyım. İki tekke vardı benim gençliğimde. Bir doğu tekkesi, Kemal Tahir’ in. Bir de batı tekkesi Sebahattin Eyüboğlu’ nun. Biz ikisine de gitmedik. Eyüboğlu benim için “Şiiri rahat bıraksın” demiş. Bırakır mıyım?

  • Hayatınız hep böyle hırlaşmayla mı geçti?

Niye hırlaşmayayım! Ben şair filan değilim, etikçiyim. Kafiye kullanmam yurttan sesler korosuna karşıyım. Bireysel davranırım.

  • Hayatta kapışmadığınız, hırlaşmadığınız biri oldu mu? Hep yalnız mı oldunuz?

Pek olmadı. İdris Küçükömer, Cihat Burak… Düşünsem birkaç kişi daha bulurum. Vardığım noktadan memnunum. Evlendim, oğlum oldu, şimdi torunum da var. Karım kanserden öldü. Yalnız değilim ben yahu. Oğlum bankada çalışıyor. Dedesi baktı ona, büyüttü.

  • Siz ilgilenmediniz mi?

O daha iyi bakardı, bende para pul yoktu.

  • Hep fakir miydiniz? Şiirden para hiç kazanmadınız mı?

Yok canım. Şimdi ancak kazanıyorum, o da az. Yapı Kredi ile anlaşma yaptık, onlar kitapları basacaklar, masrafları ödeyecekler. Avucumla su içerdim ben. Mesela yılbaşı eğlencelerine gitmem. İmkanlarım yoktu. Elektriği, suyu olmayan evlerde yaşadım zaman zaman. Çengelköy’den karşıya geçecek param olmazdı. Hatta bir kere biri sordu, sen nasıl geçiniyorsun, dedi. Valla zor oluyor dedim.

  • Bir dönem Çanakkale’de yaşadınız…

Orada Belediye bana işçi kadrosu vermişti, SSK’da yatmıştım. Yürüme zorluğu olunca, Metin Üstündağ ve karısı beni buraya getirdiler. Bir yıldan fazla hastanelerde yattım. Bacağımı keseceklerdi sonra kurtardılar.

  • Huzurevine gelmeye nasıl karar verdiniz?

Çanakkale’deki evi kapattık. Burayı bulan Başbakan Ecevit. Hüsamettin Özkan’ı, Yüksel Yalova’yı, Gemici adında bir bakanı görevlendirmiş. Önce Maltepe huzurevindeydim. Ama sonra hastaneye gittim. Çünkü beni yanlışlıkla ölecek adamların yanına koymuşlar; altına yapanlar vardı. Ben kusmaya başladım. Mülkiyeliler el atmışlar. Burada iyi bakıyorlar. Yavaş yavaş yürümeye başladım, yürüteçle. Daha önce yürüyemiyordum. Okuyorum, yazıyorum.

10 Aralık 2000 – hürriyet pazar

Stone Garden

Kikagaku Moyo’nun daha evvel paylaştığımız masana temples albümünü dinlemiş ya da dinlememiş olmanızdan bağımsız dikkat vermeniz gereken bir albüm. Müziklerinin zihin ve vücudun özgürlüğü ve doğaüstü ile anın arasında bir köprü kurmak üzerine olduğunu söylüyorlar. Dinledikten sonra bunun ne demek olduğunu daha iyi anlayacaksınız.

Umarım dinleyeceğiniz albüm ise Prag’da geçirilen günler ve gecelerde odaklanılan saykodelik ve çiğ müziğin biraz düzenlenmesiyle oluşmuş. mümkün olduğu kadar deneysellik üzerine biraz kontrol süreci serpeştirilmiş geometrik desenler. zihninizde çizgilerin kesiştiği noktada buluşalım.

sounds of the forest

timber festival kapsamında dünyadaki ağaçlık ve ormanlık alanlardan gelen ses kayıtlarının arşivi. yani dünyanın sesi. dinleyiniz ve mümkünse katkıda bulunmayı ihmal etmeyiniz.

soundmap

13th – 2016

istatistiklere bakalım. amerika birleşik devletleri dünya nüfusunun %5’ine ev sahipliği yapıyor. ama dünyadaki tutukların %25’i onlarda.

başakşehir maçında yaşananlar ile birlikte, ırkçılığın ve tahammüzlüğün zirvede olduğu topraklardan ve enteresan bir şekilde bunu körükleyen ve ateşleyen gruplardan gelen destek mesajlarını okuduk. yapılanların mantıksızlığı bir yana, bunu yapan kişilerin ne yaptığının dahi farkında olmaması ayrıca incelenmesi gereken bir konu.

fakat biz bir hatırlatma ile farklı bir noktaya değinelim. 13th. 2016 yapımı netflix belgeseli. ava duvernay’ın abd anayasası’ndaki 13. maddenin kölelik ve ülkedeki suç tanımı konusunda geçmişten bugüne olan etkisini anlatıyor.

dünyaya demokrasi ve barış getirmeye hevesli bir ülkenin iki yüzlülüğünden başka bir şey değil diyebilirsiniz. sistematik olarak yapılan mühendisliğe ses çıkarılmamasını tartışabilirsiniz ya da belirli gün ve haftalarda ırkçılığa karşı olduğunuzu belirten sosyal medya paylaşımlarını yapıp alkışları toplayabilirsiniz. ne yaparsanız yapın, farklı olana olan bakışın değişmesi ve insanları belirli normlar altında yaşatmaya zorlayan bu saçma düzenin karşısında çıkan seslerin artması için çaba göstermeyi ihmal etmeyin. tek yapılması gereken süreci hızlandırmak.

13th (2016) – mubi

exercise book archive

sevgili annem ve babam.
en içten dileklerimle. yaz mevsimi geliyor ve henüz ince bir kıyafetim yok. çalışmakla meşgul olduğum ve param olmadığı için, bana bir kıyafet hazırlayabilir ve müsait biri varsa lütfen bana getirmesini isteyebilir misiniz?
sevgiler.

çin – 1930 civarı

exercise book archive yani not defteri arşivi. 1700lerden günümüze dünyanın çeşitli bölgelerinden çocuklar ve gençlerin tuttuğu defterlerin dijital arşivi ve erişime açılma projesi. not defterlerine ve tutulan notları pek sevdiğimizi bilenler bilir. sizin de bize katılacağınızı biliyoruz.

exercise book archive