okulsuz toplum . ivan illich

Günümüzde okul sistemi tarih boyunca güçlü kiliseler için geçerli olan üç işlevi yerine getirmektedir. Okul hem toplum mitinin kaynağı, hem bu mitin tezatlarının kurumsallaştırılması ve hem de mit ile gerçeklik arasında uyumsuzluğu tekrar üretecek ve gizleyecek olan ritüel mekanıdır…Özgür bir toplumun, modern bir okulda oluşturulabileceği görüşü paradoksal bir iddiadır. Bireysel özgürlüğü garanti altına alma, bir

okumaya devam

küreselleşme kim için? . erinç yeldan

Ülkemizin yetkin iktisatçılarından Erinç Yeldan, Küreselleşme, Kim için? kitabında yaşadığımız küresel iktisat ikliminin tarihsel ve güncel analizini yapıyor. Özellikle sayısal verileri, emekçiler açısından can alıcı eğilimleri öne çıkaracak biçimde düzenleyerek yorumluyor.

Kavramların içini yeniden doldurarak iktisadın ve ekonomi politikaların nereden gelip, hangi duraklardan geçerek bugünlere geldiğini önümüze seriyor.

Üç ana bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde küreselleşme kavramının ideolojik niteliği ele alınıyor ve muhafazakâr, neoliberal ideolojinin doğrudan bir ürünü olduğu ortaya konuyor. ikinci bölümde neoliberal küreselleşmenin iktisat siyasası, kuramsal temelleri ve pratik yaşamdaki uygulama sonuçlarıyla birlikte tartışılıyor. Son bölümde ise Türkiye özelinde imf programı ile somutlanan ve AKP iktidarınca yürütülen iktisat politikaları değerlendiriliyor. Bu bölüm kapsamında üç ana tema ele alınıyor. İlk elde genel olarak imf programı ve Vaşington Mutabakatı diye anılan neoliberal politikalar okuyucuya tanıtılıyor; ikinci olarak Türkiye ekonomisinin 2001 krizi sonrası gelişimi inceleniyor. Bunu özelleştirmeler ve yasalar çıkarılarak dayatılan diğer yapısal değişimlerle ilgili yazılar tamamlıyor.

piyasa liberal ekonomist kaynerken, en azından farklı bir bakış açısı ki bence daha fazlası, gayet basit bir anlatımla…

küreselleşme kim için? . erinç yeldan

wal-mart

dünya çapında mağazaları olan amerikan perakende mağazalar zinciridir. temel argümanı herşeyin en ucuzu garantisi vermesidir ki öyledir. türkiye’de son dönemde köşe başına açılan alışveriş merkezi modasının popülerliğinin sebebi denilebilir. amerika’daki satış hasılatı türkiye’nin milli gelir rakamına yakın olan wal-mart’ın bünyesinde 2 milyon insan çalışmaktadır. olabildiğine tekeldir. dış mallarının %70ini çin’den ithal etmektedir (ingiltere ve rusya’nın

okumaya devam

Sen de mi “kitsch” oldun St. Pauli?

St. Pauli, hem yüreği solda atan futbolseverin, hem de endüstriyel futbolun altta kalanın canını çıkartan paracı zihniyetinden ve plastikleşen ortamından sıtkı sıyrılanların efsane kulübü, malûm. Eldivenlerini bırakıp devrimci Nikaragua’da gönüllü çalışmaya giden kalecisiyle, anarşist-solcu taraftar çekirdeğiyle, dip kümelere düşse bile hep dolan tribünlerinin her daim neşeli atmosferiyle, “büyük”leri sarakaya alan yaratıcı sloganlarıyla.. alternatif bir marka.

Nitekim kulüp 2004’te basbayağı komaya girdiğinde, onu kurtaran, bu alternatif “marka değeri” oldu. Kulübe sadece kendi taraftar muhiti değil, cümle Alman futbolseverleri elini cebine atarak sahip çıktı (Tam üç sene önce buracıkta yazmıştım bu hikâyeyi). Nitekim St. Pauli 2. Bundesliga’ya tırmandı ve orada bari, tutunabilecek gibi görünüyor.

– tanıl bora son yazısında pauli’nin son durumundan ve sol kanattan saldıran takımlardan bahsetmiş. katılmamak mümkün değil, yazının devamı için;

Yeni keşif “Altona 93”

Ne var ki, bu kampanyanın bir bedeli de oldu galiba. Mübarek 11 Freunde (On Bir Arkadaş) Dergisi, geçtiğimiz temmuzda St. Pauli “biyotopunun”, -yaşam ortamının yani-, değişim geçirdiğini yazıyordu. Öz St. Pauli’liler, Millerntor Stadı tribünlerinin suskunlaşmasından, ruhsuzlaşmasından yakınıyorlar. Moda olduğu için buraya takılan orta sınıf züppelerin ortamı bozduğundan şikâyet ediyorlar. St. Pauli tekstil ürünleri kuşanmanın, St. Pauli bardak çanağı, cıncık boncuğu bulundurmanın, kolay yoldan “altenatif, aykırı, muhalif” gözükmenin alâmetine dönüştüğünü söyleyip kaş çatıyorlar. Üstelik bu işten nemalanan da, kulüpten ziyade, 2004’teki kriz sırasında can havliyle pazarlama haklarının devredildiği firma! Endüstriyel futbol kıtasındaki bu şenlikli vahayı, elhak çok iyi pazarlayarak, hafiften bir kitsch’e dönüştürdüler.

İki ay önce Ankara’da karşılaştığım Hamburg’lu bir futbol delisi gazeteci, Christoph Ehrhardt anlatmıştı: Bazı öz St. Pauli’liler, şehrin büyüğü Hamburg SV’nin lüksünden gına getirmiş bir kısım taraftarla beraber, şimdilerde Altona 93’ü keşfediyorlar. Nazilere ölümüne direnmiş işçi mahallesi ‘Kızıl Altona’nın takımı. Kırmızı-siyah-beyaz. Kuruluşu 1893. 1900 yılında Alman Futbol Federasyonu’nu kuran 80 kulüpten biri. 1. Dünya Savaşı’ndan sonra, baş aşağı gitmiş. 1968’e dek direndiği 2. Lig, o zamandan beri uzak bir rüya. Halihazırda 4. Ligde küme düşme hattının üç sıra üzerinde titreşiyor. Ama ne gam, şimdilerde Altona 93 bir nostalji “markası”. Oturaksız, köhne stadları özleyen, rakip oyunculardan birisine takıp kart gördürene kadar siniriyle oynayabilecekleri mesafesizliğe hasret çeken futbolseverler, bu tarihî çınarın saygıdeğer gölgesi altına sığınıyorlar. Vejateryenliği veganlığa, vicdani reddi total redciliğe vardıranlara da benzetebilirsiniz onları!

Hoffenheim herkesin gözdesi

lmanya’dan yılın dünyaca meşhur gönül çeleni ise, Hoffenheim. Çok zengin olmuş bir evlâdının mâmur ettiği köy takımı. Emek emek Bundesliga’ya tırmandılar, pahalı transferlerle değil mütevazı bir kadroyla, iştahlı hücum bir oyunuyla şampiyonluğa oynuyorlar. Hoş tabii; ama St. Pauli gibi tam teşekküllü efsane de değil.

İtalya’dan, anti-endüstriyel gönülleri önce Chievo çelmişti, sonra Livorno. (27 Aralık 2005’te burada yazmıştım Livorno’yu.) Memleketimizdeki “sol açıkların” ilham kaynağı ve referansları da, orası: www.forzalivorno.org’a bakın. Bir yıldır, beynelmilel “eleştirel” futbolseverlerin bir başka İtalyan sevgilisi var. Politik kimliğiyle değil ama anti-endüstriyel ruhuyla dikkat çekiyor: AlbinoLeffe. Bergamo yakınlarındaki 4 bin nüfuslu Leffe köyünün iki amatör takımının 1998’de birleşmesiyle kuruldu. Gökmavi-beyaz. Malî destekçisi, sürpriz çikolataların içinden çıkan minik oyuncakları üreten bir fabrikatör. Seyirci ortalaması iç sahada 2, 707, deplasmanda 3 ilâ 6 kişi. Kulübün yıllık bütçesi 4 milyon avrocuk. En pahalı oyuncu, yılda 170 bin avro alıyor (İbrahimoviç’in haftalık harçlığı.) 25 oyuncunun 14’ü çevre köylerin çocukları. Bu çekirdek, AlbinoLeffe’yi C-2’den Serie B’ye kadar çıkarttı. Geçtiğimiz yaz Lecce’ye yenilip Serie A’nın kapısından döndüler. Bu sezon, şanlı Livorno’nun lider götürdüğü Serie B’nin orta sıralarında takılıyorlar. Gönlünüzün bir kıyısında dursun onlar da.

Lotta continua; mücadele sürüyor! Popüler kültür endüstrisi kapıp götürüyor, biz korumaya çalışıyor; bu arada yeni “kaynaklara”, yeni imgelere bakarak oluyoruz.

Memleket futbolseverlerinin veganlarına ve total redcilerine müjdeyle bitirelim: 12 Eylül’ün kapattığı “Dinamo Mesken”, Meskenspor, yeniden kuruldu. www.meskenliyiz..biz’e uğrayın

askeri “globalleşme”

ABD 39 ülkede en az bir askeri üsse, 140 ülkede ise askeri istasyonlara sahip. Antarktika hariç beş kıtaya yayılan ABD askeri üslerinin toplam sayısı 823. Bu rakam bu yıl hazırlanan Kongre raporlarına göre 850`ye ulaşıyor. ABD`nin kendi topraklarındakilerle tüm dünyadaki resmi askeri üs ve tesis sayısı 5300`ü aşıyor. 2007 rakamları bu rakamlar. 3 ya da

okumaya devam