arzunun bir başka yüzü

Kollarında bir ada buldum, gözlerinde bir ülke, zincirleyen kollarında, yalancı gözlerinde. Kır yık del geç öte yakaya. Jim Morrison Arzu. EROTİK ARZU. Erotik nitelemesinin cinsel’den daha uygun olduğunu düşünüyorum, o kadar indirgemeci değil zira. Arzu karşılıklı (iki kişi arasında) olunca, şehvet hatta libido kavramları geçerliğim yitirir; çünkü her ikisi de tanımları gereği tekildir, ikili değil.

işte bu iş

ShakespeareBeatiful is terribleTerrible is beatiful demiş Bu söz Türkçe şöyle söylenir mi acep? Güzelden güzeldir gazel – O düşen sonbahar yaprağı- Ve müthiş Benim şiirden anladığım işte bu iş   Can YÜCEL

MOD 127 – 20190507

Büyük bombardıman hedefine ulaştığında, arkasında bıraktığı yıkıntılarda şaşılası bir hızla hayat yoluna devam etmiş, olmadık yerlerden bitkiler, otlar, çiçekler fışkırmaya başlamıştı ilkyaz günlerinde. Gidenler nereye gittiklerini bilmeksizin gitmişlerdi gerçi; kalanlar olmuştu, gidilesi yer, gidesi mecâl bulamayanlar bu başıbozuk canlanışta, dirimin ölümü hiçesayan bir gücü olduğunu saptayarak eldeğmemiş bir umut kaynağına ulaştıklarını düşünmüş müydüler? – Enis

tekme tokatlı şehir rehberi

nerede sakladın onca gizli şeyi? insan dolup taşmaz mı bir yerlerden diye hayret ettim. ayrıca psikolog dedi ki, saklayınca olurmuş böyle şeyler zaten. insan tuvalet gibi geri tepermiş. öncelikle öykü denildiğinde bizim aklımıza ilk olarak ustalardan istvan örkeny gelir diyerek kendisinin bir dakikalık öykülerini hatırlatmak isteriz. sonrasında ise haftanın kitabına. karşımızda öyküleri daha önce çeşitli

dury dava

Birkaç yıl önceydi, dünyanın en güzel şehrine öğrenci olarak gittiğimde… Boğaz’ın yamaçlarındaki okuluma pek de sık uğramıyordum… Sokaklarda geziniyordum yalnız başıma. Sohbet ediyordum bizim bakkalla, fırıncıyla… Kendi dedelerime benzeyen yaşlı amcalarla tavla, sokak çocuklarıyla top oynuyordum, alçak masalarda çaylar  içiyordum gün boyu… Şehrin mis gibi bahar havasını solurken, esrarengiz bir ses, ‘insanlığın tümü bu şehirde

hukuk modeline karşı

Foucault hiçbir zaman yazmayı bir amaç olarak görmedi. Onu büyük bir yazar yapanın tam da bu olduğunu söyleyenler haklıdırlar. Onlar, Foucault’nun yirmibeş yılı aşkın bir zamana yayılan eserinin güzergahlarında şen bir bilimin yolaçtığı kahkahaları bastırmasız, özgürce ve sakınmaksızın savuranlar olabildiler: Foucault’nun öncesinde Spinoza ile Nietzsche’yi, sonrasında ise Deleuze’ü ve yeni bir düşünür kuşağım bu kahkaha