Yazar: flagg

i used to give a fuck.

breadcrumb trail

bugüne kadar slint’i bir şekilde dinlemiş olduğunuzu düşünüyoruz. hala dinlemeyen var ise belgesele ismini veren parçalarını dinlerken okumaya devam edebilirsiniz.

özellikle spiderland albümleri ile ki kendisi ikinci ve son albümleri olur, dinlediğinizde karşınızda fazlasıyla özel ve farklı boyutta bir eser olduğunu çok fazla çaba sarfetmeden hissettiriyor. bu belgesel ile birlikte ise louisville orijinli bu albümün aslında bir tesadüf olmadığını ve grup elemanlarının farklı karakterlerinin sonuca nasıl etki ettiğini daha net görüyorsunuz.

arkadaşları, aileleri, steve albini, brian paulson, ian mackaye ve diğer müzisyenler ile başarılı bir slint yolculuğu. iyi seyirler;

the sun was setting by the time we left. we walked across the deserted lot, alone. we were tired, but we managed to smile. and the gate i said goodnight to the fortune teller. the carnival sign threw colored shadows on her face, but i could tell she was blushing.

georges bataille – madam edwarda

daha açık olalım. pierre angelique bize şöyle demeye çalıştı: hiçbir şey bilmiyoruz ve zifiri karanlıktayız. ama bizi aldatanı, üzüntümüzü, yani neşenin acıyla aynı şey olduğunu, ölümle aynı şey olduğunu bilmekten uzaklaştıranı görebiliriz hiç değilse.

“bataille’ın dehası pornografinin cinselliğe değil ölüme dair olduğunu anlamış olmasıdır,” demiş susan sontag. katılanlar ve katılmayanlar olacaktır. bizim için aykırılığı ve aşırılığı, belirli duvarları yıkmaya yardımcı olması bakımından yaşadığı çağda ve günümüzde kendisini oldukça değerli kılmaktadır. gece yarısı kitapları dizisinden çıkmasının da en uygun konumlandırma olduğunu vurgularken, gece ve tek oturuşta okumayı ihmal etmeyin ve karanlıkta madam edwarda’ya eşlik edin diyoruz.

madam edwarda
georges bataille
türkçesi: yaşar avuç
sel yayıncılık
2020, 46 sayfa

dall-e

ülke insanlarının büyük kısmı saçma sapan gündemler ve siyasetçiler peşinde vakit kaybetmeye devam ederken, dünyanın çeşitli bölgelerinde yapay zeka üzerine enteresan çalışmalar yapılmaya devam ediyor. bunlardan biri de DALL-E adı verilen yeni eğitilmiş bir sinir ağı – siz bir metin sağlıyorsunuz ve sonuç olarak kendisi bir imaj yaratıyor.

pek tabii açıklama çok bir şey ifade etmiyor ama yazının görselinde kullandığımız imajların “avokado şeklindeki bir koltuk” talebi üzerine yapay zeka tarafından saniyeler içerisinde üretildiği gerçeği mevcut.

ayrıntılar, diğer örnekler ve detaylar için ilgili sayfaya uzanabilir, bu teknolojinin yakın zamanda neleri düşünebileceğini hayal edebilir ve bir parçası olmaya çalışabilir ya da regl tartışmasına katılabilirsiniz.

DALL·E: Creating Images from Text (openai.com)

gevende – şeker

şimdi bak bi tane kuuukla gibi bööööyle bi böcek var,
böööle altı bacaklı bööle.
sonra bak onlar bizim evde var, delik gibi bi yerde, orda var
bigün bigün onları temizlemekten canım çıktı
aay bigözel temizlicem, sonra temizliyorum yene geliyolar biz uyurken sonra yene geliolar yene ağ kuruolar, yene temizlemem gerekiyo. ama ben bazen temizlemiyorum çünkü gömüyorum.
altı bacaklı böcek,
ya üç orda üç burda, hırsız gibi.
yani öyle bi şey ki duvara tırmanıyolar duv duv duv böyle her yere ağ yapıyo ama ben görmüyorum çünkü onlar minik a yapıyo.
evet, sonra sonra geliyolar geliyolar geliyolar geliyolar geliyorlar sonra çiçeğim var benim çiçeğimin kafasına gitmiş olabilirler, onun onun biyerini kanatmış olabililer, ama kanarsa ben görürüm, her şeyi görer, benim gözüm her şeyi görer kocaman gözlerim var.
ama şaka yapıyorum ben komik şeyler söylüyor muşum ben çok komiğimdir. sonra bak sana komik şeyler yapcam. şimdi sonra…

alain badiou – sonlu ve sonsuz

hiç kuşkusuz, “salona bir sıfır girdi” demek şiirsel, hayal bir şeydir. tiyatroda bir kişiyi kesinlikle bir sıfır kıyafetine büründürebiliriz. tiyatronun çekici ve muhteşem olmasının sebebi budur. orada, böyle bir şey hayatta var olmasa bile, kılıç düellosuna tutuşan bir sıfırla bir dördü temsil edebiliriz: sıfır kostümü, dört kostümü tasarlarsınız, onlara kılıç dövüşü yaptırırsınız ve herkes sıfırla dördün düellosuna katılır. tiyatronun sihri matematiğin soyut bir meselesini, karakterlerin bir meselesi haline dönüştürmeye yarar. her şeye değinip, her şeyi dönüştürebilir, tiyatroyu bir kenara bırakamamamızın nedeni budur. matematiği es geçmemeliyiz, ama tiyatrodan da vazgeçmemeliyiz.

beni en çok mutlu eden kitaplar çok fazla uzatmayan ama yeterince derine daldırıp gerekli soruları sordurabilenler. bunu yaparken de baskısına ve tipografisine ayrı özen gösterenler ise bonus oluyor. sonlu ve sonsuz bunlardan biri. alain badiou ise daha önce pek çok kez paylaştığımız ve güzel insanlardan. yani karşınızda kesinlikle tavsiye ettiğimiz bir eser var. “sonlunun sevincine ve sonsuzun gücüne sahip olursak, mutluluğa kavuşacağımıza inanıyorum” denmiş. mutluluk bütün sonlu ve sonsuzluğuyla sizin olsun.

alain badiou – sonlu ve sonsuz
alain badiou
türkçesi: murat erşen
Monokl
2017, 61 sayfa

Ve Perde / Haldun Taner

İstanbul Tiyatro Festivali’nin ilk belgesel yapımı olan Ve Perde!’de, Haldun Taner’in yaşamından kesitler; kitaplarından, gazete yazılarından ve oyunlarından bölümler yer alıyor. Sanatçının Dün Bugün, Keşanlı Ali, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım gibi yapıtlarından seçilen bölümler, tiyatro sanatçılarının performanslarıyla belgeselde yeniden hayat buluyor. Belgesel, Haldun Taner’i tanımak, Türkiye tiyatrosuna damgasını vurmuş bu ismi anlamak için önemli bir fırsat sunuyor.

IKSV güzel işler yapmaya devam ediyor, biz de mümkün mertebe desteğimizi sürdürüyoruz. Haldun Taner gibi bir güzelliği, daha yakından tanımak için içinizi ısıtıp sizi gülümsetecek bir güzellik karşınızda. Umarım sizi de yerinizden kaldırıp bir şeyler yapmanız için gerekli motivasyonu sağlar. kendisinin de dediği gibi – izleyiniz;

“Asık suratlılar, kara ruhlular, buluttan nem kapanlar, burunlarından kıl aldırmayanlar, kendilerini beğenmişler, dediğim dedikçiler, sinamekiler, kasıklar, manyaklar, yavanlar, densizler sakın bize gelmesinler. Bir yerleri incinir. Rahatsız olurlar.”