Menü Kapat

Yazar: flagg (sayfa 1 / 275)

Bill Seaman – The Epiphanies

epiphany, görünüş demek. görünüşler ise bill seaman’ın albümü. gizemli bir yolculuk, yavaş yavaş ilerlenilen bir yol. gecikmiş sırlar şimdi sadece aydınlanmaya başlayan. terk edilmiş bir kıyı yolu boyunca yapılan gece yolculuğu müziği. ayın yansımasını görmek size kalmış. hiçbir şey doğru değil – her şey biraz engelleniyor. gerçeklik parmakların arasından kayan su gibi, artık kavranamaz hale gelmiş. sen ilk yolcusun, aynı zamanda son yolcu. başka bir yolculuk yok. kulaklığınız ile dinleyiniz.

the true size

bildiğiniz ya da bilmediğiniz gibi, küresel dünyayı bir şekilde kağıt üzerine dökmek kolay bir iş değil. haritacılar bu zamana kadar projeksiyon yöntemiyle bir şekilde iki boyutlu hale getirmeye çalıştılar. bir şekilde bunların en popüleri olan “mercator projeksiyonu” yani bildiğimiz dünya haritası ön plana çıktı. mercator haritalarının en büyük problemi ise bazı ülkelerin (abd, rusya, avrupa) olduğundan büyük gösterirken, bazılarını da (afrika kıtası) olduğundan pek küçük gösteriyor. bu problemi ise “true size” projesinde basit bir şekilde açıklamış arkadaşlar. ülkelerin büyüklüğünü net bir şekilde karşılaştırabiliyorsunuz. nerden baksan yalan dünya.

true size

MOD 057 – 20180102

Malum 2017 yılını naçizane bir değerlendirme ile kapatmıştık, 2018 yılına da bu değerlendirmenin kapsamını genişleterek başlayalım istedim.

MOD 057, 2017 yılında ülkede yayınlanmış kayıtlara ayırdığımız programların ikincisi. Bu kez albüm formatının yanısıra gerek tekli, gerek çiftli gerekse mini albüm ya da EP olarak yayınlanmış eserlerden bir seçkimiz var, hatta bu seçkiler yıl içinde ağırlıklı olarak dijital olarak paylaşıldı belirtmem gerekirse.

The Ringo Jets, Eskiz, Tampon ve Nihil Piraye sanırım aşina olduğunuz gruplardan, Ati ve Aşk Üçgeni ile Lin Pesto kayıtları ise bu programda ilk kez çalındı. Şöyle bir program içeriğine baktığımda İstanbul ağırlıklı dolanmışız, ama Ankara, İzmir ve Eskişehir’i de ihmal etmediğimizi söyleyebilirim.

Zaman itibarıyla, artık mutlu yıllar yerine, mutlu haftalar.

geceyarısı kitapları – II

sel yayıncılık geceyarısı kitapları yayın dizisisinden bir bukle daha önce sunmuştuk. son dönem okuma fırsatı bulduğumuz 3 eser ile devam edelim istedik. tesadüfen hepsi fransız yazarlar olmuş. yine tek oturuşta ve mümkünse gece okumanız gereken, pek başarılı baskılar olmuş. huzurlu geceleriniz olsun.


EMILE ZOLA – DENEYSEL ROMAN

ahlakçı deneyciler olarak rolümüzü özetliyorum. faydalı ve zararlı olanın işleyişini göstererek insana ve sosyal olgulara dayanan determinizmi ortaya çıkarıyoruz; böylece, bir gün onlara egemen olmamız ve onları yönetebilmemiz mümkün olacaktır. … bizim işimizin yanında, doğaüstüne ve irasyonelliğe dayanarak her hamlelerinin ardından metafizik kaosun derinlerine düşen idealist romancıların yaptıklarına bir bakın. Güce de ahlaka da sahip olan bizleriz.

bildiğiniz gibi emile zola, natüralizm akımının edebiyattaki öncülerinden. deneysel roman ise kendisinin natüralist bir manifestosu. deneysel tıbbın yöntemselliğini edebiyata uygulayan, iyi bir romanın niteliklerini bir bilimsel makale gibi tane tane ele alıp açıklayan zihin açıcı bir eser. 1880’de kaleme alınmış. biz günümüzde yapay zekaya kitap yazdırabilir miyiz diye tartışıyoruz.

deneysel roman

gustave flaubert – bibliyomani

giacomo adama yaklaştı ve yeryüzünde onu anlayabilmiş yegane insanmış gibi hayranlık ve saygıyla gözlerinin içine baktı.

bazı insanların doğuştan gelen mi ya da bir şekilde gelişim aşamasında oluşan mı derseniz bir yeteneği olduğu aşikar. bana daha ziyade doğru ortam ve şartların el verdiği bir şey gibi geliyor. flaubert şüphesiz edebiyat alanındaki nadir yeteneklerden biri, karşımızda ise 1837 yılında yayınlamış bir eseri var, bibliyomani. kendisi bunu yazdığında 14 yaşında. gerçek bir olaydan esinlenmiş ve geleceğine dair harika bir spoiler vermiş. çocuklarınızı sakın küçümsemeyin.

bibliyomani

Max Jacob – Genç BİR ŞAİRE Öğütler

gerçek yenilik, olgunlukta kendini gösterebilir ancak, çünkü yeni olan şey, benim en derinimde olan şeydir. gerisi başkalarından gelir, başkalarından geldiği için de yeni olmaz. hoşa giden de yeni olandır, daha önce görülmüş olan değil.

max jacob, fransız edebiyatının sıradışı kalemi olarak isimlendiriliyor. bu derleme ise kendisinin genç bir şaire öğütlerini, apollinaire ile tzara’ya yazdığı mektuplardan ve düzşiirlerinin yer aldığı “zar boynuzu”ndan oluşuyor. salah birsel de harika bir giriş yapmış.  sadece şiir yazmak isteyenlere değil, bir şeyler üretmek isteyen herkese oldukça samimi tavsiyeler. okurken birkaç kez not alacağınıza eminiz.

genç bir şaire öğütler

Guy Debord’un Sineması

Burada amacım Guy Debord’un sinema alanındaki poetikasının, ya da daha doğrusu kompozisyon tekniğinin bazı yönlerini tanımlamak. “Sinematografik eser” teriminden bilhassa kaçınıyorum, çünkü bizzat Debord bu sözcüğün kendi durumuna uygulanamayacağı konusunda bizi uyarıyor. In girum imus nocte et consumimur igni’de (1978) “hayat hikayeme bakılırsa, sinematografik bir eser yaratamayacağım apaçık belli olur” diye yazıyor. Zaten yalnızca sanat eseri kavramının Debord’un durumunda uygun kaçmayacağını sanmakla kalmıyorum, özellikle günümüzde, edebi olsun, sinematografik olsun, ya da başka bir alanda olsun eser denen şeyleri çözümlemeye giriştiğimiz her defasında, bizzat eser süresinin sorgulanmasının gerekip gerekmediğini soruyorum kendime. Kendi başına sanat eserini sorgulamak yerine neler yapılabileceği ile nelerin yapılmış olduğu arasındaki ilişkinin sorulması gerektiğini düşünüyorum. Bir defasında, kendisini bir filozof olarak kabul etmeye yeltendiğimde (hala da öyle düşünüyorum) Debord bana “ben bir filozof değilim, bir stratejistim” demişti. Kendi zamanını bütün hayatını stratejiye adayacağı bitimsiz bir savaş olarak gördü. İşte bu yüzden sinemanın bu strateji içinde ne gibi bir yeri olduğunu sormak gerektiğini düşünüyorum. Neden sinema ve Isou’da olduğu gibi Durumcular için çok önemli olan Şiir, ya da dostlarından biri. Asger Jorn gibi resim değil?

Sanıyorum bu sinemayla tarih arasındaki sıkı bağda gizli. Bu bağ nereden geliyor ve bu hangi tarih?

Bu durum imajın özgül işlevine ve derinden tarihsel karakterine bağlıdır. Burada önemli olsalar da detaylara çok fazla dalmak gerekmiyor. İnsan yalnızca kendi başına imajlarla ilgilenen tek varlıktır. Hayvanlar da imajlara çok ilgi duyarlar, ama yalnız mecbur kaldıkça. Bir balığa dişisinin imajını gösterebilirsiniz, sperm salacaktır. Bir kuşu tuzağa çekmek için kendi cinsinden başka bir kuşun imajını gösterin, bu gerçekleşecektir. Ama hayvan bir imajın karşısında olduğunu fark ettiğinde bütün ilgisini kaybeder. Oysa insan öyle bir hayvandır ki, imajları bir kez tanıdığında başlı başına onlara ilgi duymaya başlar. İşte bu yüzden resimle ilgilenir, sinemaya gider. Buradaki özgül bakış açımızdan insanın tanımlarından biri sinemaya giden hayvan olabilirdi. İnsan bir kez gerçek varlıklar olmadıklarının farkına vardığında imajlara ilgi duymaya başlar. Diğer bir nokta ise, Gilles Deleuze’ün gösterdiği gibi, sinemadaki imajın (üstelik yalnız sinemada değil, genel olarak modern zamanlarda) artık hareketsiz bir şey, bir arketip, yani tarih-dışı bir şey olmadığıdır: imajın bizzat kendisi hareketli bir kesit, bir hareket-imaj olarak dinamik bir gerilimle yüklenmiştir. Sinemanın kökeninde hareket yüklü imajlar olarak yatan Marey ve Muybridge fotoğraflarında çok iyi görülebilir bu dinamik yük. Benjamin’in de diyalektik imaj adını verdiği, onun için tarihsel deneyimin esas unsuru olan şeyde gördüğü de işte böyle bir yüktü. Tarihsel deneyim imajla olur ve imajlar bizzat tarih yüklüdürler. Resimle ilişkimizi de bu bakımdan ele alabiliriz: resimler hareketsiz imajlar değildirler, daha çok elimizde olmayan bir filmin hareket yüklü karelerinden ibarettirler. Onları bu filme iade etmek gerekir (burada Aby Warburg’un projesini hatırlayın).

Devam

MOD 056 – 20171226

Radyo Eksen’de 2017 yılının son MOD programı naçizane bir yıl değerlendirmesi şeklinde; tüm yılı kaplayan programlarım içerisinden oluşan bir özel seçki…

Ana akım dışında kalan yeni nesil Türk gruplarının 2017 yılı içerisinde yayınladıkları (cd-lp-dijital) albümlerden seçtiğim eserlerden sona eren yıla dair bir retrospektif, böyle de tanımlayabiliriz; tabi klasik olarak yine dayanamadım, programın sonuna birkaç demovari kayıt da ekledim, yılbaşı hediyesi olarak düşünebilirsiniz.

Ülkede üretilen müzik açısından oldukça verimli bir yıldı 2017, elbette değerlendirmesi de tek bir programa sığamaz, dolayısıyla dosyamıza önümüzdeki haftalarda da devam edeceğimizi belirtebilirim.

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.