kırmızı rastlantı

Şehrin büyüklüğüne günah olan üç yoldaş, üç hayatı cebinde alakasız arkadaş günün telaşlı tesadüflerinden yorulup bir sahil koyunda buldular kendilerini. Ellerinde şehre nefret sisini çökertebilecek kadar iyi sarılmış sigaralarla hiç konuşmadan oturdular birer kayaya. Rastlantılara inanmayan bu üç adam bir mucize beklemektense daha anlamlı bir plan kurmaya çalışıyordu. Beklentilerini eski paltoların cebinde unutanlardan olduklarından pek

sokakbaşı delisi

Farkına varacaksın en sonunda Koca yaşamlar boyu harcadıklarımızın Sormaya mecali kalmayan akıllar boyunca Hep günahkarı olduğun inançlarımızın Küfredeceksin tüm dinlere Hem de hiç ağzını bozmadan Ağızlar dolusu yalan Terbiyenin duvarını örecek Herkesin sözü bittiğinde Duvarlar sessiz kalmayacak Şarkılar eskisi kadar acıtmayacak duygularını Öyle alakasız anlar birleşecek ki içinde Tek bir çığlığın bile duyulmadan Delireceksin gecenin

mizahın sömürüsü

İçinde biraz bile mizah olmayan her şey fazlasıyla sıkıcı geliyor. İnsanlar gülmeyi unuttukça, mizah hayat endişelerimizle yosun tuttukça, büründüğümüz roller gibi yalanlarımıza karıştıkça mahvolma eşiğindeki bir neslin son çaresini de bozmuş oluyoruz bihaber. Mizah dünyaya yavaşça yayılan yersiz bir ciddiyet virüsünün tek tedavisidir. Mizahın ciddiyete olan öfkeli mesafesi konformist sınırlayıcılardan ziyade insanlık hallerimizden olsa gerek.