Menü Kapat

Yazar: figgy wuh

OTOMATİZME AĞIT- BEŞ

Egonu doğrulamak için,

Doğmamış olmayı istediğin,

Kendinden koşarak uzaklaştığın ve saklanıp bir köşeye kendini gözetlediğin,

Arzuların ve fetişlerin,

Saçlarına basıldığında toplumun çığlığından korktuğun,

Sanatsal zevkten meta-fetişist arzulardan kaçtığın,

Doğurmak ve doğrulama arzunun yinelemesinden korktuğun,

Âşık olmak ve çelişkiye düşmek,

Alakasız, saygısız, dinsiz ve pişman olmayan alabilmek,

Akıldışı zevkin bataklığında boğulmak,

Çaresizliğin ışığını yakıp karanlıkta boğulmak,

Pompacı bir hipsterin oğlu olduğun,

Pompacı bir hipsterin kızı olduğun,

Pompacı bir hipsterin fahişesi olduğun,

Tatsız ve kabul edilemeyen olduğun,

Militarizmi doğurduğun,

Ve kırmızı ıstırapla uyuştuğun,

Affedilmek isteğin,

Sevmek isteğin,

Sevişmek ve özgür olma isteğin,

Duyuya karşı suç işlediğin,

Android kimliklerden nefret ettiğin,

Şahit olduğun,

Şehit olduğun,

Hiyerarşik cinselliğinde ruhu kaybettiğin,

Orgazm sıvılarını okyanusa boşalttığın,

Şişmanladığın ve desteklediğin,

Kızgınlığını ve aşkını söndürmediğin,

1 den 10 a kadar sayamadığın,

1 3 2 8

4 5 6

9 7 10

Şişelenmiş bebeklerin kaderlerini şişelere bıraktığın,

Tavandan sarkan kırmızı ışıklarda zihnin nasıl çığlıklar altında kaldığını deneyimlediğin,

Ve ışığı yok edip kafanın içerisinde adamları karanlıkta ki bilinçaltında üç başlı köpeklere boğdurduğun,

Meta-morfozis zamanlarında İsa’yı kaybettiğin ve açlıktan ölmesine gü-lüp eğlendiğin için.

  • SIRADA Kİ HASTAYI ALALIM

Devam

OTOMATİZME AĞIT- 4

Karanlık jazz sokaklarında ruhunun ağırlığına dayanamayan ve kırmızı kurdele ile intihar eden Julia’ya…

Tavan arasında eroin kokusuyla esrimiş bedeni üzerinde dolaşaduran salyaların ve ahşabı çürüten orgazm sıvılarının dehşeti.

Akıl hastanelerinin granit duvarlarında homoseksüel arzuların, meta-fetişist arzuların, pedofilinin, nekrofilinin, körlerin,kişiliği bölünenlerin, majör depresiflerin, orgazm çığlıklarının, anal kimliklerin, oral kimliklerin, tanrıçayı sikmek isteyenlerin, ben tanrıyım diyenlerin, büyük mastürbatörlerin, ensest arzuların, esrarkeşlerin, metanfetamin kimliklerin, asitli ruhların ve gardiyanların ve militarizmin ve tavandaki çatlakların, alkoliklerin, oğlancıların ve dindarların ve manik-depresiflerin, kralların, soytarıların, hayat kadını annesini özleyen çocukların ve aşıkların ve filozofların dehşeti.

Daha fazla bok temizleyenlerin dehşeti.

Kırmızı koridorların ve tren istasyonlarının dehşeti.

Kibrit kutusunda ruhlarını taşıyanların dehşeti.

Duvarlardaki çatlaklarda gezen uyuyan-adamın dehşeti.

Barış konferanslarında çığlık çığlığa para kokan beyaz yakalıların dehşeti.

Jazz sokaklarda zenci kadınları sikenlerin existansiyalist dehşeti.

Rock’n Roll hazımsızlığında metanfetamin esrikliğinin,

Zenci sokaklarda kan kokularının

Yatakodalarında ekşimiş vajina suyunun.

Terapi odalarında çığlık çığlığa depresiflerin

Ve sirk kafeslerinde korku nefeslerinin dehşeti.

Kiliselerde isaya yakaranların,

Camilerde tanrıyla aşk isteyenlerin,

Sokaklarda kırmızı ojelerin,

Zihnin içinde gümbürdeyen tren sesinin dehşeti.

Alt-kültürün grimsi duvarlarında yanan ateş böceklerinin.

Kırmızı balonları doğuran fotokopi makinalarının.

Fotokopi makinalarını doğuran metafizik robotların dehşeti.

Kırmızının..!

Ve

Kırmızının..!

Daha fazla kırmızının..!

Ve

Daha fazla kırmızının dehşeti.

*

Ah Julia!

Beyaz tavşan ruhunu kazımaya geldiğinde dünyadan:

Tükürmelisin yüzüne ruhunda, rapunzel’in esaretiyle.

Rasulallahın,

Omuzlarında orgazmı taşıyanların,

Sanatın delirmişlere zuhur eden kötü kaderinin,

Götünde bakir sopasını hissedenlerin,

Sabah namazına küfürle uyananların,

Kilise Çanı zihinlerinde çalanların,

Akmaktan bıkmayan çilekeş sıvıların,

Kitap sayfalarından yaşlı olanların,

Gündüze öykünen kesik ve gri bileklerin dehşeti.

Ve Julia

*

Bugün

şeytanı öldürdüm

*

Gördün mü ?

OTOMATİZME AĞIT-3

Duygularına başlık atıp zihinlerinin içerisinde delirircesine zuhur eden düşüncelerin esrik ve amorf meselelerini görebiliyorum.

Zeus’un tapınaklarındaki metafizik melekleri arayan kapkara rahibelerin organlarında biriken ekşimiş suyu görebiliyorum.

Ve onun içerisinde boğulan vaftiz bebeklerin karanlıklarını,

Jim Morrison’un Dynonsos aydınlığının nefretlerini,

Histeri nöbetleriyle solgun sarı ışığın tinlerinde vızıldayan arı kuşunun paranoid şizofrenik çığlıklarını,

Her sabah koyu kahve bardağının içinde düş kuran öykü yazarının dramatik intihar notlarını,

Allen Ginsberg’in Amerika’sını,

Büyük İskender’in Makedonya’sını,

Küçük İskender’in Türkiye’sini,

Julius Caesar’ın Romasını

Ve Platon’un mağarasını görebiliyorum.

Köşegen düşünceleriyle esrik bir biçimde, odasının karanlığında siklerini pantolonun üzerinde sıvazlayan akademisyenlerin sanatsal dramalarını,

Gri denizleri bırakıp mistik dağ tepelerinde Buddha’yı arayan sinek kuşunun gözbebeklerindeki yaş dalgasını görebiliyorum.

Peki, kim kurtaracak bizi bu karanlıktan,

Sinematik kavramların anarşist duyarlılıklarından,

Televizyon ekranlarından, üç boyutlu gözlüklerden ve kimliklerden ve telefon numaralarından,

Fotokopi makinasına bağlı duygularımızdan, düşüncelerimizden, aşkımızdan sevgimizden, sevişmelerimizden, meta-fetişist arzularımızdan, sadakalarımızdan, okşayışlarımızdan, mastürbasyonlarımızdan, cinsel metaforlarımızdan, nefretlerimizden ve sado-mazo ereksiyonlarımızdan…?!

Kim kurtaracak bizi bu esriklikten,

Kokain pipolarından,

Esrar pipolarından,

Arka sokaklarda tecavüze uğrayan kadınların yardım çığlıklarından,

Erkek yurtlarında tecavüze uğrayan pedofili kurbanlarının sessiz gözyaşlarından,

Tecavüze uğradıktan sonra öldürülüp yol kenarına atılan hayvanlardan,

Ve yol kenarlarının kutsallığından,

Tek gözlü tek tanrılardan,

Kitapların kutsallığından ve mezarlıklardan,

Politikacılardan ve onların yeni dünya nefretlerinden,

Ülkelerin meclis tanrılarından,

Milyonlarca Narkisos’dan,

Üç başlı köpekten ve Hades’in kayıkçısından,

Ve popüler düşüncelerimizden?!

Kim kurtaracak sanat okullarının Narkisos’u bile kıskandıracak kadar delirmiş beyinlerinin narsist doktrinlerinden,

Akademilerden, hastanelerden, gönderilen mektuplardan, antidepresan kokan yatak odalarından, psikologlardan, rehber öğretmenlerinden, dershanelerden, kalabalık sınıflardan, ucuz sanattan, tüketimden, ucuz uyuşturuculardan, rüyalardan, ucuz halüsinasyonlardan, Notre Dame Kilisesi’nin soğuk koridorlarından, Georges Perec’in uyuyan adamından,

Rüyalarının resmini yapmak isteyip de soluğu akıl hastanesinin melankolik duvarlarında alacak olan, Sonrasında ise minimalist eserleriyle galeri duvarlarının içinde kaybolan ruhlardan,

Jazzın hayaletimsi giysisine kapılıp hastalıklı gecenin koynunda, buğday sarısı saksafonunun içinde çınlayan yardım çığlıklarından,

Yardım dileyip de salt bir çakmakla ve ağız dolusu küfürle gecenin içinde kaybolan travestilerden,

Histeri nöbetine tutulmuş ve bununla yaşamaya alışmış, televizyon ekranı kafalarıyla beyinleri örselenmiş, duyguları zımparalanmış, hastalıklı toplumdan?!

Kim kurtaracak bizi bu küçük hesaplardan,

Ruhları, hesap makinelerinin sayıları haline gelmiş mühendislerden,

Yeni dünya veganlarından ve post-modern hastalıklı feministlerden…?!

Peki, kim dans etmek isteyecek Hint tanrılarıyla?!

Kim dans etmek isteyecek halüsinatif tavşanlarla?!

Kim kahkaha atmak isteyecek tavşan, balık, insan ve ağlayan bebeklerle?!

Kim halüsünatif karıncalarla tembellik yapmak isteyecek?!

Peki, kim binmek isteyecek kırmızı ledlerle aydınlatılmış koridordan geçen trene?!

Kim sevişmek isteyecek araçlarla düzüşen fil ile?!

Kim gölgelerin peşine takılıp gidecek aydınlık hedeflere doğru?

Ve kim dans edecek Ganeşa’yla,

Yeni gezegenlerle,

Ve yıldızlarla?!

*

*

Ve kim kurtaracak bizi bu çiğ etlerden?!

OTOMATİZME AĞIT – 2

Brainard’ın hafızası

Delilikleriyle şehirlerin melankolik anatomisine şiir yazanları hatırlıyorum.

Yüksek binaların çatılarında sonsuzluğa uçmak isteyenleri

Otobüslerin değişmeceli çılgınlıklarında ruhları kendinden geçenleri

Georges Perec’i

Brautigan’ı

Hemingway’i

Cortazar’ı hatırlıyorum.

Nietzsche’nin üst-insan merdiveninin en alt basamağında Kant’ın ahlak felsefesinin paradoksuna methiyeler dizen hayat kadınını

Rene Magritte resminin altında kadının içine girerken parmaklarında ekşimiş vajina suyunun iğrenç kokusunda kendinden geçen lise öğrencisini

Android kukla bebeklerinin mor ışık altında anti-depresif duyarlılıklarını

Enstalasyonvari anti-kurumsal çalışmalar yapanların, galeri duvarlarının tuğlaları arasında yer alan sanatçıların, bohem ve ayyaş ve eşcinsel gözlerinde sokak köpeklerinin rüyalarını

Country’nin olmadığı şehirlerde bir damla yağmurla intihar dramalar yaratan rock’n roll zihinlerin uyuşukluğunun kavramsal zevzekliklerini

Jim Croce’i

Cannet Heat’i

Jim Morrison’u hatırlıyorum.

Blues’un ve yorgunların ve yavaşların ve yabancıların ve cazın hızlı melodisinin paradoksuna kapılanların ve manik depresiflerin ve paranoid şizofreniye muhtaçların, zihinleri karabasana dönmüşlerin, gariplerin, hızlıların, melankoliklerin, İsa’ya,Muhammed’e, Buddha’ ya ihtiyaç duyanların, kayıkçıların, yaşlı denizcilerin, rüya görmeyenlerin, rüyada kaybolanların , Oidipus’un, Elektranın, Homerosun, Dyonsos’un ve Jim Morrison’un …

Andre Breton’u

Tristian Tzara’yı

Rimbaud’u

William Blake’i hatırlıyorum.

Zamanın belirsizliğinde akrep ve yelkovanın üst-üste gelmesinden endişe duyan, olguları parçalayan, abstract expresyonist düşüncenin dayanılmaz ağırlığı altında atlas gücüyle durmaya çalışan zamanın mitolojik karakterini

Caddenin sonunda benzin istasyonundaki pompacı hipsteri

Jimi Hendrix sololarında hippi kadınlarının suyunu akıtan felsefe öğrencilerini

Solgun sarı ışığın altında otuz bir çeken manifaturacıları

Marksizm ve Nihilizm arasındaki tahtaları çürük köprülerde çivileri gıcırdatanları

Yayınevlerinin boktan kitaplarında beyinlerini kusarcasına sayfaları yalayan oralcıları

Beyni burnundan akan politikacıları

David Lynch’i

Tarkovsky’i

Bella Tarr’ı

Roman Polanski’yi hatırlıyorum.

Sinematik görsel kavramları tuvalet kağıdı reklamlarının perde arkasında ezberlemeye çalışan sinema öğrencilerini

Baudrillard simülasyon terimlerini sosyolog olma umuduyla anlayan, anlamayan, anlıyormuş gibi yapan sosyoloji öğrencilerini

Rothko’nun karanlığında dehşete düşüp yere çakılan sanat öğrencilerini.

Tacize tecavüze ve binbir türlü meta-fetişist muameleye maruz kalan adalet heykelinin altında sayfalarca kavramlar altında siklerini sıvazlayan hukuk öğrencilerini

Bizans sanatının, ruhani kiliselerin, engizisyonun, Katolik, Ortodoks ve Protestan terimlerinin metafizik rahiplerinin çarmıha gerdiği sanat tarihi öğrencilerini

Cezanne’ı

Otto Dix’i

Yeni Nesnelcileri

De Chirico’yu hatırlıyorum .

Notre dame’in önünde çift parmakla kızlığını bozan siyahi kadın

Ve onun kanından dünyaya gelmiş melek başlı çocuk.

Ülkenin zamansız yollarında motosikletle yola çıkıp Phaedrus’un hayaletini anımsayanları Ve Zen’in belirsiz kıyılarında hiç’i bulanları ya da zihinlerini delirtenleri.

Retorik profesörlerinin diyalektik nefretlerini

Deniz kıyısında mimiksiz yunan heykeli maskeleriyle ve sivri şapkalarıyla metafizik varlıkları ontolojiye uydurarak mistik ruhlarını tatmin edenleri

Komşusunun çatısından atlayarak ve el sallayarak ıssızlığa, intihar eden ondört yaşındaki kız çocuğunu

Başkalarının anılarını biriktirenleri ve antikacı dükkanında benliklerini parrrrramparça eden depresif cüceleri

Postanede ve bankalarda ve hastanelerde ve kütüphanelerde ve kafelerde, giyim mağazalarında, teknoloji mağazalarında, ofislerde, süpermarketlerde, hukuk bürolarında, bakanlıklarda, anonim şirketlerinde, silah fabrikalarında, cennette, cehennemde,  arafta ruhlarının gölgelerinde, esriklik içinde, midesinin sol köşesinde, içi boşalmış azı dişinin diplerinde, tümevarımda, tümdengelimde, diyalektikte, metafizikte, ameliyathanelerde, polikliniklerde, tamponlu amlarda ve sperm borusunda ve beş lira yetmişbeş kuruş…  tanrıların sanrılarında, filozofların sanrılarında, Fluxus sanatçılarının sanrılarında, distopyada, ütopyada, burjuva hastalıklarda…

Zift siyahının tinlerinde vızıldayıp, şeker kamışı düşleyen bir bok böceğinin gözlerinde kendinden geçenleri hatırlıyorum.

Ve gün içinde her canlının ölümü için verdiğim

İki lira

Altmış kuruş

Ve

12 saat

20 dakikayı

….

Hatırlıyorum.

Otomatizme Ağıt

Önümde duran TELEVİZYONUN SURATINA SIÇMAK isterken uyanıyorum DOĞA-ÜSTÜ esrikliğimden.
Yüzümde Lewis Caroll’un peşine takılıp gittiği HALÜSİNATİF tavşan maskesi.
RÜYALARIMDA;
Otomatist müzisyenlerin saksafon ÇIĞLIKLARI.
Bozuk pikaptan gelen iç gıcırdatıcı boş plak cızırtısı
Otobüslerin YILANSI tıslamaları
Şöförlerin YILANSI kedi gözleri
Yolcuların YILANSI çatal dilleri.
Kendini kuyruğundan yakalayarak yemeye hazırlanan yılanın DÜNYA metaforu.
Gözlerini tavana dikmiş son nefesini vermekte olan İKİ METRE ELLİ ALTI SANTİMETRE boyunda vahşi ve ölümcül… tasmasında büyük ve sivri çelik uçların tam ortasında METAL KALP taşıyan siyahi köpek…
Öldürülen kuzu pirzolaları
Sevilmeyen ve asla sevilmeyecek olan ayakları TURUNCU TİLKİLER
Kokainle TERBİYE EDİLEN örümcekler ve onların OTOMATİST sanat eserleri.
Londra’ya gönderilmesi istenen resimler.
Ve resmi isteyen adamın taşaklarında dolaşan MARİJUANA
Radyoda MASTURBATİF sinyaller
Televizyonda MASTURBATİF görüntüler.
WİLLİAM BLAKE şiirlerinde hızlıca dolanaduran halüsinatif karıncalar.
GEORGES PEREC- AĞUSTOS BÖCEĞİ- UYUYAN ADAM
Ağustosta karınca
Ekimde Ağustos böceği cesetleri.
AĞLAYAN BİR KADIN
Sürekli ağlayan bir kadın
Onu izleyen CESET TORBASINDA BİR ADAM
Adamın hemen yanında iri siyah bir köpek
Köpeğin kalbi metal
Metalin kalbinde kadın.
Unica Zürn’ün RUHUNDA kara bahar
BAHAR’da komşunun penceresinden intihar etmiş ON-ÜÇ YAŞINDA BİR ÇOCUK
Çocuğun ruhu AĞIR.
Çocuğun ruhu ÖZGÜR.
Kızıl saçlı bir adam
Adamın kucağında ZENCİ bir kadın
Kadının yanında ağlayan zenci BİR KADIN,
Ağlayan zenci kadının hemen yanı başında kahkaha atan ZENCİ bir ÇOCUK.
Uykusuzluk ızdırabıyla  SONSUZLUĞA ağlayan BEYAZ BİR BEBEK .
Bebeğin BİBERONUNDA ZEHİR. boynuna pasifik zincirle bağlı ŞEKERLİ TARÇIN.
Bir bardak ucuz bira için sıraya giren 50 yaş üstü adamlar,
Ruhunu alkolle yıkayıp ayin yaparcasına arınan EMEKLİ ZEN BUDİSTLER.
Otobüste büyük tele-ekranlarda HATİM İNDİREN diyanet işleri
Çadırlarda yoksullara vaaz veren acımasız KATOLİKLER.
Siklerini sıvazlayıp kaderine ağlayan PEDOFİLİK PROTESTANLAR
HEDOFİLİK devlet BAŞKANları.
Yol kenarlarında cilveleşen KADIN formunda ERKEKler. ERKEK formunda KADINlar.
EGON SCHİELE’nin desenlerinde YORGUN ve DEVİNİMLİ ve EKSPRESYONİST ve CİNSEL parmaklarında zafer işaretleri.
OTTO DİX resminde masa başında duran ve sigara dumanında cilveleşen meleklerin ORGAZM EDEN VALS ÇIĞLIKLARI.
YILANLARLA ve KARTALLARLA mağarada yaşayan HİSTERİK FİLOZOF
ve onun hayallerinde ÖLEN acınası SOYTARI.
ve kızıl saçlı kadın
CHİRİCO resminin eksik kalan parçası
ve KÜBİST parmaklar
EKSPRESYONİST bir yüz
DaDAisT bir beyin
Canlı AHTAPOT SALATASI.
İçinde NİHİLİST KÖR BİR GÖZ…SİYAH KÖPEĞİN GÖZLERİNDE KALABALIĞA AĞLAYAN.

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.