Menü Kapat

Yazar: Feynman

Mr. Mercury

Nedendir bilmem ne zaman bir köpek görsem aklıma Pavlov gelir, ardından da eski kız arkadaşım.
Tıpkı deneyde ki gibi şartlanmış, başkasının oyununda kendi dünyasını kurmayı hayal eden zavallı bir playboy kızı timsali.

                                                                      Smith Mercury

Bakış açısı insandan insana, kültürden kültüre farklılık gösteren bir olgudur.

Ama düşündüğümüz kadar da farklılık göstermez,
Örneğin kötü karakterleri çok iyi canlandırması ve müthiş bir oyuncu olmasına rağmen

Erol Taş’a aşık bir kadın görmedim ben.
halbuki kağıt üzerinde bir kadının beklediği bir çok şeye sahip biri olmasına rağmen.

Söz konusu bir çok olayda bakış açımız çok dardır, hayatı olduğu gibi kabul etmek yerine, bulutların üzerinde bir dünya düşleriz.
Farklı olduğumuzu yalnızca sanmaz inanırız da, bilgelerin isabetli fikirleri şöyle dursun, ihtişamın içi boş parlaklığı gözümüzü öylesine kör eder ki,
bu yüzdendir içimizdeki Nuh tufanı.

Gizden gelen gücün peşine düşer sahipleniriz kimsesiz gördüklerimizi, yanılgılar denizinde boğulur, ufka bakar derin bir nefes çekeriz sonsuzlukta

çaputlar bağlarız ışık olsun önümüze diye ancak karanlığa giden yolda attığımız son kulaçtır yoldaşımız.

Kimisi mavi balinalar kadar yalnız olduğunu iddia eder karaya vurur tüm düşleri,

Kimisi ise Everest’e çıkamamaktan dert yanar gözün gönlün çaresini göklerde arar.

 

Bir adam tanırdım erken yaşta göçen, bu adam dünyaları dinledi,
İnsanları dinledi,
Dünyaları okudu,
insanları gördü,

Bir amacı ya da geride hayal ettiği bir şey var mıydı? Açıkçası bilmiyorum, dışarıdan bakıldığında basit bir sahafa benzemiyordu.
Odysseus’u düşler, efsanevi Babil bahçelerinde serap görmeyi hayal ederdi. Buna rağmen bayağı görüşleri de yok değildi.
Her şeyden önce cinsiyet ayrımına inanan kaba biriydi, ancak bu fikirleri doğuştan gelmediğini her fırsatta belirtir ve
sabit düşünceleri için toplumu suçlardı.

Ancak şüphesiz ki Mr Mercury’de bir çokları gibi kültürün körüklediği ateşte insanların yarattığı aynaya bakarak toplumu ters durmakla
suçlayan olağanüstü olduğuna inanan sıradan bir adamdı.

Entropi

Günün birinde bir aptal, bir diğer aptala demiş ki; ‘’Galaksilerin spiral yapısı ve enerji dağılımındaki eşitsizlik beni huzursuz ediyor. ‘’ Söylemiştim sadece aptal.

Diğer yandan bir sokaktan bir diğerine geçerken elindeki telefonla oynayan genç kız, kırmızı bir pikap kullanan dikkatsiz sürücü tarafından 88 parçaya ayrılıyor.

Aynı gün, ne tarafına gitsen kuzeye çıktığı, bitki örtüsünün olmadığı sadece paytak yürüyen penguenlerin mutlu olduğu, o buz kaplı kıtada hayatının 18 senesini bilimsel çalışmalara adayan bir dangalak kullandığı kar motosikletine aşırı yük yüklediği için incelen buz tabakasından içeri kestirme bir yol bulur ve macerasını hayallerinin bile ulaşamayacağı bir soğukluk içerisinde bitirir.

Zaten evrenin en komik yönü de budur. Bir şeyler hep olur.

İnsanın en komik yönü ise sebep bulmasıdır. Evrenin karmaşası tek başına yeterli değilmiş gibi muhakkak bir sebebi olduğuna inanmasıdır, haksız da sayılmazlar ancak bu durumda atladıkları tek nokta sonsuz olasılıkların evrenin geneline hâkim olduğudur. Yani sebebi neydi ki? sorusu mantıklı olsa da bunun seninle bir alakası yok arkadaşım. Evrenin umurunda değiliz.

Totaliter inanışların, dinlerin, sabit fikirlerin tümü bu genel geçer kaosun mantığını kavrayamamanın sonucudur.

İnsanların başına gelenler karşısında takındığı tavırlar, bunları hak etmediğini düşünmesi ve bunun sonucunda seçilmiş, kutsanmış ya da lanetlenmiş olduğunu düşünmesi kişi için zararlı ve gereksizdir.

Biyolojik olarak büyük bir oyunun içinde değilsiniz. Bu hayata gelmenizin özel bir amacı yok.

Bir örnek vermem gerekirse; yaşamın sadece dünyada olması, yaşam için uygun koşulların sadece dünyada var olması yüzündendir.

21.yy İnsanı

Asma yaprakları arasında için için mutlu davranan fakat ufak bir veledin oyununa konu olup hayatı alt üst olan uç uç böcekleri, her zaman benim hassas noktalarımdan biri olmuştur. Olayların kaotikliği her hangi bir canlı için huzurun merkezinde olamaz. Asma yapraklarında gezinen bir böcek ya da anne karnında bir cenin hayattan bıkmaz, bıkamaz. İnsanoğlunun düşünme yeteneği rakiplerine bağlı olarak gelişim gösterir. Global ekonomisi tıkır tıkır işleyen ve gezegen kaynaklarını tekel haline getirip kullanan tek canlı türü olduğumuz için rakipsizliğin cezasını daha çok ahlaksızlık ile ödemek zorunda kaldık.

Evrenin gizemi, ilk canlının meydana gelmesi ya da bunun gibi en önemli sorular sıradan bir vatandaş için doların yükselmesinden daha önemli değil. Hem niye olsun ki herkes bir gün köşeyi dönebilir ama dünyayı o mu kurtaracak?

Yerleşik hayatın bize getirisi olan vatandaşlık ve devlet olgusu, insanoğlunun en muhteşem özelliğinin kaybolmasına sebebiyet verdi; MERAK!

Hayatın her noktasında sorunlar vardır, bugün ulaştığımız 21.yy dünyasında var olan her şey sorunları çözme yeteneğimizin bir sonucudur; ancak görmezden gelinir. Hayat dediğimiz bu zaman çizgisi her zaman düz gitmeye meyillidir. Çıkışa ya da inişe geçmesi sizin sorunlar karşısında başarınıza bağlıdır. Hayatın insanoğlu ile bir alıp veremediği yok – HAYAT tarafsızdır.

Kişisel gelişim zırvalarını ele alalım. Temelde paraya ya da şöhrete ihtiyacı olan bireyin kendi tecrübelerini kaleme alması veya farklı yöntemlerle kitleye ulaştırması ve ruhunda yaşam isteği namına hiçbir şey kalmayan, çözümü başkalarının tecrübesine dayanarak ulaşmayı deneyen bireylerin başvurduğu son dönemlerin popüler konularından birisi. Şahsi düşüncem kişisel gelişim mevzusunda arzuladığı hayatı yaşayan ve sorunlarını çözen kişiler yalnızca bu işi satabilen kişiler, satın alanlar değil. Yani sorunlarını bir şekilde çözebilen kişiler, çözülmesini bekleyenler değil.

Neden? Niçin? Nasıl? Gibi sorular 21.yy insanını pek bağlamaz. Toplumsal statü sonuçla ilgilenir. Bu yüzden toplum içinde bireysel kararlar ile yaşayan canlılarız biz. Dünyanın yok olma tehlikesi, canlıların neslinin tükenmesi, 21.yy insanını niçin ilgilendirsin? Elbet bir keriz çıkar, bakarsın dünyayı bile kurtarır ama seni kurtarmaz, seni zengin etmez. Bu yüzden hep arayış içindedir günümüz insanı.

Dolar 3.5 olur mu?

gelişim

Düşünme yetisinin muhteşemliği karşısında imrenmeyen birkaç nadir tür arasında başı her zaman insan çeker. Tüm canlılarda olduğu gibi bizde de vücudumuzdan gelen sinyalleri algılayıp yorumlamak ve gerek duyduğunda aynı iletim ağı ile vücudumuza hatırlatmak olan beyni, doğada daha önce hiçbir canlının kullanamadığı şekilde komple kullanabilen ve bu uğurda evrimleştirmeyi başaran tek tür olarak yaşadığımız hayatlar çoğu zaman içler acısı bir halden öteye gidemez. Tüm canlılarda bulunan, bizim aştığımız fakat farkında olmadığımız yegane mevzu başarısızlık korkusudur. Başarısız bir tavşan hayatta kalamaz, bu bizim türümüz için artık geçerli olmayan bir kurgudan ibaret. Doğayı ve içerisinde yaşayan tüm canlıların hayatını değiştirebilecek kapasitede canlılar olarak kendimizi değiştirmekten korkmamız, kendi bireyci potansiyelimizi keşfedemediğimizden kaynaklanır.

Kalben isteksizlik çağımızın salgınıdır.

Üzerinde durmak istediğim nokta, başarı nedir? nasıl mutlu olunur? gibi kişisel gelişim saçmalıkları değil. Neden bunlara ihtiyaç duyduğumuz!

Herkesin peşinde koştuğu kimisinin geçici olarak sahip olduğu, kimisinin farkında olamadığı mutluluk niçin bu kadar önemli? Beni mutlu edebilecekken başkasının canını sıkacak bir ütopya, asıl olayın mutlulukta değil, kendini tanımanın eşiğinden geçtiğinin farkına vardıracaktır. Hayatta başarıya ulaşmak için atılan adımların başında kendimizle aynı özellikte olan insanlarla yarışmak vardır. Eylemin sonunda kazandığımız para, ünvan, üniforma vs. bizi toplum vitrininde ön sıralara yükseltir. İcabında mottosu ‘Kısıtlı tüketim ürünlerini sonsuz istekler doğrultusunda olabildiğince eşit paylaştırmak’ olan İktisat gibi bir sosyal bilim alanı bile doğurabilir, fakat yine bir iktisatçının söylemi gibi asla uzun vadede sonuçları düşünülmez. Bireyci yaklaşımın kötü tarafı, bireylerin kendi istek ve arzularının çoğu zaman farkında olmamalarıdır. Dünyanın yok olmaması, canlıların soylarının tükenmemesi veya devlet yönetimi gibi toplumu ilgilendiren tüm konularda düşünmeden destek veren fakat eylemden eksik kalan toplum bu konularda işi bu işin ehline devretmekten hoşnut kalır, fakat bu role soyunan kişilerin işi başaramaması durumunda toplumun ne kadar zarar görebileceği konusunda hiçbir fikirleri olmaz.

Sonsuz istekleri ve düşünme yeteneği olan bir canlının nasıl olur da hayatı boyunca mutluluk peşinde koşmasının mantıklı olacağı konusunda çok keskin negatif düşüncelere sahibim. Anlık ve nadir başa gelen bir duygunun, ortalama bir insan ömrüne tamamen sığdırmaya çalışmak en aptal insanlar için bile mantıksızdır. Ancak bizi 7’küsür milyar kişi arasında özel kılmaya çalışan global kültür, farklı toplumların farklı ahlak kurallarını dayatarak, arzulanan şeylerin önüne geçer ve seni ortak paydaya davet eder, bu durumda ortak bir imaj ve ortak bir vitrinde yaratmış olur.

Duygu, fikir, istek, yaşam kalitesi vb. konularda toplumsal çan eğrisinin tam ortasında yer alan kişiler bireysel olarak bundan uzaktır, çünkü bireysel istek ve arzular sonsuzdur.

Mutsuzluk bir bilinç halidir, var olan durumdan, eylemden, sorunlardan kurtulma çabası etrafında olup biteni anlamanı gerektirir. Başarısızlık ve mutsuzluk dünyayı değiştiren iki temel olgudur.

Peki ama ne yapmalıydık? Bildiğimiz en rasyonel düşünme yetisine sahip canlı türü olarak geleceğimizi mahvetmekten başka? Oysa yalnız ve yalnız, tesadüfler sayesinde var olabilmişken. Varoluşu ile beni mutlu eden ve perişan eden her şey, uzayın derin boşluğunda gerçekleşen garip bir nesnenin patlaması kadar saçma bir hatıranın izi.

Klasiğin Değeri

İnsanları tanımanın süresi insani ilişkilerin değerini artırmaz seni bu sonuca götürebilir ama bu her zaman doğru olmaz. Örneğin birini 15 yıldır tanımak, onu görünce selam verme zorunluluğu gerektirmez. Hiç bir zaman canı sıkılan bir insan olmadım, haliyle canım sıkıldığında eften püften bir merhaba ile muhabbete başlayıp insanları da hiç kullanmadım. Eğer birisi ile diyalog halinde olmuşsam bu sadece o anı o kişi ile ölümsüzleştirmek istediğimdendir. Toplum yalnızlık kavramını öylesine içselleştirdi ki, sessiz olmak ve düşünmek beynin içerisine saplanmış bir kıymıkçasına rahatsız eder oldu. Yalnız kalma korkusu yalnızlığın anlamını değiştirmişti bilmeyenler için! Bu durumda kadere sarılan oldu, İnsanlara sarılan oldu, Tanrı’ya sarılan oldu ama gerçeğe sarılan olmadı. Klasiğin değeri hiç anlaşılmadı.

Konya ovasında galaksilerin spiral yapısını düşünen iki adam düşünün, Ahmaklığın daniskası elbette, hâlbuki en uçlarda olma isteği ile klasikten kaçma ihtiyacı neslin ahmaklığı ile birleşince moda kültürü üniversal bir deyim haline gelmiş oldu bu durumda farklı olma ihtiyacı popüler kültürün amacına çıkar sağlamış bulundu, Farklı olmak David Beckham olmaktı, aynı tıraş, aynı ürün, aynı dövme, ama hiç de aynı olmayan hayaller.

2.Dünya Savaşının bitiminin ardından çekilen bir fotoğraf vardır hani, Gemiden inen bir asker Times meydanında bir hemşireyi öptüğü o resmi ilk defa Britannica’da görmüştüm aklımda beliren ilk imge ise huzurdu. Aslına bakarsanız şu hayatı hakkını vererek yaşayan nadir insanlardır askerler, ölümün havada uçuşan binlerce kurşun içinden hangisi ile ona geleceği tamamen tesadüftü, sanırım bu yüzden o kadar masum ve gerçekti o öpücük, Her dakikasını farklı bir gerçeklik ile yaşamış 5 yılın ardından ana kara ya ayak basmanın verdiği huzur onu çocukluğuna döndürmüştü, Artık yeniden utanabilirdi bu yüzden herkesin içinde hiç tanımadığı birini öpmek ona çılgınca gelmiyordu, Ölümü tanımaktan daha çılgınca bir şey olmadığının bir tek o farkındaydı zaten o da doğru bildiğini yapmıştı. Günümüz popüler kültürü Full hd ekranlardan gördüğümüz insanlar ve bu insanların kullanmayı önerdiği her türlü araç gereç değil de nedir? Hastalık derecesine varan bağımlılıklarımıza her gün yenisi eklenirken, Çocuklar ağlarken, Kadınlar öldürülürken, Ölülerimiz için yas tutamazken, Artık klasik bir insan bile olamazken!

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.