Yazar: Derya Boz

Eyyamgüder.

Temmuz’un ortası eksi 1

Bahar temizliği, gözyaşlarımla halıları siliyorum.
Odamdaki kokunu sökmek için ceplerimde
Unuttuğum peçeteleri kullanıp çöpe atıyorum.
Duraklara yaslanmış insanlar, insanları geçen duraklar…
Atların üstüne kurulmuş panayırlar
Sokaklarda dans edenlerin üzerinden geçiyor.
Eski dostlar, eski aşklar, eski sokaklar…
Reseptörlere meydan okuyarak hissetmiyorum, acımıyorum
Sadece yürüyorum, görüyorum, duyuyorum.
Sırana oturdum, üstünde adının üçüncü harfi “K”azılı
ama eminim sıra senin.
(Sıra kimin?)
Kim bilir belki de senin kapattığın kapıları açıyorum.
Hasretimi saklamam için bana emanet ettiğin
Fark etmezler tepelerini hangi sosa bulasam yutamıyorum.
Bir de deryanın yetmediği yangında damladan medet aramanı
Sayı doğrusunda bir yere koyamıyorum.
Şimdi bir zaman ve ben şu anı tasvir edemiyorum
Bulut,
İçinde yokluk ve şişko bir bulut beynim.
Tablolardaki soğuk yüzlü kadınları güneşe çeviriyorum.
Olmaz olsun diyorum ama yine de seni özlüyorum.

Çalmadı Saat

Mezat masaları uzun olur,
Tüm varlığı ortalığa serilmişlerin yüzlerindeki utanç masadaki
Kırmızı örtüde toplanmış.
Örtü az utangaç az kederli, bir de vazgeçmiş ve nakışları hatıralar
Nakışları tren rayı, nakışları bir yere gitmeyen yollar.
Yanılgılar.
Teller, dikenler.
Saman kokusu yayılmış ortalığa, ilaç kokusu,
Tek başınalığın o tasviri zor kokusu ve on sekizinde bir kızın kozalak memeleri,
Çam nefesi, yeşil gözleri arasındaki zıtlık hüzünlerimizi yüklen-
miş gibi.
.
.

İp cambazları, felaket tellakları ve narenciye sıkıcıları, saçları üç numaraya vurulmuş sokaklarda kolları bağlı.
Fısıltısı caddenin devrik bir cümlenin en başta duran yüklemini andırıyor.
Tüm sesler belki bir zaman makinası, birilerini bir yerlere taşıyor.
Aklımda çocukluğumdan beri olan şarkı tam da bugün unutulmuş
Ve gibi yapmaya başladığımız günlerin miladı bugün atılmış.
Toprağı çatlak, ağacı güdük bu küçük kasabada, tüm dualar yağmura adan-
mış gibi.
.
.

Bana burada bir damlalık yer yok, biliyorum.
Haritada hiçliklerin işaretlenmemiş olması talihsizliğime nazire yapıyor sanki.
Benim sıfır noktam Ekvatora çok uzak, sana pek yakın.
En uzun gecenin müsebbibi dünyanın ekseni mi?
Sana sormayı en çok istediğim sorulardan sadece biri.
Dile gelsin de konuşsun yokluğun.
Zaman dönüyor ve gün sarıyor uykusuz gözlerimi, yıllar geçiyor içinden.
Yorgunluk, pes etmek mi?
Yürüyemediğim her yer uzak gelmeye başla-
mış gibi.
.
.

Kapıdan bir yabancı girse değişecek hikâyeler var kitaplarda.
Sürgünde fırtınaya yakalansa bitecek hayatlar…
Peki sen kitapları sürgüne yollamayı neden seçtin?
Yürüyemeyeceğim yerlerde durdun da geç kalmayı telaşlarıma ekledin.
Korkmak, hayattaki en aşılmaz set-
miş gibi.
.
.

Şimdi hatıran bir başkasıyla çekilmiş fotoğrafsa eğer geç kalmışım demektir.
Oysa hayat ne kadar da değil-
miş gibi.

Ağaca Sor

Çektiğim her Ah’da Didem Madak’a saygıyla….

.
.
Baharda filizlenmiş bir ağacın dalına
Allah dedim.
Günahsa günah benim.
Saçlarımı sardım,
Nehrin suyuyla süsledim.
Dik yokuşlardan son sürat
Aşağı indim.
Güneşin doğuşunda bir kuşu,
Uykunda seni izledim.
Canımı yakan her şeyi
Sevdim.
Derslere hep 5 dakika
Geç gittim.
Ve yemekteki eti
Hep en son yedim.
Günün en berbat saatlerinde
Seni düşünerek sevindim.
Soğuk duvarlara sırtımı verdim
Taşları öptüm, kutsalımdı,
Toprak yedim.
Çelik taslardan su içtim,
O suya yılanlarla
Birlikte girdim.
Güne kargalarla birlikte başlayıp
Onları kılavuz edindim.
Sabahları değil seherleri sevdim.
Gözlerimin altındaki morluklara
Seni düşlediğim geceleri gizledim.
Ellerimi mum alevinde
Gözlerimi bakışlarında ısıttım da
Ah demedim.
Ahları başka günler için
Saklattığını nereden bilecektim?
.
.
.
Astım hayallerimi şimdi bir
Ahlat ağacına.
Her yere gitmek için
Koştuğum hiçliğin
Sen olduğunu
fark ettim.

Umut çürür mü?

Bu yok(sun)luk,
Gökyüzünden gelen bir
Alametle bildirilmişti bize.
Ağaç dallarına kurdeleler
Bağlamamız,
Taş duvarlar önünde ağlamamız
Faydasız.
Gözleri umutla bağlı bir ordunun
İlk hedefi neresi olabilirdi ki?
Umuda bağlanmak
Hayattan kopmanın ilk adımıydı belki…

.
.
.

Taşlar oynadı.
Yerden göğe bir yağmur.
Yerin de sorulacak hesabı vardır gökten.
Görmeyi reddettiğim anların
Yarattığı geçici körlükler
O kadar uzun sürdü ki
Döndüğüm köşelerin haritası
Kazılı bedenimde.
Tanımadığım insanlar var
Evimin içinde.
Ve benim sorulacak
Tüm sorularım tükenmiş.
Yurdum başka, dilim başka…

.
.
.

Çözüldü bağlar.
Dört yanımız sancı ve depremler,
Depremler…
Bedenim sendelerken
Hayali düşlerimin gerçekliğinden
Tuttun beni,
İnandım.
Umut(muy)dun(?).
Gözlerimizin dalıp kaldığı
Nokta kadar
Yer kaplamamak  hayatlarımızda
Karanlığa bakmak gibi,
Görmeden.
Gözleri umutla bağlı bir ordunun
İlk hedefi neresi olabilirdi ki?
Umuda bağlanmak
Hayattan kopmanın ilk adımıydı belki…

Monokrom

Sislerin ardından gelen güneş
5 günlük hava tahminlerinde görünmezken
Bildiğimi düşündüğüm bilinmezler
13. gecenin kâbusu.
(Medet ya Spinoza!)
Parçalı bulutlu günlerin
Evsizlere verdiği huzursuzluk
Rehin almış yüreğimi.
Kapılar 5 numara hipermetrop
duvarlar kör cephe.
Söz cımbızla bağdaşmış
Oysa yüreğin ısısı, katıdan sıvıya çevirmez mi
Tüm soyutgilleri?
Karanlık yangınlar sar(ar)mış
Susmuş dilleri.
Fasit dairelerde kaybolmadan
İzin ver ellerimin arasında
Isıtayım yüreğini.
Çünkü
Beklerken kaçırdığımız
Tüm duraklar
bir filme konu şimdi.

.

En sevdiklerimize (!)
Soslu bahaneler sunduğumuz
Bugünler dün olmaya çok yakın.
Çamaşır tellerinde günü birlik
İpe gidiyor dünler.
Pişmanlığın ve keşkelerin lekeleri
çıkmıyor yakamızdan.
Bir ellerin temiz kalmış,
Bir ellerim…
Dokun ki temizlensin
İç cebimde biriktirdiğim hüzün.
Şiirler okunsun diye yazılır
Ama bu ellerine kavuşmak için
Bahanem olsun.

Bir Taş Devri Hikayesi

Korkmadan bakabilmeyi sana
Ve dinozorları düşlemeyi istiyorum.
Aynı anda.
Zaman oluyor ki yeter diyorum
Ama sadece 1 dakika.
Nedenlere özlemle bakılmış ikinci el
Gözlükler satılıyor işportada.
Onlara bakarken
Dalıp kalıyorum.
Gitmeyi beceremem ben, beceremiyorum.
Tırnakları uzun kadınlar geçiyor penceremden.
Bir bebeğe dokunacaklar diye içimi saran korku
Bu geceki uykusuzluğumun sebebi.
Kafamı toparlayıp, tüm düşünceleri
Beynimin oyuklarına gömebilmek
Bu seneden tek beklentim.

……………………………

Hiçbir şey bitmeyecek sanmaktan
Trafik kazaları oluyor
Radyodan sesleniyor bir adam:
Dişlerini fırçalarken suyu açık bırakanları ve
Poşet hışırtısına sebep olanları
İhbar ediniz.
Aylardan Eylül. (Nem çok nem!)
Ve adımların bir yokluğu taşıyor vuruşlarında
Ben yokluğundan görüyorum seni.
Bakmadan, korkmadan.
Sesindeki gök kuşağı tınısı
Bayram olmayan bir gün
Sokaktaki çocuklara
Şeker dağıtmak gibi.
Gözlerindeki çiçekli perdeleri
Bir ben görüyorum.
Bilme sen, bilmenden korkuyorum.

……………………………

Korkmadan bakabilmeyi sana
Ve dinozorları düşlemeyi istiyorum.
Aynı anda.
Dilim oluyor elim, ayağım.
Dilim oluyor gözlerim.
Gel hadi dinozorları kucaklayalım.