Menü Kapat

Yazar: fenolftalein (sayfa 1 / 3)

Turnusol

 Yere düşen her şey kirlenir.
Az toz, az toprak.
Ve benim gezegenimde
Kötü adamların ellerine hiç bulaşmamış
Çocuk kanları,
Anne kanları,
Evlat kanları…
Kan hep yerde kalmış,
Ter hep yerde.
Bir çocuk doğmuş,
Adı Barış.
Bir çocuk ölmüş,
Adı Barış.
Her adımda şerbet misali
İçilen andlar,
Tadı çiğnemeden yuttuğum
Yemekler gibi olmalı.
Sonra annem yatağa yollardı.
Marş Marş!
Zoraki uykularda
Çocukluk rüyaları, kabuslar…

..

..

Yere düşen her şey kirlenir.
Alırsın öpersin ekmeği,
Üç kere.
Koyarsın yüksek bir yere.
Ekmek bile kirlenir.
Vururlar kuytu bir köşede,
On beşinde…
Ekmek düşer kirlenir.
Az toz, az toprak
Çocuk kanı, anne kanı, evlat kanı,
Senin kanın, benim gözyaşım…
Uzana kalırsın.
Tembellik değil mecburiyetten.
Ve kaşların martı olup
Havalanır.
Savaşın olmadığı mevsimlere
Göçüyor şimdi kuşlar.
Bir de kan kokusu taşıyor artık
Kıble ve keşişleme.
Gidenler mutlu (?) herhalde
Kalanlar…

..
Devam

Duyguların Termodinamiği : 0.Yasa

Anlamını bilmediğim çok şey var,
Bilinmeyenler ülkesinden yola çıkmış .
Her kavram biraz “şey” değil midir?
Mesela ayrılıklar neden hep kötü havalarda gerçekleşir?
Açıklasın birileri.
Peki var mı cevabı doktorların
Hasret insanın hangi organında birikir
ve ağırlaşır bedeni.
İçip içip birbirimizi arayacağımız
Yaşı geçmişiz gibi ayrılıklar
Kapımıza dayanmış.
Bir de alkol çok zamlanmış
O günlerden bu yana.
Güneş görmeyen odamda
Saksılarda yarattığım
Yalancı bahara inat
Mevsim baharda güz gibi.
Bir filmi yarısında açmışım.
Başı benden habersiz
Sonu benle biten.
Eve hırsız girmiş ama
İşemeye mecalim yokmuş sanki.
Ben kapıyı çalıyorum.
Evde de kimse yok gibi.
Ölüler var yaralılar ağır.
Ve kan grubu
Canına yandığımın sıfır rh negatifi.
Kan akıyor.
Kan akıyor, bacaklarımın arası Dicle.
Kaderleri bir.
Ve senden kalanlar,
Ol(a)mayan çocuklarımız
İsimleri belli.
(Baran belki barkın belki arin ya da arjin !)
Hava soğuk
Benim mantığım beni ısıtmıyor
Ya seninki?
………………………..
Bütün bu başıma gelenler
O kadar lirik ölemiyorum diye.
Ah bir ölsem şarap içerken
Tavandan sarkan bir iple.
Ah
Bir
Ölsem.

Foucault Sarkacı

Dumana döndü
solan gece.
Ağaran gün ve bütün tabiat yana duruyordu.
Ben yana duruyordum.
Sen soğuk,
sen taş duvar misali,
açık gökyüzündeki ayaz gibi,
soğuk kış geceleri koynuna koyduğum
ellerim gibi.
Gözlerimde tuttuğum yaşlar gibi
buğulu, sisli mevsim.
Dönüyoruz ama sallanıyoruz da gibi sanki.
Caminin minaresinden gayrısı gözükmüyor
penceremden.
Parmaklığı eksik evlerinde gecekondu sakinleri.
Öyle sessiz öyle dertsiz ki uzaklardan.
Değil mi ki her şey uzaktan güzel.
Güzeller yakından çirkin.
Masadan hep en son kalkan ben.
Ben ki ben demezden evvel,
seni gördüm.
Nereden bilecektim ki körlük tam da
bu noktada başlar.
Ve sinirle, inatla bilenir karanlığı.
Aydınlık, parmaklığı eksik evlerde tutsak.
Ve tutsaklar şehrin güneşinin en son battığı damlarda
zeytin çekirdeklerine emanet.
Dumanı üstünde tüten sıcak çorbalarla ısınan
evlerde zor geçer bu aylar.
Yemekle aynı anda bitirmeye çalıştığım
ekmeğimi seninle paylaştığımı unutma.
Unutma yaz sobanın harıyla ısınan
briket duvarlara.
“Yaşasın açların yoldaşlığı!”
Eskinin kadirşinaslığı
hafıza kaybına uğrayan sokakların ismi olmuşken,
Işıldayan sokaklarda isimlerin önemi mi kalır?
Kadrin, kıymetin ve
açlığı paylaşmanın doğurduğu çocuk
adı konulmamış bir piç olur sokaklarda.
En uzun gecede vururlar.
3.sayfa haberlerinde herkesleşir.
Bilinmezliği çözülen x’in ne değeri kalır?
Sıfıra doğru giderken alınamayan bütün limitler
hesap soruyor şimdi!
Cevabı tanımsızlar isyanda.
Sokakta matematik sesleri…
Bilsen, 2 ile 2’nin 4 etmediğini,
anlardın beni.
Artı sonsuz da buluşmak üzere sevgili!

Adı(i)ydı(i)

Herkese aynı şiiri okuyan adamlar
Ve herkese aynı gülen kadınlar
Eskitti bu şehri
Her sevgide aynı kokuyu arayanlar
Her sokağa benzer hatıraları sığdıranlar
Cümlelerinin başı sonu aynı olanlar
Aynı yerde susanlar
Ve gecenin hep aynı saatinde acıkanlar
Ömrü aynı yerden kırılıp aynı acıda takılı kalanlar
Her kediye aynı isimle seslenenler
Hep aynı filmi seyredip
İlkmiş gibi şaşıranlar
Her sigara üfleyişinde aynı ”Ah” a iç geçirenler
Ve benzer kapılarda aynı yüzleri arayanlar
Adres bilmeden sokak arşınlayanlar
Farklı ellerle aynı ölçüyü bulmayı umanlar
Ve hiçbir şey ummadan yaşayanlar
Eskitti bu şehri
Yeniye hasret kaldığını söyleyip
Hasretlere hep eskileri sığdıranlar
Avuçlarındaki taşları ceplerinde saklayanlar
Ve sopası elinde dolaşanlar
Bu şehrin sokaklarındalar
Bu şehirde
6 işaret zamirine sığmayacak
Kadar çok insan
Var
Derdi yüzlerinden okunanlar
Ve okuduğunu anlamada sınıfta kalanlar
Aynı mahallenin insanları
(Yetiş ya valilik yetiş ya muhtar!)
Farklı sokaklarda aynı oyunları
Oynayan çocuklar
Saklanırken aynı oyukta buluşanlar
Paylaşacak tek şeyleri açlıkları olanlara
Oturduğu binanın 24. katından bakanlar
Gözleri aynı renk olanlar
Ve aynı ayakkabı numarasına sahip milyonlar
Bir de doğacak çocuğuna ismi takvim yaprağından bakanlar
Her şehirde en az bir tane olan Karanfil sokakta
Birbirinden habersiz
Birbirisiz , volta atıyorlar
İşte hep bunlar
Eskitti bu şehri
Bu şehir ki çöp kutularının
Üstünde şiirler
Boş duvarlarında anonim sözler taşır
Ve hepimizi ayak izimizden tanır
Kafiyenin kokusunu 5
Açlığın kokusunu 1 metre
Öteden alır
Bu şehri ben olan
Biz olan, sen olan
En çok da siz olanlar eskitti
Oysa üç tarafı denizlerle çevrili
“Yurdum” un
5 puanla takdiri kaçıran çocukları
Toplansa bir parti ederdi
Ama şehir eskidi
Eskittik.

Aç Parantez

Aralarda boş sayfalar bırakmadan
Kullanmayalı bir defteri
Ve temiz bir mendil üstünde
Tırnakları kökünden kesilmiş ellerimi
Kimseye göstermediğimden beri
Sokaklardan silah sesi duyulmayan
Kaç gün geçti? (Kim bilir?)
Sarıp sarıp dinlediğim
Polis telsizi efektli kasetteki sesin
Eskimedi.
Sen banyoda yankılanan şarkılarımsın
Şimdi. (De-ne-me bir ki)
Mesanemi sıkıştıran ağırlığın sebebi
Uğrun uğrun devirdiğim şişeler.
Yardımcım neden sonuç cümleleri
Ve dar günümde yetişen
Bağlaçlar, eylemsiler…
Yoksa nasıl gelir gözlerinin çukurundan
Geçen cümlelerimin sonu?
Sonra bir de noktaya gelmeden
Coğrafya bilgisi olmadan da
Kendine güvenen ani gitme isteği. (Ne olacak?)
Ruhumun ağırlığına kalsa (Kalmıyor)
Oysa
Sevişmek ve bir bardak su içmek
Terazide aynı hizada.
Yani yaşlanmışım gibi.
Yani ağırdan.
Yuvasını sırtında taşıyacak kadar
Güvensiz. (Kucağını yuvam yapamayışım bundan.)
Ve ağırdan,cesaretsiz.
Yani kaplumbağa misali.
Yani defterler arasında kurutulmuş bir
Papatyaya rastlama ihtimalim yok gibi.
Galapagos sendromuna yakalanmış
Metropol insanına
Dönüşümüm,
Gregor Samsa kadar olmasa da,
Çocukluğumdan çok uzakta.
Buradan bakınca herkes birbirine benziyor.
Kal orada ki (Kalma)
Kimselere benzeme.
Çünkü çocukluğumsun sen.

-E Bilmek

Yaktığım son sigaranın vişne kokusu odamda
Yan yana dizilmiş aynalar.
Bu gece dehşetli istekliyim,
Dikkat et pijamanın yırtıldığı yerden öpebilirim.
Yeşilinde kaybolan şehirlerden
Yeşili kaybolan şehirlere transfer olduğumdan beri
Yüksek binaları sevdim.
En azından bir ağaçmışçasına
Gökyüzüne uzanmak istedim.
Bu gece dikkat et
m2 sini bilmediğim bir odada
Oksijensizlikten ölebilirim.
Görmediklerimle hayatta kaldığım gerçeği
Körlüğe olan özlemimi arttırıyor.
Alaturka bir türkü dinlerken
Termik santrali henüz olmayangillerden
İçeriye köy kokusu doluyor.
Anlatımı da bozuyorum
Anlaşılmayı beklerken.
Havada oksijende çözünmüş gerginlik kokusu.
Dikkat et modern zamanlarda
Tek yeşili mezarlıklar kalan bir şehirde
Ölebilirim!
Nefes al,ver, al , ver …
Alma, verme, sus, öl…
İçime attıklarım damarlarımda kan
Niyetine dolaşırken
Havadaki yüzde 21 oksijenin
Faydasını görmeden
Ama yine de tükürüğümde boğulmadan
Ve boşalırcasına kötü niyetlerinizin üstüne
Son nefesime dahi acımadan
Ama bu kez susmadan
Tanımadığım yüzlerden örülmüş bir taş yığınında
Ölebilirim!

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.