Konuşmamız Lazım

Değilimiz alınmış, Tepe taklak dün, bugün.Üstümüzde sayılardan bir Gök.Han damları, Konuşan duvarlarda isimler.Yüzü, sağ yanağındaki beni öptüğüm günlerin donukluğunda, uykulu.Saman sarısı bir sonbahar sabahı.Bakir karanlığı bozan bir kale önümde duruyordu..Dedim ki ona-Tuttuğun hiçbir şey düşmez, sarıl.Dedi ki bana-Noktalar birleşince bir doğru ediyordu, yaptığın hatalardan korkma…Sesler gidilmeyecek kadaruzaklardan geliyordu,görülmeyecek kadarUzaklardan.Melek meşeleri ürkütmüş ormanı,dalları, budakları.Yorulmasak, yol enine

(G)izi Yarasında

Ekşiyen yüzünü güneşe dönse belki bahar gelecekti. Kemiklerinin kendinden büyük olmasını ve küfesinde insan yükü Taşımasını saymazsak, ona çocuk denebilirdi, Gözleri yeşile çalan, her şeyin yarımını nasip bilmiş güzel Ali’m. Yana yakıla geçen günlerin acısını bir fanusa hapsetti ve ateşe verdi. Alazlanan alevde demlenen öfkesini saldı bir okul çıkışına Çantalarda kapağı kırışmış kitaplar, içinde öyküler,

Temmuz’un ortası eksi 1

Bahar temizliği, gözyaşlarımla halıları siliyorum.Odamdaki kokunu sökmek için ceplerimdeUnuttuğum peçeteleri kullanıp çöpe atıyorum.Duraklara yaslanmış insanlar, insanları geçen duraklar…Atların üstüne kurulmuş panayırlarSokaklarda dans edenlerin üzerinden geçiyor.Eski dostlar, eski aşklar, eski sokaklar…Reseptörlere meydan okuyarak hissetmiyorum, acımıyorumSadece yürüyorum, görüyorum, duyuyorum.Sırana oturdum, üstünde adının üçüncü harfi “K”azılıama eminim sıra senin.(Sıra kimin?)Kim bilir belki de senin kapattığın kapıları açıyorum.Hasretimi saklamam

Çalmadı Saat

Mezat masaları uzun olur,Tüm varlığı ortalığa serilmişlerin yüzlerindeki utanç masadakiKırmızı örtüde toplanmış.Örtü az utangaç az kederli, bir de vazgeçmiş ve nakışları hatıralarNakışları tren rayı, nakışları bir yere gitmeyen yollar.Yanılgılar.Teller, dikenler.Saman kokusu yayılmış ortalığa, ilaç kokusu,Tek başınalığın o tasviri zor kokusu ve on sekizinde bir kızın kozalak memeleri,Çam nefesi, yeşil gözleri arasındaki zıtlık hüzünlerimizi yüklen-miş gibi…

Ağaca Sor

Çektiğim her Ah’da Didem Madak’a saygıyla…. ..Baharda filizlenmiş bir ağacın dalınaAllah dedim.Günahsa günah benim.Saçlarımı sardım,Nehrin suyuyla süsledim.Dik yokuşlardan son süratAşağı indim.Güneşin doğuşunda bir kuşu,Uykunda seni izledim.Canımı yakan her şeyiSevdim.Derslere hep 5 dakika Geç gittim.Ve yemekteki etiHep en son yedim.Günün en berbat saatlerindeSeni düşünerek sevindim.Soğuk duvarlara sırtımı verdimTaşları öptüm, kutsalımdı,Toprak yedim. Çelik taslardan su içtim,O suya

Umut çürür mü?

Bu yok(sun)luk,Gökyüzünden gelen birAlametle bildirilmişti bize.Ağaç dallarına kurdelelerBağlamamız,Taş duvarlar önünde ağlamamızFaydasız.Gözleri umutla bağlı bir ordununİlk hedefi neresi olabilirdi ki?Umuda bağlanmakHayattan kopmanın ilk adımıydı belki… … Taşlar oynadı.Yerden göğe bir yağmur.Yerin de sorulacak hesabı vardır gökten.Görmeyi reddettiğim anlarınYarattığı geçici körlüklerO kadar uzun sürdü kiDöndüğüm köşelerin haritasıKazılı bedenimde.Tanımadığım insanlar varEvimin içinde.Ve benim sorulacakTüm sorularım tükenmiş.Yurdum başka, dilim