Menü Kapat

Yazar: deryaboz (sayfa 1 / 3)

Yarın Yok

Yarın bir gündü.
Ayakkabılarım yürüyordu.
Sağa dön dedim,
Döndü.
Parmağım gözündeydi,
Gözü kördü.
Soğuktu.
Ankara’ydı.
Hava efsunluydu.
Ben aldanmaz sandım,
O aldandı.
Ve ben aptal değildim.
Belki çiçek pasajında
Unutulmuş
Bir demet lale olabilirdim.
O da değildim
Neydim?
.
.
.
Sokaktaki herkes
Onun sıcaklığını taşıyor diye
Hepsine iliştim.
Soğuktu
Ankara’ydı.
Eve götürüp seviştim.
Bazısı kadın
Bazısı erkek.
Gözlerimi gözlerine diktim
Hayatımla olan münasebetini
Kıskandıracak derecede
İyi seviştim.
İsterdim,
Ama aptal değildim.
Kimdim?
.
.
.
Ellerinin kokusu…
(Hatırla(!) avuçlarını öperdim)
Kollarının havada salınışı
Ve yürürken ki
Küçük, seri adımların.
Yarın bir gündü.
Ayakkabılarım yürüyordu.
Bedenim yoktu.
Ottu,
Candı.
Sola dön dedim
Döndü.
Bahardı,
Soğuktu,
Ankara’ydı.
Neredeydim ?
.
.
.
Uyumuş mudur?
Gölgesi yüzünün yastığının üzerinde.
Nefes alışını bir mucize
Seyreder gibi seyrettiğim günler
Kendi dinimi kurmuştum.
Kitabı boş bir defter.
İçinde hep sen geçen dualar
Uydurmuştum.
Ellerim tam kalbinin üzerinde
Uyumuştum.
İlk tanıştığımız gün
Sana güneşi doğurmuştum.
Yarın bir gündü.
Ayakkabılarım yürüyordu.
Bedenim yoktu.
Ottu,
Candı.
Soldu.
Sokağına vardım.
Dur dedim,
Durdu.
Bahardı
Soğuktu.
İstanbul’du.
Yarın bir gündü ve
Artık
Yarın yoktu.

BİLMEDİĞİMİZDEN

O’na…
O'(n)larımıza…

Dalında kurumuş çiçekler gibiydik.
Dokundu bir çift el
Düşmedik.
Bilmediğimizden…

Bir keresinde bir şiirde
Seviştiğimi sanmıştım.
Duvarları yoktu.
Bacası tütüyordu.
Omuzlarım anlamını bilmediği sıfatlarla
Nitelenen bir ad olmuş.
Kasım kasım.
Parmak uçlarımda bir karıncalanma.
Aşırı doz özgüven aldığım günlerin
Sarılışları

Methiyeler size çay içmeye geldiği gündü.
Mahkemeler, davalar.
Yatağının üstünde kenarı tırtıklı bir defterin sayfası.
Beyazlar olmadığı kadar beyaz(!)
Siyahlar olmadığı kadar siyah(!)
Bir de benim unuttuğum gözlüklerim…
Henüz unutulmuşların çoğalmadığı günlerdi
Ayın tam yirmi altısıydı.
Saat akşamüzeri altı.
Yol ile bitişik penceren,
Bir merdivenle paralel uzanıyordu.
İnsanlar nefes nefese dışarda,
Biz nefes nefese içerde…

Ocağın üstünde çay
24 dk kaynadığında
Daha güzel olurdu.
(Kutlu Olsun!)
Mutfakta çayın yanına soğuk espriler ikram ederdin,
Gözlerine gözlerine gülerdim…
Penceresi açık olurdu odanın.
Üstümüzde yazdan kalma bir şilte.
Üşümezdik,
Anadan üryan,
Üşümezdik,
Bilmediğimizden…

Devam

Turnusol

 Yere düşen her şey kirlenir.
Az toz, az toprak.
Ve benim gezegenimde
Kötü adamların ellerine hiç bulaşmamış
Çocuk kanları,
Anne kanları,
Evlat kanları…
Kan hep yerde kalmış,
Ter hep yerde.
Bir çocuk doğmuş,
Adı Barış.
Bir çocuk ölmüş,
Adı Barış.
Her adımda şerbet misali
İçilen andlar,
Tadı çiğnemeden yuttuğum
Yemekler gibi olmalı.
Sonra annem yatağa yollardı.
Marş Marş!
Zoraki uykularda
Çocukluk rüyaları, kabuslar…

..

..

Yere düşen her şey kirlenir.
Alırsın öpersin ekmeği,
Üç kere.
Koyarsın yüksek bir yere.
Ekmek bile kirlenir.
Vururlar kuytu bir köşede,
On beşinde…
Ekmek düşer kirlenir.
Az toz, az toprak
Çocuk kanı, anne kanı, evlat kanı,
Senin kanın, benim gözyaşım…
Uzana kalırsın.
Tembellik değil mecburiyetten.
Ve kaşların martı olup
Havalanır.
Savaşın olmadığı mevsimlere
Göçüyor şimdi kuşlar.
Bir de kan kokusu taşıyor artık
Kıble ve keşişleme.
Gidenler mutlu (?) herhalde
Kalanlar…

..
Devam

Duyguların Termodinamiği : 0.Yasa

Anlamını bilmediğim çok şey var,
Bilinmeyenler ülkesinden yola çıkmış .
Her kavram biraz “şey” değil midir?
Mesela ayrılıklar neden hep kötü havalarda gerçekleşir?
Açıklasın birileri.
Peki var mı cevabı doktorların
Hasret insanın hangi organında birikir
ve ağırlaşır bedeni.
İçip içip birbirimizi arayacağımız
Yaşı geçmişiz gibi ayrılıklar
Kapımıza dayanmış.
Bir de alkol çok zamlanmış
O günlerden bu yana.
Güneş görmeyen odamda
Saksılarda yarattığım
Yalancı bahara inat
Mevsim baharda güz gibi.
Bir filmi yarısında açmışım.
Başı benden habersiz
Sonu benle biten.
Eve hırsız girmiş ama
İşemeye mecalim yokmuş sanki.
Ben kapıyı çalıyorum.
Evde de kimse yok gibi.
Ölüler var yaralılar ağır.
Ve kan grubu
Canına yandığımın sıfır rh negatifi.
Kan akıyor.
Kan akıyor, bacaklarımın arası Dicle.
Kaderleri bir.
Ve senden kalanlar,
Ol(a)mayan çocuklarımız
İsimleri belli.
(Baran belki barkın belki arin ya da arjin !)
Hava soğuk
Benim mantığım beni ısıtmıyor
Ya seninki?
………………………..
Bütün bu başıma gelenler
O kadar lirik ölemiyorum diye.
Ah bir ölsem şarap içerken
Tavandan sarkan bir iple.
Ah
Bir
Ölsem.

Foucault Sarkacı

Dumana döndü
solan gece.
Ağaran gün ve bütün tabiat yana duruyordu.
Ben yana duruyordum.
Sen soğuk,
sen taş duvar misali,
açık gökyüzündeki ayaz gibi,
soğuk kış geceleri koynuna koyduğum
ellerim gibi.
Gözlerimde tuttuğum yaşlar gibi
buğulu, sisli mevsim.
Dönüyoruz ama sallanıyoruz da gibi sanki.
Caminin minaresinden gayrısı gözükmüyor
penceremden.
Parmaklığı eksik evlerinde gecekondu sakinleri.
Öyle sessiz öyle dertsiz ki uzaklardan.
Değil mi ki her şey uzaktan güzel.
Güzeller yakından çirkin.
Masadan hep en son kalkan ben.
Ben ki ben demezden evvel,
seni gördüm.
Nereden bilecektim ki körlük tam da
bu noktada başlar.
Ve sinirle, inatla bilenir karanlığı.
Aydınlık, parmaklığı eksik evlerde tutsak.
Ve tutsaklar şehrin güneşinin en son battığı damlarda
zeytin çekirdeklerine emanet.
Dumanı üstünde tüten sıcak çorbalarla ısınan
evlerde zor geçer bu aylar.
Yemekle aynı anda bitirmeye çalıştığım
ekmeğimi seninle paylaştığımı unutma.
Unutma yaz sobanın harıyla ısınan
briket duvarlara.
“Yaşasın açların yoldaşlığı!”
Eskinin kadirşinaslığı
hafıza kaybına uğrayan sokakların ismi olmuşken,
Işıldayan sokaklarda isimlerin önemi mi kalır?
Kadrin, kıymetin ve
açlığı paylaşmanın doğurduğu çocuk
adı konulmamış bir piç olur sokaklarda.
En uzun gecede vururlar.
3.sayfa haberlerinde herkesleşir.
Bilinmezliği çözülen x’in ne değeri kalır?
Sıfıra doğru giderken alınamayan bütün limitler
hesap soruyor şimdi!
Cevabı tanımsızlar isyanda.
Sokakta matematik sesleri…
Bilsen, 2 ile 2’nin 4 etmediğini,
anlardın beni.
Artı sonsuz da buluşmak üzere sevgili!

Adı(i)ydı(i)

Herkese aynı şiiri okuyan adamlar
Ve herkese aynı gülen kadınlar
Eskitti bu şehri
Her sevgide aynı kokuyu arayanlar
Her sokağa benzer hatıraları sığdıranlar
Cümlelerinin başı sonu aynı olanlar
Aynı yerde susanlar
Ve gecenin hep aynı saatinde acıkanlar
Ömrü aynı yerden kırılıp aynı acıda takılı kalanlar
Her kediye aynı isimle seslenenler
Hep aynı filmi seyredip
İlkmiş gibi şaşıranlar
Her sigara üfleyişinde aynı ”Ah” a iç geçirenler
Ve benzer kapılarda aynı yüzleri arayanlar
Adres bilmeden sokak arşınlayanlar
Farklı ellerle aynı ölçüyü bulmayı umanlar
Ve hiçbir şey ummadan yaşayanlar
Eskitti bu şehri
Yeniye hasret kaldığını söyleyip
Hasretlere hep eskileri sığdıranlar
Avuçlarındaki taşları ceplerinde saklayanlar
Ve sopası elinde dolaşanlar
Bu şehrin sokaklarındalar
Bu şehirde
6 işaret zamirine sığmayacak
Kadar çok insan
Var
Derdi yüzlerinden okunanlar
Ve okuduğunu anlamada sınıfta kalanlar
Aynı mahallenin insanları
(Yetiş ya valilik yetiş ya muhtar!)
Farklı sokaklarda aynı oyunları
Oynayan çocuklar
Saklanırken aynı oyukta buluşanlar
Paylaşacak tek şeyleri açlıkları olanlara
Oturduğu binanın 24. katından bakanlar
Gözleri aynı renk olanlar
Ve aynı ayakkabı numarasına sahip milyonlar
Bir de doğacak çocuğuna ismi takvim yaprağından bakanlar
Her şehirde en az bir tane olan Karanfil sokakta
Birbirinden habersiz
Birbirisiz , volta atıyorlar
İşte hep bunlar
Eskitti bu şehri
Bu şehir ki çöp kutularının
Üstünde şiirler
Boş duvarlarında anonim sözler taşır
Ve hepimizi ayak izimizden tanır
Kafiyenin kokusunu 5
Açlığın kokusunu 1 metre
Öteden alır
Bu şehri ben olan
Biz olan, sen olan
En çok da siz olanlar eskitti
Oysa üç tarafı denizlerle çevrili
“Yurdum” un
5 puanla takdiri kaçıran çocukları
Toplansa bir parti ederdi
Ama şehir eskidi
Eskittik.

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.