köylüler sevişemez

sosyal toplumları daha doğrusu “sosyalleştirilmiş” toplumları yönlendirmenin türlü yolları vardır. hepimiz tam ortasında olduğumuz için bu geminin, söyleyeceklerimi az çok tahmin ediyorsunuz: din, edebiyat, siyaset… insanları ortak bir düşüncede birleştirip hareket ettirecek her şey. şimdi bütün bunların özütüne, kökenine, freudvari (çok afedersiniz) olacak şekilde dalalım. herkesin beyninin ücra taraflarında bir “aşk” algısı vardır. cinsellik meyvesinden

Meursault sendromu ve 21. Yüzyıl

Albert Camus’un yabancı(L’étranger) isimli romanını sanıyorum ki çoğumuz okuduk. Bir klasik olarak benimsedik ve bıraktık, başka kitapları okuduk. Kütüphanemizde bir ‘yabancı’ durdu lakin her daim.  Kitabın kahramanı Meursault’u hatırlıyorsunuz. Yine de biraz hatırlatayım: Kendisi bir Fransız, Cezayir’de yaşıyor. Bir ofiste masasında, Ankara’da memurmuşcasına çalışıyor. Annesinin ölümü ve ardından bir arabı öldürmesini(bknz: Cure-kill the arab) hatırlıyorsunuz zaten.

siz çocuklar

Eminim kendi kafanda sen de delisindir. Her yerde anlam aramak zihinsel bir intihardır. Eminim bir annen, bir baban vardır. Eminim annen her gece babanı vuruyordur pompalı tüfeğiyle. Eminim bir duvar vardır, bir sen vardır bir de aşk; sen hep ötesindesindir.  Emin olmak artık bir varsayımdan ibarettir. çünkü hep seçenekler sunar hayat: yürüyorsundur-yürümüyorsundur, keyiflisindir-*haniyadaöyledeğildirdahaçokşeygibidir*, gecedir bir sabah-ya

Indie-Bindie Rock

Rahmetli babamla müzikten konuşurken Indie akımından bahsetmiştim. Bana şöyle demişti: “Bizim zamanımızda indi-bindi Rock vardı. Otobüsün dikiz aynasına asılan tespih sallanarak eşlik ederdi ona. ayakta kalanlar yerlere otururdu, memlekete giderdik böyle, bol bol dinlerdik yolda.” Eminim aşina olduğunuz bir sözcüktür “Indie”. 1980’lerin ortasında Post-Punk müzikten türedi. Amerika’da buna “College Rock”, İngiltere’de “BritishPop” dendi, R.E.M popülerleşti.