Kadınların genel olarak erkeklerden daha az savaşması gerektiği, kadınlığın çıtkırıldım olmak üzerine yoğunlaştığı yorumlar hepimizin malumu. Geçenlerde biri bana “Sen on altı yaşından beri erkeksin. Çünkü 16 yaşından beri kendi ayakların üzerinde durabilmek için savaşıyorsun. Hayatına hükmediyor ve kendi kararlarını alıp uyguluyorsun” demişti. Bu yorumda toplumsal cinsiyetin ne kadar etkin olduğunu görebiliyoruz. Üstelik yorumu yapan kişi, cinsel kimliğini itinayla saklama gayretine giren çocuk sahibi bir gay’di. Bunu bir eşcinselin söylemiş olması, durumun vahametini gözler önüne sermesi açısından önemli.

Öte yandan, eşcinselliğin bir çeşit hastalık olarak görüldüğünü, bu bireylere acındığını ya da tam tersine heteroseksüel insanların eşcinsellere karşı düşmanca tavır takındığını her yerde gözlemleyebilirsiniz. En eski çağlarda bile doğal karşılanan bu tip ilişkilerin, modern(!) toplumda böylesine dışlanıyor oluşuna anlam vermek zor. İnsanlığın oluşturduğu değerlerin cinsel kimlik söz konusu olduğunda askıya alınıyor oluşu aslında pek de uygar insanlar olmadığımızın kanıtı. Fakat elbette burada cinsler üzerine yüklenen sorumluluklara bakmak gerekiyor.

Toplumsal kabuller, aslında her cins için ciddi sınırlar çizmekte. Bireyler, davranış kalıplarına hapsolmakta (Konformizm burada gündeme geliyor).

Asıl sorun daha en başta duygu ve düşünceleri eril ve dişil olarak tanımlayan sistemde. Kadını da erkeği de özne olmaktan çıkarıp nesneye dönüştürürken hiç hissettirmeden, usul usul kanımıza giriyor ön kabuller. Ağlamak, şikâyet etmek, şefkat göstermek, güçsüzlük vb. durumlar kadına yakıştırılırken; savaşmak, kazanmak, emir vermek, korumak, kollamak, hükmetmek erkeğe yakıştırılıyor. Bu saydıklarımın her birinin her insanda az ya da çok, zamana ve konuma göre değişen duygu ya da düşünce tanımları olduğunun birçok kişi farkında değil.

Gelin, toplumun düşünce katmanlarını biçimlendiren entelektüel duyarlılıktan bahsedelim. Önemli edebiyatçılardan biri “kadınlar şiir yazamaz çünkü cinsiyetçidirler” demiş (Kendisi şiir yazıyor ve erkek). Bir başkası “erkekler, kadınsı duyarlığa ancak çocuk doğurduklarında erişebilirler” demiş. İfadeler tümden problemli… İşte burada, LGBTİ bireylerden öğrenilecek çok önemli şeyler var. Çünkü onlar, daha en başından toplumsal kabullerin ötesinde, kendilerini doğru tanımlama yolunda adım atmış, duygularını ne kendilerinden ne de etraftakilerden gizleyen insanlar.

Değişmek, kendimizi dönüştürmek mi istiyoruz?Küfürlerimiz kadınlar ve eşcinseller üzerinden, fark etmiş miydiniz? Kullandığımız dilden başlayalım (ki NLP bunu ta 1970’lerde kanıtladı). Hadi!..