Menü Kapat

Yazar: capcangil (sayfa 1 / 2)

flavio costantini: the art of anarchy

italyan artist (1926 – 2013) çalışmalarının bizim inceleyeceğimiz bölümünde 1878 – 1926 dönemini ele alan flavio costantini, haymarket olayı gibi anarşist hareketin tarihi açısından önemli olayların yanında; bakunin, makhno, lacombe gibi ikonik şahsiyetleri de ele almıştır. bireysellikten uzak belgesel niteliğinde çalışmaları, fail ve mağdur arasındaki karmaşık ilişkinin doğurduğu tarihsel sonuçları ve bu sonuçlardan kaçınmanın imkansızlığını yansıtır.

flavo costantini: the art of anarchy

Philip K. Dick’in Tefsir’inden Bir Bölüm

bilimkurgu romanlarıyla tanıdığımız philip k. dick’in, 8000 sayfalık felsefi notlarının bir bölümünün 1992 yılında derlenmesiyle oluşturulan tefsir, yazarın eserde ‘2-3-74 (Şubat-Mart-1974)’ olarak adlandırdığı ve okuduğum kadarıyla tamamı deli saçması olan ruhani deneyimlerini içerir.

kadıköy sokaklarından akın akın geçerek yıllık intiharlarını gerçekleştirmeye giden lemur sürüleri görüp, derin bir yalnızlığa gömüldükten sonra anlayacağınız kadarıyla bir 6:45 yayını olan tefsir’in; içeriğinden bağımsız, hakkında size hiçbir fikir vermeyecek olan, en iyi 2 sayfası… (s.59,60)

Neden her şey kıt? Çünkü herkes stokluyor. Neden herkes stokluyor? Çünkü her şey kıt. Hepimiz birbirimizden kuşkuluyuz, her birimiz ne olduğunu kestirmeye, yani kimin yaptığını anlamaya çalışıyoruz. Düşmanımız kim? Neler olduğunu anlayamadığımız gerçeği beyinlerimizi aşırı yüklüyor, zihinlerimizi fazla çalıştırıyor; çabuk eskiyoruz, yoruluyoruz ve aklımız karışıyor. Ve hala düşmanımızı tespit edemiyoruz. Aklımız karışık olduğu için verimsiz hareket etmeye başlıyoruz, bu yüzden davranışlarımız kararsız hale geliyor. Kararsız davranışlarımızı fark edenler neyin peşinde olduğumuzu merak ediyorlar. Aslında bir şey yaptığımız yok, sadece başkalarının neyin peşinde olduğu sorunuyla yanıp kül oluyoruz, çünkü çeşitli davranışları gittikçe daha da şaşırtıcı bir hal alıyor.

Her birimiz diğerlerinin ne yaptığını bildiğini zannediyoruz. Onların hepsi de bizim ne yaptığımızı bildiğimizi sanıyor. Bilmiyoruz. Bize soruyorlar, Ne yapıyorsun? Bilmediğimiz için tutarlı bir açıklama yapamıyoruz, ama tutarlı bir açıklama yapmaktaki başarısızlığımız onları yalan söylediğimize inandırıyor ve yalan söylüyor olmamızın tek sebebi gerçekten yaptığımız şeyin saklanması gerektiği olmalı. Bu, korkularını ve güvensizliklerini güçlendiriyor ve sorgulamayı koyulaştırıyorlar. Yanlış önerme, Sen ne yaptığını biliyor olmalısın ve eğer bana söylemezsen, benim onaylamayacağım, canımı yakmak için bana doğrultulmuş bir şeyi saklamak için yalan söylüyor olmalısın. Her kişi, onların neler olduğunu bildiği yanılgısıyla kendisi kadar aklı karışık diğerlerini sorgulayarak, zamanını boşa harcıyor ve kendini yorarak daha da kafası karışmış olarak buluyor.

Hiçbir şey olduğu yok ve kimse ne olduğunu bilmiyor. Kimse artık hiçbir şey anlamadığı ve eve gitmek istediği gerçeğinden başka bir şey gizlemiyor.

viyana aksiyonistleri

sartre: “bastırılması olanaksız şiddet… kendini yeniden yaratan insandan başka bir şey değildir… yeryüzünün lanetlileri ancak çılgın dehşetle insan haline gelebilir.”

bu da nerden çıktı demeyin! gerçi ben de, ‘arif’in manchester’a attığı golü ararken, songül karlı videosuna kadar gelen adam’ gibi hissetmiyor değilim. birçok durum karşısında genel hissiyatım bu oluyor. yine de böyle ilginç şeyler öğrenmek, paha biçilemez!

uzun lafın kısası, viyana aksiyonistleri’ne de sexy sushi diye bir grup hakkında araştırma yaparken rastladım. ilginç sahne şovları, videoları, solist julia lanoë’nin memeleri derken, bir baktım ki bu değişik hareketlerin asıl kaynağı l’actionnisme viennois orijiniyle 1960’lı yıllarda ortaya çıkan bir performans sanatı hareketiymiş.

başlıca temsilcileri; günter brus, otto muehl, hermann nitsch ve rudolf schwarzkogler olan bu arkadaşlarımızın çoğunlukla çıplak gerçekleştirip malzeme olarak kan ve dışkı kullandıkları performanslar, polislerin müdahaleleri ve hapis cezalarıyla son bulur.

viyana aksiyonistleri dönemlerinde genellikle azılı sapkınlar olarak görülmüşlerdir. yine de onları biraz anlamaya çalışalım:

performanslarında gösterdikleri insan bedenlerine yönelik –çoğunlukla kendi bedenleri-  sadomazoşistik hareketlerin amacı, genel ahlak normlarına tepki olarak, insanları gerçeklerle tiksindirip, toplumsal değerleri yargılatacak, bu şok etkisiyle de yeni bir şeyler inşa etmenin yolunu açacak olmalarıdır.

yukarıdaki tariften başka, hermann nitsch ise sanatçıların ve izleyicilerin bu tür performanslar aracılığıyla, bastırdıkları şiddet ve şehvet duygularından arındıklarını savunmuştur. yine de nitsch’in bu performanslar için seyirci önünde canlı canlı katledip, kanlarını ve iç organlarını kullandığı hayvanlar, işin niteliğini sorgulamamıza sebep oluyor.

marina abramoviç, gösterilerinde acıyı bizzat deneyimlemiş, bedenin ve aklın dayanıklılık sınırlarını zorlamıştır. antidepresan haplar yutarak yaptığı gösterisinde kendinden geçerek ölümün eşiğine gelmiştir. yaptığı performanslar arasında bedenini yaralama, kendini kırbaçlama, donma noktasına gelinceye kadar buz blokları üzerinde kalma, bir paravan içerisinde oksijeni yok eden alevler kullanarak boğulma noktasına kadar gelme gibi ölüme çok yaklaştığı dehşetengiz gösterileri vardır. performanslarının büyük bir kısmı, izleyici müdahalesiyle son bulmuştur.

chris burden ise, kendini çeşitli tehlikelere maruz bırakarak, dünya çapında şöhreti yakaladığı performanslar düzenlemiştir. 1971 yılında gerçekleştirdiği “ateş et” (vur) isimli performansı, o güne kadar olan performanslarının içerisinde en sansasyonel olanıydı. burden, kendini asistanına 22 kalibrelik bir silahla kolundan vurdurmuştur. burden, bu tür performansların zihinsel bir deneyim gibi olduğunu, yani yaşadıklarıyla aklının nasıl baş edeceği merakıyla yaptığını söyler. “örneğin, saat yedi buçukta bir odaya gireceksin ve karşındaki adam seni vuracak: bunu bilmenin insana yaşattığı zihinsel deneyimden söz ediyorum. bu tür performansları kurgulama sürecimde sonradan caymamak için önceden birkaç kişiye söylerdim. kontrollü bir biçimde kendi yazgını oluşturmak gibi bir şeydi bu. işin şiddet boyutu o kadar önemli değildi, sözünü ettiğim o zihinsel süreci başlatan bir şeydi, o kadar…” seahrendt-kittl’e göre ise burden, kendini amerika’nın insan hakları ihlallerine dikkat çekmek için vurdurmuştu.

genel olarak aksiyonistlerimizin halet-i ruhiyesi bize normal olarak gelmese de, yapmak istedikleri gibi, sorgulamamız gereken şey, bireysel olarak verdikleri bu kararlar değil, modern dünyada şahit olduğumuz anomalinin toplumsallığıdır.

yazıyı birkaç örnek işle sonlandırırken, konuya ilgi duyanları da, çoğundan faydalandığım meliha yılmaz’ın, bedenin gösterisinde yanılsamadan gerçek şiddete sanatta kanlı içselleştirmeler, adlı makalesine yönlendirmeyi bir borç bilirim.

kidult

kidult kelimesi, ingilizce kid ve adult kelimelerinin birleşiminden oluşmuş ve yaşı kemale erse de hala çocuk kalan yetişkinler için kullanılıyor. konuyla hiçbir ilgisi yok ama mevzuyu araştırırken öğendiğime göre, evden ayrıldıktan sonra geri dönmek zorunda kalan 22-35 yaş genç irileri de sosyolojik açıdan böyle adlandırılır olmuşlar.

neyse mevzuya dönelim. kidult bir graffiti hareketi. tam olarak emin olmamakla birlikte, new york ve paris şehirleri en aktif oldukları lokasyonlar olarak gözüküyor. Kendi tabirleriyle; “Graffiti sadece sanatsal bir ifade değil, graffiti bir protesto, bir çığlık ve öfke…” Yine de ben en çok, ekşi sözlükte gorso adlı yazarın “…banksy türk gibi birşey ise kidult kürt gibi birşeydir.” tabirini beğendim. 

Chanell, Mc Donalds, Coca Cola gibi küresel firmaların billboardlarına yaptıkları işlerle son dönemde dikkat çeken kidult, bu işleri de şu şekilde açıklıyor; “Onların ününü kullanın. Aynı ortamı kullanarak, bu sistemi ortadan kaldırmak için kendi aracını kullanın.” 

siz de öyle yapın arkadaşlar, lütfen!

kidultone

anarşizmin abc’si

Kitaptan;

“Lidersiz bir hayatı yaşamanın sayısız yolu vardır, peki herkes bunu nasıl kabul edecek?  Bir anarşist olup da tanrının iradesine teslim olabilir miyim? Bir anarşistin sadece kendine özgü bir yolu olabilir mi? Anarşist olup da bir ulus devlete vergi ödeyebilir miyim? Bir anarşist olup medeniyet ve teknolojik gelişmeleri savunabilir miyim? Bir anarşist iyi çocuk yetiştirebilir mi?”

“…ilerleyen sayfalar çeşitli şekillerde anarşiyi hayata uygulama örnekleriyle doludur. Şüphesiz ki her anarşist bu kitabı tasvip etmeyecek hatta hoşlanmayacaktır. Ayrıca herkes anarşiyi tanımlamamı beğenmeyecek. Problem değil. Umarım bu güzel kelime çağrıştırdığı olumsuz anlamlardan kurtulur ve piyasada bunun gibi birçok kitap olur.”

anarşizmin abc’si (Türkçeleştirilmiş, Etilen Çeviri Bürosu)
ABC’s of ANARCHY (Meraklısına, Orijinal Versiyon)

sovyetler uzayda

sovyetler komunizmin sadece dünyamıza değil, diğer gezegenlere de yayılacağını düşünüyordu. 1949 sonrasında sovyet sanatçıların uzay temalı konularla ortaya çıkardığı illüstrasyonlar, sosyete farkıyla sizin.

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.