Menü Kapat

Yazar: bircvean

brandalism: ingiltere’de reklam vandalizmi

Brandalism (marka vandalizmi) sekiz farklı ülkeden yirmi sekiz farklı sanatçının beş günlüğüne bir araya gelerek, İngiltere’deki otuz altı reklam panosunu “önemli bir konuya parmak basmak” amacıyla gasp ettiği bir proje. Manchester, Birmingham, Leeds, Bristol ve Londra’daki panolara, reklam endüstrisinin kirli gerçeklerini ifşa eden ve görsel alanları geri kazanmayı hedefleyen işlerini yapıştırdıkları proje, aynı zamanda İngiltere’de şu ana kadar gerçekleştirilen en geniş kapsamlı subvertising (subvert advertising – reklam yıkma) kampanyası.

Matt Elliott

Tüm varoluşsal çabaları, sıkıntıları, mutlulukları, çatıyı, rüzgarı, yağmuru, tüm iyi ve kötü haberleri dışarıda bırakmamız için geldi Matt Elliott. Çünkü Elliott tüm devinimleri barındıran, tüm dünyayı içinde taşıyan, yoğunlaşmamız gereken adam. Yoğunlaşmak dediysek, gerçekten yoğunlaşmamız gerek…

İşçi Sınıfını Devrimci Özne Yapan Nedir?

Michael A. Lebowitz, Kanada, Vancouver’daki Simon Fraser University’de görev yapmış emekli bir iktisat profesörü ve aynı zamanda Beyond Capital (Palgrave Macmillan) ile Monthly Review Press’ten yayınlanan Build It Now ve The Sociallist Alternative kitaplarının yazarı.

İşçi sınıfını devrimci özne yapan nedir? Hegelci mistisizm, yani, Mutlak Ruh’un evrensel sınıfı veya ucuz bir kopyası değildir. Stratejik anlamda endüstrinin çarklarını durdurmakla görevlendirildiği fiziki konumu da değildir işçi sınıfını devrimci özne yapan.

En görkemlisinden en yavanına, bu açıklamaların çok az kişiyi ikna ediyor olması biraz şaşırtıcı gelebilir. Elbette ki, işçi sınıfının neden devrimci olduğu konusunda daha iyi açıklamalar getirenler de vardır; ancak bunlar bir yandan da bugün artık işçi sınıfının zamanının gelip geçtiğini de söylemektedirler. Sözgelimi, kimileri şöyle bir şey iddia etmektedir; bir zamanlar sermaye işçileri bir noktada toplanmış, onların bir araya gelmelerine, örgütlenmelerine ve mücadele etmelerine izin vermiştir; ne var ki, bugün sermaye işçileri merkezsizleştirmekte, birlikte mücadele etmelerinin önüne geçecek şekilde birbirlerine düşürmektedir. Bir zamanlar işçi sınıfının zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi yoktu; oysa şimdi kapitalizmin içine çekilmişlerdir, tüketiciliğin esiridirler, kendileri birer tüketim maddesidirler ve bunu tüketmektedirler.

Kapitalizmin işçi sınıfını dönüştürmüş olmasından işçi sınıfının bir devrimci özne olmadığı sonucunu çıkaranlar, esasen sadece Marksizmin ABC’sini hiç anlamamış olduklarını ele vermektedirler. İşçi sınıfı, kendisini mücadelesi ike devrimci özne kılar; kendisini dönüştürür. Marx hep bu noktada durmuştur; eşzamanlı olarak değişen koşullar ve kendi değiştirme anlamında “devrimci pratik” kavramı hep bu olmuştur. İşçi sınıfı kendisini mücadelesi ile değiştirir. Kendisini yeni dünyayı yaratmaya uygun kılar.

Peki, işçiler neden mücadele eder? İşçilerin bütün mücadelelerinin altında, Marx’ın “işçilerin kendilerini geliştirme ihtiyaçları” olarak andığı şey yatar. Marx’ın mücadele etmenin tek başına yeterli olmayacağını kavradığını biliyoruz. Ancak Marx aynı zamanda farkındadır ki, bununla uğraşmamaları işçileri “kayıtsız, düşüncesiz, ama az ama çok üretimin iyi beslenen araçları” yapacaktır. Mücadele olmadığında, işçilerin “kalbi kırık, aklı kıt, bitkin ve direnç göstermeyen bir kitle” halini alacağını öne sürer Marx. Mücadeleler birer üretim süreçleridir: Farklı türde işçi; kendisini kapasitesi gelişmiş, güveni gelişmiş, örgütlenme ve birlik olma kabiliyeti artmış biri olarak üreten bir işçi üretir mücadeleler. Peki, bunun mücadele etmek ile sınırlı olduğunu düşünmemizi sağlayan nedir? İnsanların kendilerini savundukları her mücadele, sosyal adalet talep ettikleri, potansiyellerin ve kendilerini geliştirme ihtiyaçlarının farkına vardıkları her mücadele eyleyen öznelerin kabiliyetlerini inşa eder.

Ve kuşkusuz, bu mücadeleler sermaye karşısında bizi biraraya getirirler. Peki, neden? Çünkü sermaye bizimle gelişimimiz arasında duran engeldir. Böyledir çünkü, sermaye bütün medeniyetin meyvelerini gasp etmiştir, sosyal beyin ve sosyal el emeğinin bütün hasadının sahibidir, ürünlerimizi, işçilerin ürünlerini bizim önümüze bizim karşımıza koymakta ve bunu tek bir amaçla, kendi çıkarı, kendi kârı için yapmaktadır. İhtiyaçlarımızı karşılayabilmek, kendi potansiyelimizi geliştirmek istiyorsak, sermayeyle mücadele etmeye mecburuz ve bunu yapmamız, biz işçilerin kendimizi devrimci özneler olarak yaratmamız demektir.

Peki, biz kimiz? Bu devrimci özne olan işçi sınıfını esasen nedir? Cevabı Kapital’de bulamazsınız. Marx’ın Kapital’i işçi sınıfı hakkında değildir; işçi sınıfının bir hedef olması dışında elbet. Kapital bize sermayenin doğasını, amaç ve dinamiklerini açıklar. Ancak bize işçi sınıfı hakkında söylediği tek şey, sermayenin işçi sınıfına karşı hareket ettiğidir. Ve işçi sınıfını bir özne olarak sunmadığından, sermayenin bu özneye karşı mücadele etme biçimlerine de odaklanmaz. Dolayısıyla, Marx’ın kapitalist sınıfın işçileri (özellikle de İrlandalı işçilerle İngiliz işçiler) bölerek ve ayırarak iktidarını sürdürüyor olmasına ilişkin yorumları için başka bir yere bakmalıyız. Dahası, Marx “sermayenin modern iktidarının” yeni işçi ihtiyaçlarının oluşmasına dayandığı açıkça ifade etse de, bu sorunu açıkladığı bir yer yoktur.

Şu halde, modern işçi sınıfının doğasına ilişkin bu kritik soru, yanıtı kitaplarda bulunacak türde bir soru değildir. Yanıtları kendimiz üretmek zorundayız. Bugün sermaye olmayan kim? Üretim araçlarından koparılan ve hayatta kalmak için sermayeye ricacı bırakılan kim? Elbette ki, sadece iş gücünü sermayeye satanlar değil, aynı zamanda iş gücünü sermayeye satamayanlar da; sadece sömürülenler değil, dışlananlar da. Ve elbette ki, muazzam yedek işsizler ordusu bağlamında, sermayenin dolaşım küresi dâhilinde çalışan, ancak kendilerini riske atmaya mecbur bırakılanlar, yani, kayıt dışı sektörde hayatta kalma mücadelesi verenler de hariç değildir. Bunlar işçi sınıfı sterotipi erkek fabrika işçileri olmayabilirler; ancak bu sterotip aslında başından beri yanlıştı.

Şüphesiz ki, işe işçi sınıfının heterojen doğasını kavrayarak başlamalıyız. Marx’ın da farkında olduğu üzere, işçi sınıfı içindeki farklılıklar sermayenin iktidarını sürdürmesini mümkün kılmaktadır. Ne var ki Marx yine farkındadır ki, mücadele sürecinde bizler birlik inşa ederiz. Ve bu birliği ortak amacımızın kendimizi geliştirme ihtiyacımız olduğunu farkederek, “her birimizin özgür gelişiminin hepimizin özgür gelişiminin koşulu olduğunun” ayırdına vararak inşa edebiliriz bu birliği. Sermaye, fikirler savaşını bizleri başka bir alternatifin olmadığına inandırarak kazanır ve işçi sınıfının devrimci öznelikten çıkaranlar da bu mesajı pekiştirirler. Ne var ki bizler fikirler savaşında kendimizi geliştirme hakkımızı vurgulayarak çarpışabiliriz. Marx ve Engels’in pek âlâ bildiği üzere, işçiler için “bu hak talebi, kendilerini devrimci, birleşmiş bir kitle olarak “kendileri” yapmanın bir aracıdır sadece.” Kazanacağımız bir dünya var; her gün ellerimizle yarattığımız bir dünya.

Joel Peter Witkin, bir fotoğraf sanatçısı

Joel Peter Witkin. 1939 yılında doğmuş, 80’li yıllara doğru tanınmış olan Amerikalı fotoğrafçı. Modelleri, morgları dolaşarak ve gazeteye ilan vererek bulduğu ölüler, insan vücutlarının bir bölümü veya fiziksel deformasyona sahip insanlar. Çalışmalarını 1961 – 64 yılları arasında Vietnam savaşı sürerken devam ettirmiş. Eserlerinde kullandığı bu ölü portreler o’nun yirminci yüzyılda bir satanist olarak tanınmasına neden olmuş ve Londra’da açmak istediği bir sergi halk tarafından engellenmeye çalışılmış.

Bu adamın sanat anlayışı; anlayışın ötesi, takıntı eşiği, ölüm, sakatlık ve tabu olarak görülen tüm konuları işleyişi. Bu kıvama gelmesinin asıl nedeni, cinselliği hermafrodit birisiyle keşfetmesi ve trafik kazası sonucu bir kızın kopan başının ayaklarının önüne düşmesi. İlgi çekici!

Devamına zaten nasıl ulaşacağınızı bilirsiniz. Sevgiler.

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.