Renksiz olmak…Bunun üstüne düşünmek bir gün boyunca. Neden yaptığını anlamadığın bir işin başında saatlerce oturarak niteliksizliğinin nereden geldiğini anlamaya çalışmak. Genetik mi acaba? Babam da böyleydi zaten… renksiz. Ya annem? O biraz renkli miydi acaba?

Saçlarım neden kıvırcık diye sordum on sekiz yıl boyunca. Sonra bir gün sadece beni sadece saçlarım yüzünden seven biri oldu… saçlarıma aşık oldu renkli hissetmeye başladım birden… hem de onca yıl sen küçük kıvırcıklardan nefret etmişken. Sonra bir gün tekrar renksiz oldum… Korkularla yaşayamadım, korktuğum anda kaçtım hayatımdaki her kuytu köşeden. Köşeleri doldurmaktan korktum yıllarca… Yazmaktan kaçtım senelerce, sonra birden bunun beni ne kadar körelttiğini, insanlardan soğuttuğunu fark ettim. Kuyudan çıktım bir gün, çok uzun tırmandım, yardım eden olur dedim; o da olamadı. Uyuduğum yerleri hatırladım, renkli olduğumu sandığım zamanları anıp küstüm iki gün sonra. Bir anda tüm arkadaşlarımı kaybettim, sadece iki kelimeyle didik didik edilmiş kalbimle yapayalnız kaldım. Sonra başka arkadaşlarım oldu, ama bir kere yalnız kaldın mı hep yalnızsındır bence. Belki de kaderimde yalnız olmak değil, kırık bir kalp vardır benim de.

Bugün uyandığımda aklımdaki onlarca düşünceden sıyrılmayı başarıp bir tek sen kaldın bana Tsukuru. Bir dönem sırf beni bunalıma sürüklediğine inandığımdan kitap okumayı da yazı yazmayı da bıraktığım olmuştu. Bunu takip eden yıllar boyunca bir kere bile sorgulamadım kendimi. Ardından bir günde geldi tekrar aklıma, yıllar sonra sadece bir günde geldi. Kendimi bu dünyadaki akışa teslim etmişim meğersem, aklıma gelen her şeyi denemişim boşluğunu kapatmak için. Bileklerim zincirli hissediyorum toprağa, güneşi beynimde hissediyorum. Her gün bir tek yakıyor beni umursamadan, biliyor çünkü ben ait değilim bu dünyaya ve anlıyor ki ben bırakıp gideceğim onu çok geç olmadan.

Acıtmışım canımı senin gibi, yerine bir şeyler koymaya çalışmışım renksiz çocuk. Bu roman senin için ve kendini renksiz sanan her çocuk için.

Murakami Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları’nda hayatta kaybettiklerimizi bize eşsiz bir “yabancılaşma” deneyimi sunarak hatırlatıyor. Tsukuru Tazaki’nin gençlik yılları önümüze yoğun bir duygu yüklemesiyle sunulurken, yetişkinlik dönemi ise sunulmaktan öte yüzümüze fırlatılıyor. Tsukuru’nun duygu geçişlerinde ise istikrarlı bir tavır yoğun olarak göze çarpıyor. Tsukuru gençliğinde onu ölümü tatmışcasına yoran terk edilme duygusunu yaşamak adına hayatına girecekleri seçiyor sanki. Karakter olarak terk edilmenin ona verdiği acıyla yetişen ve yalnızlığın kaderi olduğuna inanan Tsukuru, farkında olmadan bunu içselleştiriyor.

Tsukuru, Albert Camus’den “Yabancı”’yı lise yıllarında okumuş olsa gerek. Modern zamanın suskunluğunu içindeki çığlıklara aldırmadan sürüdürebilen bir karakter Tsukuru ve bu huyunu besbelli Mersault’dan almış. Varoluşçuluk izleri taşıyan bu romanı ve Tsukuru’yu Sartre’ın bakış açısı üzerinden yorumlamak çok doğru bir yaklaşım olacaktır. Özellikle Sartre’tan “Varoluşçuluk ve Hümanizm“’i okuduğumda altını çizdiğimi bir cümle vardı ve başka sözcüklerle de olsa bir gün karşıma çıkacağını biliyordum: “Tüm var oluşun başlangıcı insandır, insan kendi ile yüzleştiğinde, dünyadaki varlık hissi insanın içini kaplar ve daha sonra birey bu algının içerisinde kendini tanımlar.” İşte Sartre’ın bahsettiği bu yüzleşme hissi Tsukuru arkadaşları üniversitenin ikinci sınıfında arkadaşları tarafından terk edildiği anda uğruyor ve o andan itibaren de bu yeni hisle kendini tanımlaya başlıyor. Bu olağanüstü an aslında onun için farkındalık adına en büyük şansı sunuyor. Bu ona altın tepside sunulmuş bir makas haline dönüşüyor ve o da makası alıp kurdeleyi kesiyor. Artık karşısında Tokyo’nun derinliğinde kaybolma şansı oluyor. Yeni bir gökyüzü, anlamsız arkadaşlıklar, istediği zaman kaybolabileceği yollar. Özgürce takılıp düşebiliyordur kimsenin onu tutmasını beklemeden. Tüm bunlara rağmen Tsukuru’da eksik olan şey vardır: O bir şeyleri kaybetmişken bunlara sahip olduğunun asla farkına varmayacaktır.

8eab4daa7c953cfa3a01af6a1079f3d1

Murakami okumayı deneyin… O sizi kısa sürede avucuna alacak ve işin en güzel yanı siz de kaçmak istemeyeceksiniz.

Bikislet