Menü Kapat

Yazar: geronimo

yer altındaki çatı

Sen ne kadar çok istersen o kadar gerçekleşmez. Öte yandan, şayet bir önemi yoksa gerçekleşir. Uğraşmazsan, çabalamazsan bir bakmışsın olmuş bile.

bazen eyleme geçirmek adına bazı zamanlarda ise sadece büyülü derinliğine kapılarak düşünürmüş intiharı. çevresinde çırpınan herkes gibi. hep en iyi saatlerinde istermiş onu hayata geçirmeyi çünkü en büyük iki yüzlülükmüş karanlıktayken boğulmak. tabi sonrasını da düşünürmüş engel olamadığı rasyonel kişiliğinden mütevellit. bunları yaparken bi film bulmuş öylesine. izlemiş de filmi öylesine. filmde yıldızları göremeyen insanlar varmış. bir daha hiç gülemeyecek olan insanlar. hissettiklerini anlayamamış. tanı koymak istemiş, bir isim vermek istemiş de sadece; bunu yapamadığından mıdır ne daha derine geçmiş hissettikleri. neden sonra filmde iki insan birbirine gülümsemiş, o da onlara…

edgar keret hikayesine goran dukic yorumu – üstüne bir de gogol bordello ve tom waits güzelliklerini eklenmesi. biraz olsun gülümsemek için izleyiniz.

wristcutters: a love story – 2006 . imdb

Zaman Çanı

Kırmızı aktı, öyle çok aktı ki bir etkisi kalmadı artık yoğunluğa. Sarıyı bilirsin zaten üşengecin tekidir. Tuvale dönmüş ellerimi yıkadım usulca. Saat yönünün tersinde dağıldı evren. Arzulayan bakışlarımı fark ettin sonunda. Bana biraz mavi verdin, ama mavin zamanın mavisiydi; solduğundan gün. Öyle düşman öyle cüretkâr. Sonunda her şey soğruldu ve kimse bir daha eski rengine dönemedi.

1901-1904 yılları arasındaki boyamalarıma verilen isimdir Blue Period. 1900’ün Ekiminde Carlos Casagemas ile birlikte kararımızı vermiş ve Paris’e taşınmıştık. Carlos’la Barselona’da sanatçıların, entelektüellerin buluşma yeri Els Quatre Cafe’de tanışmıştık. O kafedeki sohbetlerimizin koyuluğu mu içimizi seyrelmeye, çözülmeye neden oldu bilmem. Ama yolundan ayrılmasam da klasisizmden, onun dogmasından sıkılmaya başlamıştım yaşıtlarım gibi.
İlk Paris denememiz yoksulluk ve sıkıntı içinde geçmişti. Yoksunluk, çalışmalarıma yansıyor,resimlerim gitgide melankolikleşiyor, melankolikleştikçe ilgi azalıyordu günden güne resimlerime. Daha da kötüleşmesinden korktuğumdan belki, kim bilir, İspanya’ya dönmeye karar verdim sonunda. Casagemas kaldı. Dönerken biraz olsun iyileşmesini ummuştum ruhumun sanırım. Ama Paris’e gitmiştim ve sanki sonsuza dek değişmişti her şey, geri dönsem de. Birkaç ay sonra durumum daha da kötüleşirken tuvallerime sadece mavi ve onun mutsuz tonlarını sürmeye başlamıştım.
Mavi kimilerine göre melankoli idi. Kilise ilahi bir anlam yüklüyor, kiliseden uzakta oturanlarsa doğaüstü hatta erotik buluyordu maviyi. Benim içinse acının ve sefaletin tek rengiydi o dönemde. Yıl 1901’di, tuvallerimde mavi kadınlar vardı, Casagemas Paris’te kalmıştı, ruhumu yanıma aldım sanmıştım.
İnsanlar vardı o vakitler; açlıktan ölecek halde resim yapmaya, resmin kendisinden fazlaca itibar eden.
Yorgun ve yordamsız kaldığım yıllardı, Casagemas’ı geride bırakırken gittiğimi sanıp kaldığım yıllardı. Casagemas, Şubat 1901’de L’Hippodrome Café’de, Paris’te, reddedilen aşkını, kıydığı canıyla ebedileştirmek isterken ben Barselona’daydım. O hayatına son verirken ben tüketmeye devam ediyordum hayatımdan kalanları. O vakit anlamamıştım; ölüm haberi gelmişti, mavi boyamaya başlamıştım oysa.
Blue Period bitmişti, öncesinde yarıda bıraktıklarım yerinde değildi, kalmamıştı izleri bile. Sonra… Sonra klasisizm dönemi ebediyen kapandı, soyut dönemim başladı. Paris’e gitmiştim ve sonsuza dek değişmişti her şey… 
Picasso

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.