Menü Kapat

Yazar: arany

Minyatür İnsanlar

Biri üstüne şapka takmış. ismi belli değil; sadece minyatür insan. Kısacık bacakları aynı babası. Yüzü yün atkının ardına kısılı kalmış. Beraber çıkmaz sokağa kadar yürümüşler. Arkada iki kadın pazar poşetlerini zar zor taşıyor. Köşede birkaç adam sigara içip etrafa bakınıyor. Akıllarında korkunç bir neşe var. Kaynağını kendileri bile bilmiyor. Hepsi de kalın giyinmiş. Hava epey soğuk; tepede uçan tek bir kuş bile yok. Minyatür insan kollarını iki yana açmış yönsüz koşuyor. Neredeyse düşecekken toparlıyor kendini. Babası gururlu. Büyük adam olacak diyor kendine. Öğretmen olacak ve diğer minyatürlerin beynine girecek. Ezberletecek inandığını. Babama güvenin diyecek; çünkü o her şeyin en iyisini bilir. Yönetmen olacak ilerde. Kameralarını güneye çevirecek ve refah içinde yaşayan insanların varoluş sancısını çekecek. (Baba burada varoluş sancısını kelime içinde ilk defa kullandığı için ayrıca gurur duyuyor.) Bakan olacak benim oğlum. Diğerlerinin iyiliği için uğraşacak. Halkı minyatür yapma sanatına teşvik edecek. Sayı verecek belki ama o çok önemli değil.

Minyatür insan uzakta uzun saçlı, yanakları kış güneşi altında kıpkırmızı parlayan başka bir minyatür görüyor. şapkası yok. Üzerinde pastel renkli, bizim minyatürün kubbesiz mabedin içindeki vitrinlerde gördüğü montlardan var. Zengin minyatürler pek üşümez. Onun yerine üşüyecek hizmetçileri vardır. Uzun ışıltılı saçları soğukta salınır bu yüzden. Bizim şapkalı minyatür buna pek anlam veremez. Minik parmaklarıyla şapkayı kavrar ve çamurlu suyun yanına atar. Soğukta üşümenin ne demek olduğunu anlamak ister. Hemen sonra yün atkıdan, boynuna dolanan esaret yılanından kurtulur. Gururlu baba bu davranışa sinirlenir elbet. Bu minyatür insan bir babanın gururunu asla bölemez ve baba kocaman elleriyle minyatür insanın yanağına tokat atar. Hışımla şapkayı alır yerden. Öyle bir takar ki kafaya şapkayı minyatür insan; çıkarmayı denemez bile. Aynı şekilde yün atkı minyatürün ağzını, içeriden bir şeyler kaçmasın diye sıkıca kapatır. Yanağını tutar minyatür ama acıdan değil. Üşümeyen zengin minyatür insanla ilk defa eşitlenmiştir çünkü. İkisinin de yanakları kıpkırmızıdır artık. Acıyı hissetmez.

Yarın iki minyatür insan parkta beraber kaydıraktan kaymayı düşler. Ellerindeki şekerleri paylaşmayı, düştüklerinde birbirlerine el uzatmayı düşler. Bizim minyatür kendi şapkasını bile ona verebilir. Üşümeyen minyatür onun için üşümeyi bile düşünebilir. Babaları onları izlemezken; gururlu hayallerine dalmışken. Minyatür insan babaların aksine uzağı pek düşlemez.

Ev Karadır

kapılar açılmadı, bu dünyaya izinsiz girdik. belki bazılarımız düştü yara aldı. bazılarımız suya düştü, boğuldu. bazılarımız yuvarlandı ama ayağa kalkmasını bildi. kalktı ve erdemle doldu. bu film erdemlinin yaralılara uzattığı iyileştirici eli anlatmıyor. aksine erdemin nasıl soyutlandığını ve soyutlanışın yüzlere nasıl yansıdığını anlatıyor.

aynalar asla güzeli yansıtmadı. aynalara kızmayalım, biz tüm kötülüğü, tüm çirkinliği aynanın arkasına atarız. aynaların olmadığı dünyada kime çamur atacaktık? bu film aynanın ardındakileri merak eden insanların neden aynanın arkasına itelenenlere göz atması gerektiğini anlatıyor.

Kim bu cehennemdeki, sana şükreden yüce tanrım? Cehennemdeki kim?

-Furuğ Ferruhzad

son olarak, arkada bir şiir var. uzun bir şiir. şükretmeyi öğreten bir şiir mi? belki modern bir destan? hayatın tüm gizini saklıyor olabilir mi? şiirin yaptığı şey sizi kendi içinizde seyahate çıkarmak. kendi içinize hiç baktınız mı? içeride ne var, kendinize baktığınızda ne görüyorsunuz? yamuk yumuk şekiller varsa korkmayın. filmi izledikten sonra güzelliğin şekilde olmadığını anlayacaksınız.

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.