Menü Kapat

Yazar: aaa

birds on the wire

24171751_640_620x349

Brezilyalı Jarbas Agnelli gazetede kuşların elektrik telinde dizilmiş bir fotoğrafını görüyor ve bu kuşların bir nota defterindeki notalar gibi dizildiğini düşünüyor. Agnelli şöyle demiş, “Gazetedeki fotoğrafı kestim ve bir şarkı yapmaya karar verdim. Kuşlar tam olarak nerede durduysa oraya notaları yerleştirdim. Evrendeki en orijinal fikir olmadığını ben de biliyordum fakat sadece bu işin sonunda kuşların nasıl bir melodi oluşturacağını çok merak ettim. Bu melodi benim icadım değil. Kuşların fikriydi.”  Pek tabii etilen farkı ile sizlere sunmak istedik. Esen kalın.

Kullandığı enstrümanlar, ksilofon, fagot, obua ve klarnet.

marinaleda – başka bir dünya mümkün

 

Dünyanın biricik komünist köyü. Euro krizi nedeniyle işsizliğin ve yoksulluğun en çok etkilendiği Avrupa ülkelerinden biri olan İspanya’da, bir köy bunlardan etkilenmeden yaşamını sürdürmeye devam ediyor. Her şeyin taban demokrasisi ve komün ilkeleriyle idare edildiği köy “yeni bir ütopya”ya yolculuğun adresi gibi.

Akdeniz kıyısındaki Endülüs Bölgesi’nin Sevilla kendine bağlı Marinaleda köyündeki komünün kurulması 1980’e kadar uzanıyor. Franco faşizmin yıkılmasından sonra yapılan ilk serbest seçimleri köyde kolektif işçiler birliği- Endülüs sol cephesi (CUT-BAI) kazanıyor. Madrid’de yaşayan bir aristokrata ait topraklarda gündelikçi olarak çalışan Marinaleda’lı köylüler, “Tarlaralarda kim çalışıyorsa, tarlalar onundur.” diyerek, kamulaştırılması için eylem yapmaya başlamışlar. Başlarında ise öğretmenlikten gelen ve halen köyün belediye başkanı olan Juan Manuel Sanchéz Gordillo vardır. 1250 hektarlık tarlaların kamulaştırılmasını talep eden köylülerin açlık grevleri, gösteriler, yürüyüşler, polis saldırıları, tutuklamalar vs. şeklindeki mücadelesi yıllarca sürmüş, ama onlar hiç yılmamışlar. Çünkü, gündelikçi olarak çalışmak onlar için kölelikten başka bir şey değildir. Aldıkları ücretler geçimlerini sağlamaya yetmediği gibi, yaşanılmaz halde olan barakalarda kalmak zorundaydılar. Kararlı mücadelenin sonucunda Endülüs Bölge hükümeti 1991 yılında toprakları aristokrattan alarak kamulaştırır ve Marinaleda köylülerinin kurduğu kooperatife devreder. O günden bugüne köyde her şey bu kooperatif üzerinden yürütülüyor. Bugün 2 bin 600 nüfuslu Marinaleda’daki evlerin duvarlarında çok sayıda slogan yer alıyor. En çok da “ütopyaya yolculuk” yazılmış. Bir duvarda ise “sermayeye karşı sosyal savaş” yer alıyor. Belediyenin ambleminde ise “barışa giden bir ütopya” yazıyor. Sanchéz Gordillo, 21 Nisan 2012’de Junge Welt gazetesinde yer alan bir yazıda politik çizgisini “liberal komünist” diye tanımlıyor ve şöyle devam ediyor: “Bügün geçmişten daha fazla ütopik görüşlere sahibim. Çünkü biz burada halk için mümkün olan her şeyi başardık”. Zira daha önce kayısı, fasulye, biber, zeytin gibi pek çok sebzenin yetiştirildiği tarlalarda elde ettikleri zenginliklere el konulduğu için açlık ve yoksulluk içinde yaşamlarını sürdürmek zorunda kalıyorlardı.

Marinaleda’da toplantılar için kullanılan binaya “halkın evi” adı verilmiş ve girişinde “başka bir dünya mümkün” yazıyor. Emekliler, kadınlar boş zamanlarını bu binada yapılan kültürel ve sosyal etkinliklerde geçiriyorlar. Özel mülkiyetin olmadığı, tarlaların kamu malı olduğu Marinaleda’da bütün kararlar halkın katıldığı toplantılarda alınıyor. Yani yüzde yüz taban demokrasisi işliyor. Ne kadar vergi verileceğine, elde edilen fazla gelirin nasıl harcanacağına da bu toplantılarda karar veriliyor. Köydeki tarlalarda çalışan herkese günde 6 saat çalışma karşılığında 47 Euro ödeniyor. Elde edilen gelirlerin fazlasıyla köye spor tesisleri, büyük bir park ve çok sayıda bakımlı yeşil alan yapılmış. Belediye başkanı Sanchéz Gordillo, “Burada yaşayan insanların fazla paraya ihtiyacı yok” diyor. Bir çok yerde konut kredileri ve yüksek kiralar söz konusu iken Marinaleda’da konut sorunu da çoktan çözülmüş. 70 yıllığına kiralanan evler için aylık 15 euro kira ödüyorlar. Komşu köylerde ise kiralar ortalama 500 Euro. Evin yapımı için gerekli malzemeler ve araç gereçler İşçilik Köy Kooperatifinin kasasından karşılanıyor. Bir tek ev sahibinin inşatta çalışma şartı var. Köydeki 350 ev bu şekilde yapılmış. 90 metrekarelik iki katlı evlerin 100 metrekare bahçesi bir de araba garajı var. Benzer bir durum kreş için de geçerli. İsteyen aile ayda 12 Euro karşılığında çocuğunu kreşe gönderebiliyor. Bölgenin başkenti Sevilla’da kreş parası 200 euro. İlk okul, orta okul ve lisede ise öğrenciler yemeklerini ücretsiz olarak köyün gıdalarını veren kantinde yiyorlar. Ocak 2012’de bölge hükümetinin okul kantinlerini özel bir firmaya vermesi üzerine Marinaledalılar eğitim bakanlığını işgal etmiş ve kantinin işletmesinin özelleştirilmesine karşı çıkmışlar. Sonunda bölge hükümeti geri adım atmak zorunda kalmış. Sanchéz Gordillo  aynı zamanda 2008 yılında Birleşik sol (IU) listesinden Endülüs Bölge Parlamentosu’na seçilmiş ve milletvekilliği aylığını kooperatifin kasasına aktarıyor. Sosyal Demokratlar ile Muhafazakar Halk Partisinin temsil edildiği Böle Parlamentosunda Marinaleda’nın tek oyu altın değerinde. Zira, Gordillo her iki partiyle de ortaklık yapmaya karşı. Gece gündüz yollarda olan Gordillo’nun makam arabası yok. Arabası da yok. Bir yere gidiyorken köylülerden kendisini tren istasyonuna bırakmasını rica ediyor. Marinaleda Meclisi’nin 11 üyesi var. 9’u Belediye Başkanın kurduğu UI’den, ikisi de Sosyal Demokrat Partiden. Meclise seçilenlere maaş verilmiyor. Hepsi de tarlalarda çalışıyor, meclis üyeliğini fahri olarak sürdürüyorlar. Üyeler genellikle 25-35 yaşları arasında. Sosyal Demokrat Partisi üyesi Muhalifler de Sanchéz Gordillo’nun inançlarına göre yaşayan bir devrimci olduğunu kabul ediyorlar. Ancak koltuğuna yapışıp kaldığı, AB’den alması gereken sübvansiyonları almadığı, işsizlik konusunda doğru söylemediği şeklinde eleştirilerde bulunuyorlar. Köyde muhafazakar ve sağcı partilere oy çıkmıyor. Sanchéz Gordillo henüz 25 yaşındayken belediye başkanlığına seçilmiş. Zengin ve geniş arazilerin bulunduğu Endülüs’te, Marinaleda’nın elde ettiği ekonomik ve sosyal başarı doğal olarak bölgede tarlalarda gündelikçi olarak çalışan diğer köyleri de hareketlendirmiş. 4 Mart 2012’de Cordoba beldesinde benzer bir hareket ortaya çıkmış, ancak 26 Nisan’da polis şiddet kullanarak bu hareketi dağıtmış. Endülüs’te toprakların yüzde ellisi bölgede yaşayanların sadece yüzde ikisine ait. Bu nedenle toprak reformu bölge için büyük bir önem taşıyor. Marinaleda: Krizin ortasında büyük bir mucize. Belediye başkanı izlenen politikalarla krizin üstesinden gelmenin mümkün olmadığını söylüyor ve devam ediyor: ” Kapitalizm koşullarında krizden çıkış mümkün değildir. Bütün reformist çözümler iflas etti. Piyasanın her şeyi düzenleyeceği mitosu da sosyal demokrasi gibi her şeyi mahvediyor.” Marinaleda, hem İspanya içinde hem de dışında sosyal hareketler ve muhalif güçlerle ilişkilerini geliştiriyor. Son yıllarda köyde üretilen zeytin ve diğer gıda maddelerinin Venezüella’ya ihraç edilmesi için girişimler başlatılmış. Kapitalizmin egemen olduğu bir ülkede bu yapılanlar az değil. Halkın katılımıyla alınan kararlar yine halk tarafından uygulanıyor.

işçi hareketlerinin futbolun tarihsel gelişim sürecine etkisi

Günümüzde bir oyun ve bedensel aktivite dışında futbol, sosyal dokuya ilişkin bir anlamlandırma ve gösterge aracı olarak birçok araştırmaya konu olmuştur. Bu çalışmada, modern futbolun erken dönem tarihsel süreci, işçi sınıfı kültürünün gelişimi paralelinde, literatür tarama yapılarak farklı bir boyutu ile ele alınmıştır. Çalışmanın amacı, modern futbolun ortaya çıkışı ve gelişiminde önemli bir unsur olan işçi sınıfı ve futbol ilişkisini incelemek, toplumsal yapıya ve üretim biçimine bağlı olarak gelişen sporun, işçi sınıfı arasında popüler olan futbol branşı ile özdeşleşmesinin boyutlarını ortaya koymak ve ilgili literatüre kaynak sağlamaktır. Sonuç olarak; futbolun tarihsel durumunun ve gelişiminin tamamıyla anlaşılmasının ancak geçmişin işçi sınıfı ve gündelik hayat kültürüyle bağlantısının araştırılmasıyla mümkün olduğu, dünya genelinde modern futbolun ortaya çıkışında, kurumsallaşmasında ve yayılmasında, Sanayi Devrimi ile gelişen işçi hareketlerinin rolünün oldukça fazla olduğu, futbolun sınıfsal mücadelede etkin bir araç olarak kullanıldığı söylenebilir. Sosyoloji alanında yapılan araştırmalar, sosyal yaşamın oluşumu ve devamlılığında, spor ve politikanın çeşitli şekillerde bağlantılar oluşturduğunu ortaya koymuştur. Toplumsal yapıya ve üretim biçimine bağlı olarak gelişen spor, kapitalistleşme süreciyle birlikte gelişmeye ve değişmeye başlamıştır. Sanayi Devrimi ile hızlanan sanayileşme ve kentleşme olgusu, işçi sınıfının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Kapitalist sınıf, işçi sınıfının sportif etkinliklerini kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye çalışmıştır. Bu süreçte, modern manada futbolun da doğuşu ve gelişiminde Sanayi Devrimi ile beraber gelen şehirleşmenin etkisi büyüktür. Dünyadaki siyasal/ekonomik sistemlere göre şekillenen spor, tarihsel gelişim süreci içerisinde iktidarlar tarafından halkı kontrol etmek üzere kullanılmıştır. Örneğin “İmparatorluk” döneminde her ulusun işçi sınıfından insanlar Roma’ya akın ediyordu. Bu sınıfın doğuracağı tehlikelerin bilincinde olan imparatorlar bunları etkisiz hale getirmek ve şehirde tutmak için ekmek dağıtarak karınlarını doyuruyor, spor oyunları düzenleyerek eğlence gereksinimlerini gideriyordu. Baskı altında ezilen kitlelere imparatorluğun verdiği ekmek ve eğlence lütfu ile, sosyal ve politik hoşnutsuzluğu en güzel şekilde savuşturuyordu. 1800’lü yılların sonlarına doğru spor, işçi sınıfı arasında yaygınlık kazandı. İş günlerinin ve iş saatlerinin azalması bunda başlıca rolü oynadı. Sosyal düzelmeler, işçi sınıfına anlamlı bir şekilde geçirebileceği bir boş gün sunmuştu. İşte bu aşamada soylular, kriket ve tenis oynamayı sürdürürlerken proleterya futbolu geliştirmeye başladı. Bu yönden bakıldığında futbol, soyluların uzantısı olan kolej amatörlüğüne karşı demokratik bir devrimdir. Özellikle İngiltere?de futbolun gelişiminin ve tarihsel durumunun tamamıyla anlaşılması, ancak geçmişteki işçi sınıfı ve onun gündelik hayat kültürüyle bağlantısının araştırılmasıyla mümkün olacaktır. İngiltere’de 1750’lerde başlayan Sanayi Devrimi ile futbol, köylü gençlerin geniş alanlarda oynadığı kuralsız bir oyun olmaktan çıkmıştır. Dokuma atölyelerinde işçi olarak çalışmaya başlayan köylü çocukları, kentlerin dar sokaklarında boy göstermeye başladılar. 1880’lere gelindiğinde, İngiltere’de futbolun orta sınıftan ziyade işçi sınıfının en önemli eğlencesi olduğu görülmektedir. Futbolun İngiltere?de yayılması iç jeopolitik bağlamda demiryolları/demiryollarında çalışan işçiler sayesinde olmuştur. 1920’li yılların sonundan başlayarak siyasi coğrafya demiryolu ağıyla örülmüştür. “Bir istasyon bir futbol sahası”, kural budur. İngiltere’de bazı futbol kulüpleri iş kollarına göre taraftar bulmaktadır, bu takımlar; Liverpool ve Southampton (Woolston Tersanesi-Liman), Sheffield (Bıçak Üreticileri), West Ham United (Thames Demir İşletmeleri), Nottingham Forrest, Derby Country ve Blackpool (Kömür), Manchester United (Dokuma) ve Arsenal’dir. (Woolwich’deki Royal Arsenal-Kraliyet Silah ve Cephane Fabrikası). Sanayi Devrimi ile birlikte başlayan toplumsal değişme ve gelişmeler, bir yandan işçi örgütlenmeleri yoluyla sporun örgütlenmesini ve yayılmasını hızlandırırken, diğer yandan spor sayesinde işçi örgütlenmesinin kurumsallaşmasına ve gelişmesine katkı sağlamıştır.Verilen örneklerden hareketle; Sanayi Devrimi’nin futbolun kurumsallaşmasında bir milat olduğu, İngiltere’nin ve özellikle işçi sınıfının futbolun beşiği, İngiliz sermayesi ve İngiliz işçilerinin futbolun dünyaya yayılmasında önemli bir etken olduğu, değişik ülkelerdeki ilk futbol kulüplerinin işçi ve/veya işçi bölgelerinin takımları olduğu söylenebilir. Bu çalışma ile, modern futbolun ortaya çıkışında, kurumsallaşmasında ve yayılmasında, Sanayi Devrimi ile gelişen işçi hareketlerinin rolü ve sınıfsal mücadelede kullanılması ortaya konulmaktadır.

Aslında spor ve toplumsal sınıflar arasındaki ilişkiyi toplara bakarak saptamak çok kolay. Top küçüldükçe sınıfsal konum yükselir.

kaynak: http://dokuman.tsadergisi.org/dergiler_pdf/2010/2010-Nisan/1.pdf

 

elbet acı duyar tomurcuklar- ja visst gör det ont

Elbet acı duyar tomurcuklar adlı şiir kitabı İsveçli kadın şairlerin aşk şiirlerini içinde barındırır. 2003 yılında Özkan Mert tarafından Türkçeye çevirilmiştir. Özkan Mert hayatının büyük bir bölümünü İsveç’te geçirdiği için dili Türkçeye iyi uyarlayabilmiş ve betimlemeleri neredeyse tam anlamıyla okuyucuya aktarabilmiş. Şiirlerin çoğunda erotizmin ağır basması kitabı çok ilginç kılıyor. Erotizm ve romantizm birbirine çok güzel harmanlanmış. Bizde sosyete yayınları olarak sizi bundan mahrum bırakmayalım dedik. Buyrun, güzel güzel okuyun.

Taşakların Avucumda (c.ö’ye)

Taşakların avucumdaki delerde

                                             nabzın damarlarımın sokaklarında

 

                                             ne kadar güzel vücudun dudaklarımda

                                             havayı öpüyorum

                                                                                 sensin diye

                                             Odam yağmurla dolu

                                             öylesine doluyum yağmurlarla

                                             mutluyum serinliğiyle

                                             yeşil yağmurun.

Ann Smith

download . elbet acı duyar tomurcuklar (.pdf) 

 

İşçilerin Öz Yönetimi

Öz yönetim, çalışma yerinde uygulanan, çalışanların, onları yöneten ne yapması, nasıl yapması, nerede yapması gerektiğini söyleyen bir yöneticinin aksine kendilerinin seçenekler üzerinde (iş bölümü, üretim yöntemi, dağıtım vs. gibi) anlaştığı bir çeşit karar verme türüdür. Bu tip bir öz yönetimin pratikteki tam örneklerinden birisi İspanya’daki “geri alınmış fabrikalar” hareketinde görülmüştür. Burada işçiler ya sahibi tarafından bilerek batırılmış fabrikanın kontrolünü almış ya da yönetimin bir lakavt uygulaması riskine karşı fabrikayı işgal etmiştir. Geri al anlamına gelen İspanyolca “recuperar” fiilinin sadece geri almak anlamına gelmediğine dikkat edilmelidir, fiil ayrıca iyi bir duruma sokmak anlamına da gelir. Başta endüstri için kullanılsa da bu terim fabrikalar dışındaki sahalarda da karşılığı vardır. İşçi öz yönetimi çoğunlukla işçi kooperatifleri, işçi konseyleri gibi iş yerinin patronsuz olarak işlediği yerlerde kullanılan bir karar verme modelidir. Eleştiriler her küçük sorun için bütün işçilere danışmanın verimsiz ve etkin olmadığı üzerinde durur. Ama, dünyadaki gerçek örneklerde de görüldüğü gibi, sadece geniş ölçekteki kararlar bütün çalışanlar tarafından bir konsey toplantısı sırasında alınır ve küçük kararlar onları uygulayanlar tarafından diğerleri ile koordine olarak doğrudan alınır.

Teori

Öz yönetim ilk Pierre-Joseph Proudhon tarafından 19. yy’ da kuramsallaşmıştır. Daha sonra özellilke devrimci sendikalizm içindeki sendikaların temel parçası olmuştur. Fransız sendikası CFTD 1970 programında işçi öz yönetimini programına almıştır (daha sonra kaldırmıştır). İşçi öz yönetimi fikirleri hala IWW tarafından geliştirilmektedir.

Tarih

İşçi öz yönetimi deneyiminin tam örneği İspanyol Devrimi (1936-1939) sırasında yaşanmıştır. (Ayakkabı boyacısı çocuk bile George Orwell’in anlatımına göre boya sandığını kollektifleştirdiğini sandığın üzerine yazar, ayrıca fabrikalar dışında berberler gibi esnaf da öz yönetim uygular). 1950’lerde Titoist Yugoslavya soğuk savaş sırasında sosyalist bir öz yönetim yöntemini seçeceklerini söyleyerek Moskova ile bağların kopmasına neden olmuştur. Yugoslavya’nın ekonomisi Tito ve Milovan Dilas’ın teorilerine göre organize edilmiştir. Fransa’da 1968 Mayıs’ını takip eden günlerde, Lip adındaki bir saat fabrikasında, hissedarların fabrikayı kapatmak istemesinin ardından 1970 ve 1973 arasında öz yönetim uygulanmıştır. CFTD sendikası işçilerin üretimlerini kendi ellerine alması konusunda grevi desteklemiştir.

Güney Amerika

2001 ekonomik krizinin ardından, yaklaşık 200 Arjantin şirketi işçileri tarafından geri alınmış ve kooperatiflere dönüştürülmüştür. Örnekler arasında Brukman fabrikası, Bauen Oteli ve FaSinPat bulunur. 2005 gibi 15,000 Arjantinli işçi bu geri alınmış fabrikaları işletmiştir. Çoğu geri alınan fabrika kooperatif olarak çalışır ve tüm işçiler aynı ücreti alır. Önemli kararlar bütün işçilerin katıldığı meclislerde demokratik olarak alınır, uzmanlardan oluşan bir yönetim yerine.

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.