Yazık
yazık, üşüşen kargalar
bir şehrin geçmişini
içinde taşıyan çöplüğü
ve ayrıştırıcılar, bakteriler
yazık gençliğine
küçük ellerine büyük çatlaklar
ve nasır
çeksem de çıkaramam seni
paydos düdüğü çalmadan
bir sokak köpeği yazık
insanın bin yıllık ihanetinde
kendini arayan hayvan mı evcil mi
geri götüremem seni
doğadan çalan söz vermelere
sana da yazık
parmaklıkların demir soğuğunda bir ömrü yaşayan
gündüz savaşları
ve plastik topa bulaşmış kan
hesaplanmış ölüm
sonra yüzsüzlük, asıl sana yazık
ey devletin kiracısı
genç ölüme gülen yüzler
sokak ortasında
teşhir edilen insan eti
ardından kirli pazarlık
alçak yalanı satan ekranlar
asıl size yazık ki geri dönüşünüz yok
yazık bana
bir derin dondurucuda bekliyor bedenim
İstesem de gömemem nefretimi