aralıklar üzerine bir girizgâh

“Kendimi, insan gözünün bakış açısından, mesela bu salonda bulunanların arasında göstermek için hiçbir sebebim yok. Oysa sine-gözün mekânında, kendimi yalnızca sizin yanınızda oturuyor olarak değil, dünyanın farklı noktalarında bulunuyormuşum gibi de montajlayabilirim. Sine-gözün karşısına duvarlar ya da mesafe gibi engeller dikmeye çalışmak gülünç olur. Televizyonun bir habercisi olarak montajda bu “uzaktan görme”nin mümkün olduğunu anlamak gerek. Sadece insan gözünün gördüğü şeyin doğru olduğu fikri, insanın düşüncesinin kendi doğası tarafından çürütülmüştür.”

Dziga Vertov

İki arkadaş arasında Paik’in deyimiyle “ varoluşsal-teknolojik bakış açısından, yanıt verilmesini gerektiren, aksi takdirde iletişimin kesilmek bir yana başlamasının bile mümkün olmayacağı…” bir mekânda gerçekleşen bir sohbetin konusunu; Yılmaz Atadeniz, cehenneme giden dolmuş, Piraye Uzun, seks furyasına dâhil olmayan sınırları olan vamp aktrisler, arada Catherine Deneuve, yönetmenin-yapımcının yatak odasından geçen ve yeteneğe ne olursa olsun gölge düşüren elitler-Fatma Grik istisna ve müstesna-, Keşanlı Ali Destan’ındaki güççük hamfendi oluşturmaktadır. Sohbet Büyükdere’den başlayıp Sarıyer’e kadar yürümüş oradan da vapurla Anadolu Kavağı’na ve sonrasında otobüsle Beykoz Çayırı’na yol almıştır. Arada hiçbir şey olmamış olabilir kimi anlarda çünkü varoluşsal-teknolojik bakış açısının düzleminde bu kez iletişimin sanal mekânını sekteye yahut beklemeye uğratmak daha kolay olmaktadır, iletişim ara kesintileri de mümkün kılan bir arayüz mekânda bekleyerek gerçekleşmektedir. Sanal eş mekânda aynı anda bulunma zorunluğu yok ve birbirine müdahil olma biçimi asenkron, zamansal olarak da. Ve bunca girizgâhın bir önemi yok aslında!

Nihayetinde bu iki kişiden biri pek de mevsimi sayılmayacak bir zamanda adını düşünmeden (ama türküsünü bilerek) küçük bir kavun almaktadır ve diğeri ise Keşanlı Ali’den yola çıkarak içinden şamama geçen bir şarkıya düşüncesini vermektedir. Düşüncesini iletişim ortamına taşıdığı esnada diğeri elinde kavun (şamama) taşımaktadır ve bütün bunların aslında Fatma Grik’le ilintisi de sonsuz düzlemde bir nokta kadar yer kaplar sadece.

Olay hangi mekânda gerçekleşmektedir şimdi ve kendi zamanlarında hemhâl olunan zamanı sekteye uğratan iki kişiden arta kalan hemhâllik hangi gözün mekânında aksini bulmaktadır. Kesişmenin tuhaflığına kapılmış olmasak burada asla yakından görünmeyen ve zihinsel montaja gereksinim duyan görüntüler söz konusu değil mi? Kişisel olanların yine kendi kişiselliklerinden kuvvet bularak bir kişisel olmayan kesişim kümesinde aynı anda bulunmaklığı nasıl bir tesadüfe işaret eder? Hangi eşzamanda kişisel olarak, kişiselin dışında yaratılır bu kesişme? Tuhaf sorular ve dedim ya Fatma Grik’in bununla ilgisi de yok, ruhu şad olsun Memduh Ün’ün de haberi yok… Kesişme imkânlarını açığa çıkaran teknolojik-varoluşsal düzlem ve sine-gözün mekânında gezinen kameralı adam, gördüğüne inanma yahut anlamı buraya ait olmayanı olduğu yere ikame eden kurgu-montaj teorisyeni…

Her neyse efendim konuyu fazlaca uzatmanın gereği yok ve dedim ya Fatma Grik’in de bununla ne ilgisi ne de olan bitenden haberi var; olsa da bir kavunla ilgisini düşünseniz de açıklayamazsınız öyle kolay.

Yine de nihayete doğru Vertov’la yol almakta fayda var:

Sine-göz okulu, filmin “aralıklar” üzerine, yani imajlar arasındaki hareket üzerine inşa edilmesini öngörür… Hareket sanatının malzemeleri, öğeleri asla hareketlerin kendisi değil, aralıklardır (bir hareketten ötekine geçişler). Bir müzik notası sistemini, bir ritim ve aralık analizini andıran montaj tabloları vardır.

Tüm bu olan biten bir aralıkta cereyan etmiştir ve anlam iki olayın birleşmesini sağlayan aralıktan tecelli etmiştir. İki olay kişisel düzlemlerinde neyi içerir? Nedir orada görünen? Orada görünmezle ilintisini kuran sine-göz hangi eş zamanı ve ahengi çağırır? Üstü kalsın…

“eylem dağılmış gönül tenha çalgılar kış uykusunda
ölümün tartışılmazlığı nihayet anlaşılsa da
başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın…”*

Mümkün dünyaların en iyisinde “kişi ve kutsal”** gezinmektedir…

  • Attila İlhan
  • Simone Weil

Bir cevap yazın