Geceleri epeydir uyuyamıyorum ve sen daha yatmadın mı sözlerini eskisi kadar önemsemiyorum. Tanrıyla alıp veremediklerim de öyle elbette, daha olası düşünüyorum onu. “Nathanael, ancak doğallıkla söz etmeli Tanrıdan” diyor André Gide, inanıyorum ve çözemediğim bu doğal bilinmezliği seviyorum. Bu saatte bunları düşünmek de normal geliyor, gece uçları yaşamak için var gibi, sevişmeyi geceleri daha çok tercih ediyorsunuz ya da cinayetlerinizi bayım, hep geceleri işliyorsunuz. Gündüz Vassaf geceye övgüler yağdırıyor, ona da inanıyorum. Çünkü nedense sen de hep geceleri geliyorsun aklıma.

Belki de ozon tabakası delinmesin diye düşünmekten uyuyamıyorum şu sıralar. Böyle konuştuğuma bakmayın ben dünyayı kurtaramam, fen bilimlerinin en önemli yasalarından biri her şeyin dağıldığını ve yıprandığını söyleyen yasadır, bu dağınıklığı entropi ile ölçer. İçimin entropisi Nathanael, geceye övgüler yağdıramayacak kadar fazla.  Ben bilinen ve bilinmeyen her zaman kipinde, uzayda bulunduğum her koordinatta, gözyaşım ile buzulları eritecek ortamı daima yaratıyorum zaten. Düşünüyorum da, sıktığınız parfümlerin gazları yaydığınız kötü niyet dalgalarından daha zararlı değil. İstediğiniz gibi kokmakta özgürsünüz ve sanırım tek özgürlüğünüzün bu olduğunu göremeyecek kadar da körsünüz. Özgürlük dediğiniz de arabesk bir laf gibi artık dilimizde, öyle tükettik ki kokmuyoruz bile. Saygılar.