Ankara anarşist kadın inisiyatifi her türlü otoriteyi ve iktidarı reddeder.

Özsavunmayı ve özörgütlülüğü yöntem olarak benimser.

Ataerkiye karşı yapılan, şiddet içeren ya da içermeyen tüm eylemlerin vicdanen meşru olduğunu kabul eder.

Bedensel bütünlüğümüzü ve yaşam alanlarımızı tehdit eden bütün unsurlara karşı antifaşist mücadeleyi esas alır.

Tek tipleştirip, bizi bize yabancılaştırdığınız düzeninize karşı isyanımız var. Kaldırımlarda toplanıp, beton dökülmüş zihinlerinizi ve siz efendilerin huzurunu bozmaya geliyoruz. Biz oyundan dışlanmış çocuklar! Oyunu bozmaya, oyununuzu karartmaya geldik.

Ordularınıza, bayraklarınıza, silahlarınıza ve ardına saklandığınız üniformalarınıza karşı küçük bir çocuğun sapanı olduk. Mülklerinizi ve yozlaşmış ahlak inancınızı yıkacağız! Hiçbir kadınsal deneyimin erk hegemonyasına ait olmadığının bilincindeyız. Kadınlığını tanımlayan herkesin ağacıyız. Sizin hayatınızı çeşitlendiren “renkler” değil, hayatın ta kendisiyiz. Ne doğduğumuz bedene sıkışıp kalacağız, ne de sizin gri yaşamınızı giyineceğiz. Görmek istemeyeceğiniz her yerde lgbtiq’ler olarak sesimiz her zaman kulaklarınızı tırmalayacak. Süslü vaatleriniz ve sahte sözleriniz sizin olsun. Sesinizi kısacak, tanımları yeniden yapacağız. Her zaman, her yerde, müdahale gerektirecek bir olayda şiddete başvurmaktan kaçınmayacağız. Kahkahalarımız erk zihniyetlerinize bir yumruk kadar yakın olacaktır. Ödünüzü tutun, patlatacağız!

Üzerinde yaşadığımız bu yerküre ve yaşamlarımız, sisteminizin çarkını döndürecek birer “kaynak” değildir. Her gün daha fazla tüketen, kendi kabuğuna çekilmiş, suya sabuna dokunmayan yalnız insanlar olmayacağız. Mezbahaneler, sirkler, çiftlikler birer işkencehaneyken topyekün bir özgürleşme mümkün değildir. Sömürünün makyajı olan; renkli reklam panolarınızda dönen afili sözleriniz, tecavüzcü zihniyetiniz, türcülük ve cinsiyetçilikle bezenmiş söylemleriniz, yaşamlarımıza karşı birer saldırıdır. Köklerimizi aldığımız toprağın her zerresine bastınız. Yüzsüzlüğünüz hükmünüze kılıf değildir. Ne kadar basarsanız o kadar oradayız. Rahat olmayın rahat uyumayın!

Biz dayanışmayla kavgamızı büyütürken, bu yeryüzünde hiçbir sınır göremiyoruz. Bir botta karşı kıyıya geçmenin hayali, yaşamı devam ettirmenin tek koşuluyken, çadır kentlerde gelecek belirsizken, buraların yerlisi olmayı kabul etmiyoruz. Buralarda ve oralarda göçmeniz, mülteciyiz, her ülkenin yabancısıyız. Pazarlarda satılan ezidi kadınlar gibi bıçağımız koynumuzda, öfkemiz kınında bileniyoruz.

Devletler eliyle çizilmiş sınırların mücadelemizde ve vicdanımızda hiçbir hükmü yoktur. Hayalini kurduğumuz özgür bir yaşamın şu anda bambaşka yerlerde filizlendiğini görüyoruz. Dünyanın herhangi bir yerinde, tam da şimdi kürdistan’da olduğu gibi yaşamları için direnenlerin, devletin mutlak otoritesine karşı başka bir yaşamın mümkün olduğunu gösterenlerin mücadelesini yükseltmek sorumluluğumuzdur. Demokrasi adı altında bize yutturmaya çalıştırdığınız zırvalıkları değil, özyönetimi mücadelemizin temel bir unsuru olarak görüyoruz. Sözümüz ve kavgamız devletlerin katliamcı yüzlerinin teşhiridir.

Size bir taş sözümüz var:

Bizler ruhları unutkanlaşmamış olanlar,

Yer ve gök arasında yaşamı kuranlar,

Kavgayı büyütmeye ve her türlü tahakkümü yıkmaya kararlıyız.

Sözümüz avcunuzdaki yumruğumuz sayılsın.

Kursağımızdaki hiçbir düğüm içeride kalmayacak!

Öfkemiz sözümüze tanıktır.

Ne babamız devlet, ne anamız toprak

Soyadımız yok adımız isyan!