“kitap neredeyse okunmaz bir el yazısıyla, viskiye bulanmış sözcüklerle yazılmıştı.
“işte hepsi bu,” dedi, kitabı bana verirken. “yirmi yıl.”

O kadar kirli ki ellerin, bilmiyorsun seni temize çıkaracak ne bir din, ne bir şehir, ne bir gölge bir bilge’ye ait. Girdiğin her suya bulanıklığını bırakıyorsun; seni şikayet etmek için bir kurum, bir yetkili arıyorlar. umurunda değil. Bir ırmak ararken yıkanmak için, nafile ama, bir ağacın gölgesinde uyuyakalıyorsun. Rüyanda bir şarkı söylüyor dallarda kuşlar; hep bir ağızdan. Orkestra orman. Sen rüyada bile olsan bilincin hep aynı yerde, en çok bundan nefret ediyorsun. uyandığında unutmamak için her kelimesini ezberliyorsun şarkının. Geri dönüp; “sizi bir daha nerede bulabilirim?” diye soruyorsun kuşlara, “bulmayı en çok istediğin yerde.” diyorlar. Boynunda bir ağrıyla, üşüyerek uyanıyorsun o ağacın altından. En çok bulmak istediğin yer’i arıyorsun o şarkıyı bir kez daha duymak için. Aradan tam 20 yıl geçiyor. Bulmayı en çok istediğin yerin aslında varolmadığın herhangi bir yer olduğunu anlıyorsun 20 yıl sonra. Varolmadığın bir yerde duymak istiyorsun o şarkıyı; varoluş yalanına daha çok inandırması için seni ve şarkı çalmaya başlıyor yirmi yıl sonra, yeniden, aslında hiç olmadığın o yerde, usunun sana acı bir oyun oynadığı o yerde. Brautigan’ın Kürtaj’ında geçen o cümleleri hatırlıyorsun;

“kitap neredeyse okunmaz bir el yazısıyla, viskiye bulanmış sözcüklerle yazılmıştı.
“işte hepsi bu,” dedi, kitabı bana verirken. “yirmi yıl.”

Okuduğun bu cümlelere karşılık olarak bir söz veriyorsun kendine; uğruna bir yirmi yıl daha harcayabileceğin birine rastladığında, onu gördüğünde dünya dönmeyi unuttuğunda, gökte ay kaçacak bir yer arayıp da bulamadığında, bir gece onu öpmeden önce “işte hepsi bu,” diyeceksin viskiye bulanmış şarkıyı ona uzatırken, “yirmi yıl.”

  Silvert Höyem / My Thieving Heart