6 yanıt: “ 99 Francs – 99 YTL . 2007 ”
  1. güzel müzel.. bunlara sanat eseri eleştrisi gibi bakmamak lazım. zeitgeist da uyduruktan bir anlatı ama sonrasında açtığı/açabileceği düşünceler oldukça geniş.
    ben bu filmi de benzer buldum. tükeyim toplumu konusunda bilmeyene, bu konuda düşünmemiş olana temel mesajlar veriyor, düşünene ise daha derinini düşündürtüyor…

    önce insanların ne isteyeceklerini reklamcıların belirlediği gibi bir fikir ortaya atıyor. fakat bu kısmen doğru. çünkü esas, reklamcıların ne istediğini de tüketim kültürü belirliyor. reklamcılar bu numaraların nasıl işlediğinin farkında olabilirler, fakat bu numaralara bağışık değiller.

    hikaye kurgusu çok basit, çoğu yapımda karşımıza çıkan şey. çılgın, her istediğini elde eden adam, sonunda mütevazi bir aile yaşantısına doğru yola çıkıyor. bu çok klasik birşey. çünkü o en baştaki adamdan korkarız biz. o gerçekten de toplumun bir adım ilerisine gitme ihtimali olan, bizim düşünemeyeceğimizi düşünen adamdır. ona “yalnız öleceksin” deriz. o yüzden de bütün romantik komedilerimizi o adamı evcilleştirerek bitiririz. fakat bu da başka bir imajdır. ormanda balık avlama, doğayla içiçe sade yaşam da… bütün hepsi reklamcılık tarafından sömürülmüştür. fakat reklamcının kendisinin de “güzel kadın” konusunda bir fikri yoktur. baudrillard’ın simulakr düşüncesine benzer bir yola giriyoruz böylece. fırat budacı bir yazısında çok güzel ortaya koymuştu; “önce kendimize, sonra başkalarına hava atmaktan esas olaya bir türlü sıra gelmiyor.”

    film izlenir mi? bilmiyorum belki ben bunları herhangi bir romantik komediden de çıkarırdım ama film düşünceleri toparlamama yardımcı oldu.

    emeğe saygı +rep

  2. şimdi yukarıda vasat idare eder gibi yorumları görünce bunları okuyan birinin filmi pas geçmesi ihtimali korkuttu beni. Kısa ve öz; film oldukça iyi!
    Şimdi kitabını okumadığım için iyi bir uyarlama olup olmadığı konusuna giremeyeceğim ama aynı yönetmenin daha önceki filmi “Blueberry” yi dahice bulmuştum ve bu filmde de aynı görsel dili okumak mümkün. “Görsel dil” diyip havada bırakmayım, bu adam -Jan Kounen- bilgisayar efektlerini oburca ve görgüsüzce kol koparmak, dinazor zıplatmak, bmw çarpıştırmak için kullanmıyor; anları, özellikle “spaced out” halleri -ilk filmde bitkisel ikinci filmde kimyasal maddelerle bilincin düştüğü-çıktığı mekanları- görselleştirmek için kullanıyor. Bu ilk söylediğim, filmi başlıbaşına güzel kılıyor. İkincisi: tüketimle ilgili de ana karakterin monologları didaktik değil, ki bu konuda en kolay düşülebilecek hata izleyiciyle öğretmencilik oynamaktır. Kısacası bence iyi bir film, izleyin derim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir