3000 kilometre

Ne istediğine dikkat et, gerçek olabilir diyordu Schopenhauer, o da bir İngiliz atasözünü alıntılayarak, felsefesinde varoluşun temel huzursuzluğunu istençte buluyor, istenci bir kenara bırakarak arzulardan arınmış sade bir hayatı öğütlüyordu, 20li yaşlarının başında cinsel arzuları tavan yapmış, beş parasız bir alkolik olarak felsefesinden oldukça etkilenmiştim ama sorunumuzu çözümlemek ile düzeltmek iki ayrı fenomen, en azından ben öyle düşünüyorum, nedir insanı gittiği yere götüren motivasyon; neden hareket var? Veysel Karani ve flamingoların da gayet iyi bildiği gibi, koşullanmışsak bir hedefe alternatif gerçeklikler yok olur ve dünyayı ufak bir delikten görmeye başlarız, daha küçüğünden en azından, yol bir seçenek olmaktan çıkmıştır ve biz de birer yolcu olmaktan haliyle, yol yol ve yolcu da yolcu olursa, bu şekilde ne yol yoldur artık ne de yolcu, metafizik anlamlarını yitirip birer zorunluluğun nesnelerine dönüşmüşlerdir, gerçekten de böyle düşündüğümden değil ama böyle görmenin daha doğru olduğunu düşündüm, birkaç harf ya da hece bunlar, bu şekilde indim Frankfurt’a ve 18 TL ya da 29 Cent, belli bir noktada örtüler kalkar ve kalkılmasından korkulan ve aslında zaten orada olunmadığı sanılan örtüler de kalkar, bu şekilde yalnızca kendinden çıkmakla kalınmaz, kendi olunduğu sanılan şeyden de çıkılır veya önemsiz bir ayrıntıdır belki bu, ama dediğim gibi 18 TL veya 29 Cent, ayakkabılarını bağlamak için yere eğildiğinde belin ile olan ilişkinin değiştiğini fark ettiğinde fizik tedavi uzmanına görünür insan ya da belinin eski beli olmadığı kuruntusu ile belinin eski beli olduğu zamanlara öykünür, böylece hangi bel durumunda hangi durumda yaşamanın uygun olduğu sorusu belirir kafada, bazıları için, diğerleri fizik tedavi uzmanına gider, ama fizik tedavi uzmanına gitmemişsen ve belin de gerçekten ağrıyorsa, ‘sikerim böyle beli de’ diyebilir insan ve bel için pek de bir şeyi değiştirmez bu, bel için en azından, ya da ben öyle düşünüyorum,

Bir cevap yazın