Ay: Mart 2021

same energy

faydalı olduğu kadar kullanması keyifli uygulamalara olan saygı duruşumuzun süresini uzatıyoruz. same energy’de bunlardan biri. yani aynı enerji yani yeni görsel arama motoru. siz bir görsel yüklüyorsunuz ve yapay zeka size benzer sonuçları çıkarıyor. etilen’i denediğimizde ne gördüğümüzü yukarıda görüyorsunuz. anlatılmaz yaşanır;

https://same.energy/s

sokakta sürgün benekler

bilemesin kimse özleminin yanıklığını
duyamasın rezalet kokunu 
dokunamasın kimse pencerenden gökyüzüne
alamasın kimse geceni

ayağını taşa basma üşütürsün

kapılarını kapat sokaklarının
dört duvar kokusuyla boğulma sakın

karanlığı elinde tut ve sakla
sakladıkça biz güneş doğuyor sanalım

andrew tasselmyer – yesteryear

bazı albümlerin açıklaması ya da tanımlaması kısa tutulmalı. “geçenyıl” olarak çevirebileceğimiz andrew tasselmyer’in harika eseri gibi. yesteryear: neyi ve kimi kaybettiğimize dair bir görünüm. rüzgardaki yapraklar, kaybettiklerimiz, unutulmuş gelecek, yumuşak çöküş, denizin değişimi, huzura eriş, düzenleme ve “geçenyıl” albüm sizin. gece ve kulaklık ile;

andrew tasselmyer – yesteryear (bandcamp)

Yorulmuşluk

Hiçbir şey değişmeyecek ama her şeyin değişme ihtimali var. Biz bu düzene dair hiçbir şeyi değiştirmek için harekete geçmiyoruz, yalnızca tikel olaylara karşı belli tepkiler getiriyoruz. Biri tecavüze mi uğramış, birisinin tek geçim kaynağı elinden mi alınmış, biz bunlara karşı çıkıyoruz artık. Bu sistemin birilerinin elinden aldıklarına, haberimiz oldukça ancak karşı çıkıyoruz, oysa bu asıl kokuşmuş düzeni bitirmemizi engelleyen şey. 

Biz tikel olaylara karşı çıkarak genel olayları onaylıyoruz, oysa ki bu tikel olaylar genel sistemin işe yaramazlığını bize gösteriyor. İnsanlar evsiz kalıyor, açlıktan ölüyor, ama biz genel sistemin hataları üzerine konuşuyoruz.

Bu sistemin entelektüelleri diyor ki evet sistem kötü; ama bunu aşacağız, ama hayır sistemin temeli belli bir grubun aç kalmasını gerektiriyor, belli bir grubun en alt tabakada kalmasını gerektiriyor. 

Bu sistem alt tabakadaki insanların ne dinlediğine ne izlediğine bile karışıyor; hayır sen arabesk dinleyemezsin, hayır sen protest dinleyemezsin, bunları dinlersen, bunları izlersen sen alt tabakadansın. Oysa bunlar bu sistemin içinde olan insanların başkaldırmaları için küçük noktalar, buralardan ancak bu insanlar nefes alabilirler.

Ancak bu meta düzenini, her şeyi satılacak bir maddeye dönüştüren düzeni başkaldırarak yıkabiliriz. Hiç kimse artık bu devrime inanmasa da, hiç kimse bu genel söyleme inanmasa bile bu hala doğru. Biz hala ezilen sınıfız. Biz hala bizi ezenlere karşı kazanacağız.

Ölüm ya da yaşam.

Artık tek seçeneğimiz bu.

nar

yer al gölgemde

sessizliğim renginden

silin hücrenden 

aklıma var

Ölüm Döşeği

Sayıklamalar

Kendime dair keşiflerim artıyor. Bana dair tüm bu gerçeklerin su yüzüne çıkması hoşnutsuzluğumu arttırıyor. Eylemlerimden, düşüncelerimden pişman oluyorum. O kadar ki, mesela, daha sonra ağzımdan çıkmasından rahatsız olacağım bir lafı gece etmişsem veya gündüz vakti, birileri hakkında uğursuz, haksız bir öngörüde bulunmuşsam; o gecenin gündüzü ya da o gündüzün akşamı, derin pişmanlıklar duyuyorum. Günüm yorganın altında, gecem pencere eşiklerinde düşünmekle geçiyor. (Yokluğa çekilme hissi artıyor, düşünce bozuklukları büyüyor)

Melankolik parçalarla, kanımda biriken asidi sağaltmaya; zehri atmaya çalışırken, müzisyenler tüm o koyu duygularının arasından bana sesleniyor: Yılma, çalış, dünya devam ediyor, kendini acıyla kandırma. Ve en önemlisi: geçmişi bırak, geleceğe bak! Fakat yapamıyorum. Bir gündüz insanı değilim, bunu kesinlikle kabul etmeliyim yani bir gündüz mesaisi yapabilecek biri değilim. Gündüzün şamatası veya sakinliği, zihnimi yoruyor; kaçınmam gereken bir yazgı gibi orada oyalanıyor, ‘’benden uzak olsun’’ diyorum. (gündüze resmen düşmanım, günün ışığı beni kemiriyor) Üzerime giyinmek istediğim bir şey değil o, elbisesinin kenar çizgileri bir güç prizmasının içinden saçılıyor etrafa, o güzel bir kadın veya yakışıklı bir erkek de, hakkında; ‘’şu tenin doyurulmuşluğuna, saçların diriliğine, ağzın salatalık gibi berrak ve sakin kokusuna bak’’ diyorum. ‘’iyi besleniyor, güzel semirmişler; çilenin tuzu ve acı baharatından uzak. Ruhunu mutsuzluğun ateş çemberinden geçirmemek için her türlü hile hurdaya sığınıyordur kesin. Mutlu görünmek için yapmadığı bir şey kaldı mı acaba’’

Gece geldiğinde bir hedoni evresine geçiyorum. Dolunay çıktığında zevk ve uğursuzlukla ulumak gibi. Geceleri oda ışığını ileri saatlere kadar açık bırakan kimselerin zeki ve çalışkan kişiler olduklarına dair zamanında kulağıma çalınmış efsane ve rivayetlerin tatlı çilesiyle kendimi kandırıyorum. Ne zekiyim ne çalışkan. Zamanında biri ‘nerd’ demişti bana. O onu diyeli beri, nerd algısı epey değişti insanların. Nerd, zor ve takıntılı bir yaşamı olmasına, doğru düzgün giyinmeyi bilmemesine rağmen, ilgilendiği konular üzerinde müthiş bilgi ve becerisi olan; çok zor yaşamlar geçirmesine rağmen, vakti geldiğinde, muhakkak bir işi başaran kimselere deniyor. Zuckerberg bir nerd’dür mesela. Üniversitelerde öyle herkesin erişemeyeceği bölümleri kazanmak için çırpınanlar, arkadaşları zevk meclisleri kurarken, kendisi ters yüz olarak ders çalışan; saatlerce dil veya geometri konusunda çile çeken kişiler nerd’dür. Fakat bu kimseler, öyle sıradan memuriyetleri düşlemezler. İdealize tiplerdir. Nerd’ler halen daha aramızdalar ama yeni dünya, kanımca onların da kanını kirletti. Liberalize, uyumlu, aplikasyon üreten, bir sosyal medya katakullisi keşfeden tiplere evrildiler. Toplumsallaştılar. Geek’ler ve otaku’lar vesaire de öyle. Bugün bu nevrotik kültürlerin yerine geçen, yeni kavramlar üzerinden türetilen, yine benzer yaşamlar süren tipler var. Z kuşağına ait kimseler. Onları küçük düşürmeyeceğim ama onları anlayamam, yaşlandım. 25 yaşımdan bir sene daha geçti. İlkgençliğimi, ergenliğimi 2010’lu yıllarda yaşadım.

Bakın zihnim beni nasıl geçmişe çekiyor. Geleceğin vaatkârliğini bilmeme rağmen, geriye doğru kayıyorum… demem o ki, onyıllar önce, internetin henüz yerelleşmediği; bilgisayarların her eve girmediği o garip, eskil dünyada, takıntılı ve bilgili genç ergenler gerçekten yalnızlardı. Kendi zevk objeleriyle oyalanır, kafa dengi insan bulamamanın sıkıntısını yaşarlardı. Fakat zannediyorum, şimdi o kişiler yetişkin kimseler oldular ve kolektif olarak daha başarılı hareket ediyorlar. O yalnızlık, onlara bir güç vermiş olmalı.

İşte, geçmişe ait, belki bir doksanlar gencine ait, zamandışı; antika bir yalnızlık duygusu çekiyorum. Kendi hüznümü de sırf bu yüzden epey yapay bulduğum oluyor. çevrimiçi dünyada, ağ toplumunda ‘’ben yalnızım’’ derseniz, pekala alay konusu olabilirsiniz.

(daha&helliip;)