Ay: Aralık 2020

2020 raporu ve 2021 reçeteniz

2019 raporunu okumak entersan oldu. yine bol bol kaos, saçmalık ve mevcut problemler üzerinden umutla sonlandırmışız. devam eden ve üzerine eklenenen sıkıntılar ile doğal olarak gelen karamsar bir bakış açısıyla bu umudun anlamsız olduğuna dair düşünceleriniz olabilir ama olumlu giden tarafların olduğunu da atlamamak gerekir. virüsün öğrettiği ve hatırlattığı şeyler, insan türünün doğaya uyumunun gerekliliğini – en azından farkındalığı – arttıracak gözüküyor. bilim ve teknolojinin ön planda olacağı, dinlerin ve saçma sapan otoriter rejimlerin ömürlerinin çok daha kısa olacağı her geçen gün belirginleşiyor. bütün yaşananlara rağmen hala sarmaşıkların arasından sızan bir ışık var. biz o ışığı daha belirginleştirmek için kendi çapamızda, bildiğimiz yolda yürümeye devam edeceğiz. haklılığın inandında ısrar ediyor, edeceğiz.

etilen olarak belirttiğimiz gibi artık bazı rakamlara dikkat etmiyoruz;

  • bu yazı ile birlikte toplamda 201 yazı yazmışız. geçen yıldan 5-6 yazı daha az ve bizce yeterli bir oran ve rakam. 2021’de biraz içerikler kıyıda köşede kalmış şeyleri paylaşmaya ve geçmişi hatırlatmaya odaklanabilir.
  • belki yaparız dediğimiz radyo yayınlarını elimizden geldiğince yaptık. altyapı ve telif sorunları nedeniyle çok başarılı olamadık ama podcast altyapısı ile az biraz düzenli bir 2021 olma ihtimali mevcut. en güzel diycey suda balık’a tekrar teşekkürler.
  • twitter / kendi halimizde, kısa kısa derdimizi anlatmaya çalışmaya devam ediyoruz. devam edecek
  • instagram / bir format çerçevesinde haftalık okumanız, dinlemeniz, izlemeniz, duvarınız, insanınız ve hatırlatmanız paylaşılıyor. umarız ilham veriyordur.
  • facebook / bir şekilde hala facebook hesabı olan bir kitle var, onları üzmemek için sadece yazıları paylaşıyoruz. umarız bunu daha az yapmak zorunda kalırız.
  • distro / başladık, paylaştık, durduk, bozduk. an itibariyle çalışmıyor. yeni yıl tamir listemiz içerisinde. fırsat ve vakit bulursak, fanzin arşivimizi buradan paylaşma niyetindeyiz. hak ettiği ilgiyi görmediğini düşünüyor ama takılmıyoruz.
  • bunun yanında açık çağrı ile duyurduğumuz gibi bir dergi projemiz var. beklediğimiz verim ile ilerlemediğini itiraf etmek zorundayız. 2021’de daha fazla vakit ayırma çabamız var ama söz veremiyoruz.

yapımda ve yayında emeği geçen herkese tek tek teşekkürler diyerek 2021’de devam etmek için hala yeterli sebebimiz var. 2021 yılı için yapmanız gerekenleri ise sizin için özetledik. reçetiniz biraz değişti;

itiraz et. kabullenme. sesini çıkar. umudunu kaybetme. araştır. diren. gülümse. vazgeçme. oku. takas yap. iste. topla. boşal. israf et. öp. kullan. ihtiyaç duy. izle. gör. ölme. içine çek. ara. ye. sipariş ver. nefes ver. borçlu ol. zevk al. sıç. ödünç ver. sarıl. tahrik et. küfret. dinle. hediye ver. bağır. sahip ol. taklit et. kazan. iç. seviş. anla. farkına var. mesafeni koru. itiraf et. isyan et. özle. gasp et. ödünç al. öde. hesapla. götür. baştan çıkart. savaşma. yaşa.

söz verdiğimiz gibi 2021 videomuz. yenilendi.

hikâyesi bilinmeyen bir aktör

“Amerika’da her akşam, 18 milyon sarışın, bir beyefendiyle yemek yemeye hazırlanır.”

Yıl 1927, demek ki Lauren Bacall üç yaşında, Marilyn Monroe bir, Ava Gardner sarışın olmadığına göre beş yaşında olmasının bir önemi yok bu durumda, hem ben de Amerika’da değildim, sonrasında da hiç gitmedim lâkin Amerika’da her akşam 18 milyon sarışın… Amerika’ya gidilebilir demek bu, demek ki 18 milyonda 1…

Lâkin benim sevdiceğim sarışın değil, kaşı kara kirpiği kara gözü kapkara güzel, Amerika’ya neden gideyim öyleyse. Hem ben de sarışın değilim ki, hem sarışın olsam Klaus Kinski… Olmasam da ne Gregory Peck yakışığı çıkar benden ne Humphrey Bogart çirkini, yolun karşısına geçtiğimizde öperim lâkin…

Bu bir aşk deklarasyonu değildir çalan şarkıya istinaden düşünürsek, bilinmeyen bir aktörün hikâyesi demek daha münasip düşer, yine de ben hikâyesi bilinmeyen bir aktörü yeğlerdim… Çünkü hikâyesi bilinmediğinde bir aktör; düşün karayazıdır, düşün kara yazıdır, düşün kar’a yazıdır, kar ayazıdır, düş’ün…

Düşünmekten vazgeçmeli düşmemek için, balkondan küpe çiçekleri salınmış (ona göstermiştim) plastik, bazen plastik çiçekler gerçeklerinden daha güzeldir demişti eşcinsel bir güzellik kraliçesi, ne kadar gerçek değildi bilmiyorum… Yine de hayal kırıklığıdır plastik, öpülmekle aşınmalı evet…

İki paragraf önce Amerika’ya gitmekten vazgeçmiştim, iki paragraf sonra bir Güney Amerika devrimi tasarlanabilir fakat içtiğim Che purosu yüzünden vazgeçtim bundan, sevmedim, hem cangıldaki son gerilla birliği imi timi belli olmadan kayboldu ortalıktan, bir daha haber alınamadı nereye gittiler, bir kez çatışmaya bile girmediler, kimdiler Bolivya dağlarında… Devrimler tarihi bitti, ansiklopedik olarak da, lâkin Montmarte barikatlarında durur: “komün daha ölmedi!”, lâkin Lenin durur:” Ne yapmalı? Ne yapmalı?”… Amerika’da 18 milyon sarışın… Ne yapmalı?

Biz Valparaíso’ya gidecektik, orada 18 milyon sarışın yoktur, orada “cabecitas negras”; düşündüm fakat merdivenler, merdivenler… Aslında daha çok sevdim, merdivenlerin henüz daha başlangıcında…

“Ben kara bir palyaço

O hiç yüz vermedi bana

Baktım benim cıvıl cıvıl yüreğim

Havası kaçmış balona dönmüş

Çıktım sabah sabah

Yeni bir kara sevda aramıya”

Yazık şair değilim, şair olsam belki kuzeyde dinginlik güneyde rüzgâr nedir anlatabilirdim sana, neden bütün gemiler Kantçı bir rota izler… Çünkü yıldızlı bir gökyüzü, çünkü avuçlarımda zaman, senin avuçlarına değdiğinde büyüyen…

Şair olsaydım kuşkusuz burada bitirmezdim…

  1. It (1927)-Clarence G. Badger&Josef von Sternberg
  2. Langston Hughes-Kara Palyaço

başka bir etilen

yorulduk ve sıkıldık. evet, yorulduk sürekli tüketimi tetiklemeye çalışan, ihtiyaç olmayan ürünlerin satılmasını zorlayan anlamsız reklamlardan. kendisinin hiçbir zaman kullanmayacağı ya da tüketmeyeceği ürünleri pazarlamaya çalışan “fenomen” pazarlamacılardan. 3-5 takip fazla kazanmak için, elinde kalmış ürünleri takipçilerine 10 takla attırıp çekiliş yapma şirinliği gösterenlerden. daha fazla ön plana çıkmak, daha fazla beğeni toplamak için türlü türlü şaklabanlık yapanlardan. etkileşimi arttırmak için bütün hareketleri kayıt altına alıp, davranışları manipüle etmeye çalışanlardan. 3 satır içeriğe ulaşmak için 3 dakika reklam izletenlerden. clickbait faşistlerinden. arama motorlarını kandırmak için hazırlanan tuzak sayfalardan. sayfaların açılış hızını düşüren, gereksiz kod parçalarından. takip edilme ve beğenilme ihtiyacından sıkıldık.

bunların sonucunda da 18 yıldır reklamsız ve bildiğimiz yoldan devam eden paylaşımlara biraz daha hızlı ve kolay erişmeniz içinse kendi çapımızda isyan bayrağını çekerek yeni bir tasarım ile cevap verdik. ne ekleyelim düşüncesinden ziyade, neyi çıkarabilirize odaklandık. hangi sayfa ya da hangi içerik daha çok beğenilmiş gibi bir kaygımız yok. paylaşmak istediğimiz içeriği en az kaynak tüketerek ve en rahat biçimde ulaşmanız için çabamız var. bunun da para kazanma kaygısı olmadan yapılabileceğini biliyor ve göstermek istiyoruz.

karşılık ve/veya beğeni ya da alkış beklemeden paylaşmaya edeceğiz. kendi çapımızda mücadelemiz de devam edecek. yani biz bağıracağız, birileri hiç duymayacak, hep aynı hikaye. duyanlara selam olsun!

* eksik, fazla, olmamış, burası çalışmıyor gibi gözlemleriniz varsa iletmenizi rica ederiz.

Yurttan Sesler Korosuna Karşıyım

  • Neden kara şairsiniz ve karaşınlık nedir?

Pek çok şeyi benim ortaya attığımı sanıyorlar, halbuki öyle değil. Karaşın sözlükte var, sarışının tersi! Ben karamsarım, aykırıyım ama siz benim yanıma gelin de ben aykırı olmayayım, diyorum.

  • Ya karaduygululuk?

Aa o ayrı tabii. Ama ben iyimser olamam. Bütün hocalarımız, annelerimiz, babalarımız bize yalan söylemiş. Mesela, Baltacı Mehmet Paşa ve Katherina aynı mekanda bulunmamışlar bile! Fatih’in gemileri karadan yürütmesi diye bir olay yok, adam akıllı; Haliç’in sonunda tersane kurduruyor ve Bizans donanmasını haklıyor. Hezarfen Ahmet Çelebi cambazmış. Galata Kulesi’nden kendini atıyor, topuğunu kırıyor. Daha çok örnek var böyle. Hâlâ yalan söylüyorlar. Bak tarihe, biz sorumlu değiliz de, hayır! Hâlâ “sözde” diyorlar.

  • Siyasal’da okudunuz, iki-üç yıl kaymakamlık yaptınız. Devlet memurluğundan, resmiyet karşıtı bir şair, yazar olmaya nasıl geçtiniz?

Zaten oradaydım ben. Şiir yazmaya Zeyrek Ortaokulu’ndayken başladım, iyi hocalarımız vardı. Kaymakamlığı bir arkadaşımın sayesiyle yaptım, dilekçelere imza atacaksın sadece, demişti. Aslında memurluğu istemiyordum.

  • Edebiyat dünyasına nasıl girdiniz?

Ankara’ya 1953’te ilk gittiğimde, bir kültür derneği vardı. Bülent Ecevit de üye, daha politika filan yok hayatında. Orada akşam karatahta dersleri veriliyordu. Atonel müzik üzerine. Biz de oraya giderdik. Müzikte yapılan şey, şiirde niye yapılmasın diye geldi aklıma. Aykırılığı da anlatırdı bu, karalığı da anlatırdı. Bunun gibi bir sürü şey etkiledi beni.

  • Ecevit’le nasıl bir ilişkiniz vardı?

Resim eleştirmenliği yapardı. Merhabamız vardı sadece. Bir mekanda bulunmuş olmaktan kaynaklanan. 21-22 yaşlarındayız. Ama yıllar sonra oldu ilişkimiz. Kanlıca’da Can Yücel’le komşuyum. Birdenbire kalp krizi zannettim, meğer beynimde tümör varmış. Bunun üzerine Yaşar Kemal ve Can Yücel açıyor telefonu İsviçre’ye, Gazi Yaşargil hemen gönderin, diyor. Yıl 1974, ben 43 yaşındayım. Kendimi İsviçre’de buldum. Ameliyat masraflarını, o zaman da Başbakan olan Bülent Ecevit karşılamıştı. Pasaport almamı da o sağladı. Artık cebinden mi ödedi, bilmiyorum.

  • Söz açılmışken, siz bu ameliyat dönüşünde, sizi gönderen insanlara dava açtınız galiba, toplanan parayı aldılar diye…

Öyle bir şey yok canım. Dedikodu. Çok eski bir olay ya. Adam öldü artık, olmaz. Brunel Nefes Nefese kitabında, “Öldüğüm zaman bir şey istemiyorum, yılda bir kere mezarlıktan kalkmak isterim ve yakın bayiye gidip gazete ve dergilere bakmak isterim, dünyada neler olmuş diye” diyor. Bu fantezi tabii. Artık bir şey söylenmez.

  • Şiirde anlatım kapanıklığını niye seçtiniz?

Hayır karşıdakinde kabahat! Benim bir Fayton şiirim yayımlandı, 58’de, Pazar Postası’nda. Kimse bilmez, ama orada şöyle bir şey var, Fikriye Hanım, Atatürk’ün Latife Hanım ile evlendiğini öğrenince, Ankara’ya geliyor ve faytonla köşke gidiyor, içeri alınmayınca faytona binip intihar ediyor.

Ahmet Muhip Dranas bu şiiri okuduğunda, “Son derece anlamlı, harikulade yeni!” demişti. Anladı, Fikriye Hanım olayını bildiği için! Bunun gibi katmanlar var benim şiirimde.

  • Yine de zor şiir sizinkisi…

Zor değil, aslında şiir işte budur. Bakın, bir yanda Shakespeare’i düşünün, ben Shakespeare değilim tabii, o da katman katmandır. Şimdi okuyucu üşeniyor. Ama bilen biliyor.

  • Zorluk deyince Yort Savul mesela… Bir şiirinizin adı, bir kitabınız da Yapı Kredi’den Bütün Yort Savul’lar adıyla çıktı. Bir aydın bunun Ermenice ya da Rumca olduğunu söyledi. Biri ‘Daüssıla’ anlamında, dedi.

Hiç alakası yok! Yunus Emre’de geçiyor. Türkçe. Kenara çekilin, savulun demek! Padişah gelirken söylenirmiş. Benim kabahatim ne, yort nidası unutulmuş yahu.

  • Dille oynamak nasıl bir duygu peki?

İçinde bulunduğum toplumla kapışan bir adamım ben. Türk edebiyatındaki bütün büyük yazarlar büyük aileye mensuptur. Tevfik Fikret’in Abdülhamit’e verdiği altı ya da sekiz tane şiiri vardır, buyur, benim kabahatim ne burada? Biz parasız yatılıyız. Sokak çocuğuyuz. Ağzımızın bozukluğu oradan geliyor. Deli kabul edilmişliğimiz oradan geliyor. Her şeye karşıyım. İki tekke vardı benim gençliğimde. Bir doğu tekkesi, Kemal Tahir’ in. Bir de batı tekkesi Sebahattin Eyüboğlu’ nun. Biz ikisine de gitmedik. Eyüboğlu benim için “Şiiri rahat bıraksın” demiş. Bırakır mıyım?

  • Hayatınız hep böyle hırlaşmayla mı geçti?

Niye hırlaşmayayım! Ben şair filan değilim, etikçiyim. Kafiye kullanmam yurttan sesler korosuna karşıyım. Bireysel davranırım.

  • Hayatta kapışmadığınız, hırlaşmadığınız biri oldu mu? Hep yalnız mı oldunuz?

Pek olmadı. İdris Küçükömer, Cihat Burak… Düşünsem birkaç kişi daha bulurum. Vardığım noktadan memnunum. Evlendim, oğlum oldu, şimdi torunum da var. Karım kanserden öldü. Yalnız değilim ben yahu. Oğlum bankada çalışıyor. Dedesi baktı ona, büyüttü.

  • Siz ilgilenmediniz mi?

O daha iyi bakardı, bende para pul yoktu.

  • Hep fakir miydiniz? Şiirden para hiç kazanmadınız mı?

Yok canım. Şimdi ancak kazanıyorum, o da az. Yapı Kredi ile anlaşma yaptık, onlar kitapları basacaklar, masrafları ödeyecekler. Avucumla su içerdim ben. Mesela yılbaşı eğlencelerine gitmem. İmkanlarım yoktu. Elektriği, suyu olmayan evlerde yaşadım zaman zaman. Çengelköy’den karşıya geçecek param olmazdı. Hatta bir kere biri sordu, sen nasıl geçiniyorsun, dedi. Valla zor oluyor dedim.

  • Bir dönem Çanakkale’de yaşadınız…

Orada Belediye bana işçi kadrosu vermişti, SSK’da yatmıştım. Yürüme zorluğu olunca, Metin Üstündağ ve karısı beni buraya getirdiler. Bir yıldan fazla hastanelerde yattım. Bacağımı keseceklerdi sonra kurtardılar.

  • Huzurevine gelmeye nasıl karar verdiniz?

Çanakkale’deki evi kapattık. Burayı bulan Başbakan Ecevit. Hüsamettin Özkan’ı, Yüksel Yalova’yı, Gemici adında bir bakanı görevlendirmiş. Önce Maltepe huzurevindeydim. Ama sonra hastaneye gittim. Çünkü beni yanlışlıkla ölecek adamların yanına koymuşlar; altına yapanlar vardı. Ben kusmaya başladım. Mülkiyeliler el atmışlar. Burada iyi bakıyorlar. Yavaş yavaş yürümeye başladım, yürüteçle. Daha önce yürüyemiyordum. Okuyorum, yazıyorum.

10 Aralık 2000 – hürriyet pazar

ax+by+c=0

Bir ikiye bölünür, ben ikincisiyim

Yan yana yürüyorduk, iki kişiydik, ben ikincisiyim. İkincisi olduğumu,  yaşadığım olayı sonrasında etraflıca düşündüğümde anladım. Bununla birlikte birincisi kim onu da bilmiyorum, yanımda biri vardı fakat kim? Konuşuyor muyduk? Hatırlamıyorum, sadece yan yana yürüdüğümüzü ve sonrasında niyeyse benim bir tüccar yazıhanesine girdiğimi hatırlıyorum. Birincisi diye bahsettiğim, benimle beraber oraya kadar yürüyen kişi sonrasında ne yaptı bilmiyorum.

( Şöyle düşünürsek; t1 anından uzak bir t2 anına kadar biriyle yan yana yürümüşsem o kişiyle birlikte yürüyor olduğumu dışarıdaki bir göz gibi ben de düşünebilirim ve hasbelkader aradaki herhangi bir tn anından başka bir ana kadar yine başkalarıyla yan yana gelmiş olmamın sadece yan yana gelmek olduğunu ve bu birlikte yürüme eylemiyle ilintisi olmadığını kolaylıkla düşünebilirim. Ola ki iş bu ya, t1 anından t2 anına kadar bir tesadüf bize eşlik etmiş de üç, dört, beş altı kişi olmuşuz bunu yine ayırt edebilirim, akıl sahibiyim sonuçta, onlar başka bir düzenin parçası… Kiminle yan yana yürüdüğümü biliyorum, sadece onun kim olduğunu bilmiyorum ve bu ikilinin ikincisi benim onu biliyorum. Bilmek ve bilmemek için kim’e muhtacız, bu muamma canımı sıkıyor. )

Yazıhaneden içeri girdim, İlker Abi, tanıyorum ama ben bu İlker Abi’yi görmek için bir yerden bir yere neden yürümüş ve buraya gelmiş olabilirim bilmiyorum. Düşündüğüm vakit bu İlker Abi’yi görmek için gelme gibi bir sebebim olamaz, başka bir İlker Abi’ye gidebilirdim fakat o da ölmüştü zaten, mekânı cennet olsun. Hem onu görmeye gitmedim hiç, en son çocukluğumda görmüşüm, ben anımsamıyorum. Bu İlker Abi’yi tanıyorum fakat zaten bu yüzden görmeye gelmezdim. İlker Abi işten güçten, para kazanma yollarından bahis açıyor, o da beni tanıyor fakat konuşuyor yine de umursamayacağımı düşünmeden, üstüne susmuyor da. Onun zaten konuşması gerekirdi, bunları konuşması gerekirdi muhtemelen. Neden derseniz İlker Abi t3 anında yapması gereken şeyi yapıyordu, onunki mekân ve zaman problemiydi sonuçta ve bu anda mekânda bulunan şahıs bu konuşmayı dinlemeye haiz şahıs olacaktı, doğru anda yanlış yerde bulunan bendim. Bu yanıyla bakınca İlker Abi’nin iletişimi doğru sürdürmesi büyük tesadüf dedim içimden. Hangi 1 olduğumu düşünmedi bile, hangi 1 ile devam ettireceğini biliyor mu? Bir ikiye bölünür İlker Abi, ben ikincisiyim diyecektim Badiou aklıma geldi vazgeçtim. Gelmese de vazgeçerdim muhtemelen, düşünmeye koyuldum kimdi yanımdaki, yanımdaki kimdi, niye beraber yürüyorduk, o neden buraya gelecekti? İki bilinmeyenli bir denklem gibi miydi bu da onun yerine 0 koyup beni mi bulmuşlardı bu İlker Abi eksenini keserken denklem. Bunları da düşünmesem duramazdım…

Stone Garden

Kikagaku Moyo’nun daha evvel paylaştığımız masana temples albümünü dinlemiş ya da dinlememiş olmanızdan bağımsız dikkat vermeniz gereken bir albüm. Müziklerinin zihin ve vücudun özgürlüğü ve doğaüstü ile anın arasında bir köprü kurmak üzerine olduğunu söylüyorlar. Dinledikten sonra bunun ne demek olduğunu daha iyi anlayacaksınız.

Umarım dinleyeceğiniz albüm ise Prag’da geçirilen günler ve gecelerde odaklanılan saykodelik ve çiğ müziğin biraz düzenlenmesiyle oluşmuş. mümkün olduğu kadar deneysellik üzerine biraz kontrol süreci serpeştirilmiş geometrik desenler. zihninizde çizgilerin kesiştiği noktada buluşalım.