Ay: Aralık 2019

2019 raporu ve 2020 reçeteniz

2018 sonunda malum duraklama devrimiz dolayısıyla yıl sonu raporu paylaşamamıştık. 2020 için bunu yapabiliyor olmak güzel. 2019 yılı bu coğrafya için çoğu yıl olduğu gibi karmaşık bir yıl oldu. genelde ilk seçim ve ertesinde yaşanan saçmalığın vaktimizi çaldığı, kadın cinayetlerinin maalesef ciddi yer kapladığı, adaletin artık sosyal medya aracılığıyla sağlandığı, toplumsal sosyal medya lincinin yeni normal olmaya başladığı bir yıl geçirdik, dünya iklim krizi dolayısıyla çalkalanırken yiye yiye bitiremeyen rant zombileri ülkede yeni felakatler yaratma çabalarını arttırdı. olumlu taraflardan bakıldığında ülke yenilmez/yıkılmaz diye nitelendiren grupların gayette yenilebileceğini tecrübe etti. umut tarafına artı yazıldı. umarız bireysel olarak her neredeyseniz sizin de olumlu ve umutlu taraflarınız bol olmuştur.

etilen olarak bir bakalım rakamlar ne olmuş dediğimizde;

  • bu yazı ile birlikte toplamda 206 yazı yazmışız. ilk 1-2 ay hareket olmadığından ortalamalara yakın bir rakam. daha ne olsun. bu dönemde yaklaşık 133.300 kişi, 178.234 kere siteyi ziyaret edip, 315.614 sayfa görüntülemiş. 2018 rakamlarının altında kalmışız ama yeni yeni toparlıyoruz.
  • radyo yayını yapmadık. keşke yapsaydık. belki yeni yılda yaparız.
  • twitter kısmı yaklaşık 560.000 izlenim almış, hesap sıfırdan başladığı için doğal diyoruz
  • instagram kısmı 1500 takipçiye ulaşmış. yine sıfırdan başladığımız için fena değil diyoruz.
  • facebook takipçileri 16500 civarında yerinde saymış. kitlelerin haklı sebeplerden terk ettiği platform için güzel diyoruz. keşke facebook üzerinden takip eden arkadaşlarda başka platformlara geçse biz de bıraksak.
  • yılın bizce en büyük yeniliği etilen distro oldu. önümüzdeki yıl içinde de haftada 1 güzellik paylaşmak ve distro’yu etilen dışına genişletmek gibi bir amacımız var. umarım başarırız.

yapımda ve yayında emeği geçen herkese tek tek teşekkürler diyerek 2020’de daha agresif devam etmek için yeterli sebebimiz var. 2020 yılı için yapmanız gerekenleri ise sizin için özetledik. buyrun reçetiniz;

itiraz et. kabullenme. sesini çıkar. umudunu kaybetme. araştır. diren. gülümse. vazgeçme. oku. takas yap. iste. topla. boşal. israf et. öp. kullan. ihtiyaç duy. izle. gör. ölme. içine çek. ara. ye. sipariş ver. nefes ver. borçlu ol. zevk al. sıç. ödünç ver. tahrik et. küfret. dinle. hediye ver. bağır. sahip ol. taklit et. kazan. iç. seviş. anla. farkına var. özle. gasp et. ödünç al. öde. hesapla. götür. baştan çıkart. savaşma. yaşa.

klasik videomuz ile sonlandıralım. 2020’de yenilik yaparız;

tom hegen

tom hegen. kendisi alman. gerçi başka milletten olsa da bir önemi yok. “aerial photography” denilen hava fotoğrafçılığı yapıyor. yani tanrılara mahsus görülen “tepeden bakmak” kavramını bizim önümüze seriyor. insanların dünya üzerinde bıraktığı etkileri gözler önüne serme gibi bir niyeti varmış. bize sorarsanız kesinlikle başarmış. 30’a yakın serisini de kendi sitesi üzerinden paylaşmış. size düşen yeterince vakit ayırarak hepsini incelemek ve üzerinde biraz düşünmek. iyi uçuşlar.

tom hegen

hakikat sonrası – lee mcintyre

ilginç bir yalana bağlanmak sıkıcı ve bildik gerçeklere inanmaktan daha caziptir. ayrıca kutuplaşmalar çağında bireylere kendilerini iyi hissettirir.

tellekt bu yıl karşımıza çıkan güzelliklerden. can yayınların bünyesinde kurulmuş. bence oldukça iyi bir başlangıç yaptılar. sanıyorum ilk yayınları eserde lee mcintyre’ın hakikat-sonrası. yani post-truth. 2016 yılında bildiğiniz gibi oldukça öne çıkar bir söylemdi. kanımca içinde bulunduğumuz yılda kabullenilmiş bir yeni normal çizgisinde devam ediyor.

sadece ülkemizde değil, bütün dünyada politikacılar, artık kontrol etmekte zorlandıkları medyayı yani sosyal medyanın etkisini azaltmak ya da kendi lehlerine kullanmak için sahip oldukları trol ordusu ile birlikte çarpıtılmış gerçekler paylaşmaya devam ediyor. bunu sadece iktidarların değil, muhalafetin de elinden geldiğince yapmaya çalıştığını atlamamak gerekiyor.

lee mcintyre ise bu durumu oldukça başarılı bir şekilde özetlemiş ve tartışmış. olayın tarihsel gelişiminden başlayıp, geleneksel medyanın düşününe uğrayıp sosyal medya probleminden post-modernizme uzanmış ve hakikat sonrasıyla mücadele ile noktalandırmış. ve çok önemli bir gerçeği gözler önüne sermiş – “siyasetçilerin olguları hiçe sayıp bunun için hiçbir bedel ödemedikleri bir dünyada hakikat-sonrası tek bir şahsın çok ötesindedir.”

okumanız gereken eserler listesinde olduğunu düşünüyoruz. burada paylaşılanlar dahil tüketilmeniz istenilen bilgiyi sorgulamanız ve gerçeğe ulaşmak için çabalamanız dileğiyle.

hakikat-sonrası
lee mcintyre
çeviri: mehmet fahrettin biçici
tellekt
2019, 167 sayfa

bu yazı iklim krizi için zararlı, okuduğunuz için teşekkürler

küresel ısınma teriminin artık kullanılmaması gerektiği ve derhal iklim krizi kavramının bütün dünya insanlarının bilincine yerleştirilmesi gerektiği bir dönemdeyiz. bu gerçek bu yıl ortaya çıkmadı. bir grup azınlığın yıllardır bağırdığı gibi kısıtlı kaynakların olduğu bir ortamda sürekli büyemeye dair bir modelin işlemeyeceğine bütün dünya kulak astı. asmaya da devam ediyor. bu yıl içerisinde değişen şeylerin başında ise özellikle dünyanın belirli problemleri çoktan çözmüş bölümlerinde insanların daha çok farkına varması ve bu gidişe dur demek için daha çok çaba sarfetmesi. hissedarların şirketlere karbon emisyolarını sıfırlamaları için yaptığı baskı olumlu görülebilir. bu topraklarda ise bu “endişe” sanıyorum son sıralarda yer alıyor, mevcudu korumak ve iyileştirmeye çalışmak yerine geri döndürülmesi çok zor zararlar verecek kanal istanbul gibi saçmalıklarla gündem meşgul ediliyor.

daha önce daha kısa duşları unutun gitsin yazısının hatırlattığı gibi çözümün bireylerden gelmesi oldukça zor ve problem basit bir şekilde çözülebilecek bir problem değil. öncelikle dünya popülasyonu gereksiz büyük ve hiç olumlu olmayan bir hızda büyümeye devam ediyor. “ilerleme” ve “gelişmenin” getirdiği tüketim alışkanlıklarıyla birlikte herkes evini ısıtmak, gece aydınlanmak, bir araca sahip olmak, dünyayı gezmek, gezerken gördüğü her şeyi sosyal medyada paylaşmak, sosyal medyada paylaşılan her şeye sahip olmak ve sürekli tüketmek istiyor ve bundan da vazgeçmesi çok zor. bu soruya kendiniz de yanıt verebilirsiniz. bu yazıyı okumak için kullandığınız telefon ya da bilgisayarı geleceği kurtarmak adına şu an kullanmayı bırakıp geri dönüştürmek ister miydiniz? istemediğinizi biliyoruz devam edelim.

problemi çözmek için nedense göz ardı edilen gerçeklerden biri de çevreye daha az zarar verdiği düşünülen ürünlerin üretim ve lojistik aşamaları. örneğin plastik poşet. zararlarını konuşmaya gerek yok fakat yapılan bir araştırmaya göre kesekağıdını üretmek için gereken enerji, plastik poşet için gereken enerjinin dört katı. yani kesekağıdını en az 5 kere kullanmalısınız ki plastikten daha iyi bir şey tüketmiş olun. bu rakam bez çantalar için ise 131 – çünkü pamuğun yetiştirilmesi ve üretim sürecinde ciddi bir enerji harcıyorsunuz. bir diğer örnek ise elektrikli araçlar – bu araçların kullanımı sırasında herhangi bir kirlilik olmaması pek tabii harika ama siz elekrik üretirken termik santral kullanıyorsanız ya da batarya üretirken içten yanmalı motorlara göre daha fazla enerji harcıyorsanız bir anlamı olmayabiliyor. sadece problemi başka bir bölgeye kaydırıyorsunuz.

bu yazıda ise hatırlatmak istediğimiz bir gerçekte bu yazıyı okurken çevreye verdiğiniz zarar. öncelikle elinizdeki telefonun yapımında koltan gibi yenilenmesi mümkün olman kaynaklar kullanılıyor. bunları çıkarmak için ciddi bir enerji harcanıyor, bunun yanında afrikadaki madenlerde binlerce insan ya çalışma koşullarından ya da bu kaynaklara erişmeye çalışan güçler arasında çıkan savaşlardan hayatını kaybediyor. akabinde cihanızı üretilene kadar yapılan hava-kara-deniz yolu taşıma işlemleri sırasında ciddi bir kirlilik yaratılıyor. cihanızın elinize ulaştığında ve bir şekilde web’e dahil olduğunuzda ise hem bu verilere ulaşmak için kullandığınız cihazlardan, hem de bu verilerin saklı olduğu cihazların tükettiği enerjiyi düşünmeniz gerekiyor. özellikle de izlediğiniz videolar. internet trafiğinin %80’ini oluşturuyor. sosyal medya tüketimi ve veri yayılım bu hızla devam ederse dünyadaki karbon emisyonunu %7’si sanal alem dolayısıyla oluşacak. bu değer dünyadaki bütün araçların yarattığı emisyon değerine eşit. hesaplamamız mümkün değil ama bu yazıyı ben yazarken, siz de okurken de çevreye zarar vermiş olduk.

muhtemelen farkında olduğunuz bu problemi hatırlattıktan sonra tamam da çözüm ne diye düşünmüş olmalısınız. günümüzün sorunu dünyaya at gözlüğüyle bakmaktan geliyor. esasında hiçbir önemi olmayan şeylere dikkat ediyoruz. gezegenin başı dertte ve pek çoğumuz kafamızı sosyal medyaya gömmeyi tercih etmiş durumdayız. problem fazlasıyla karmaşık ve basitçe çözmek mümkün değil. kitlesel bir bilinç ve farkındalık gerekiyor. hem mevcut düzeni sorgulamak ve değiştirmek, hem gerçek ihtiyaçların farkına varmak hem de bir şekilde bunu hep birlikte başarmak gerekiyor.

dolayısıyla belki de çocuklara daha iyi bir dünya bırakmak yerine dünyaya daha iyi çocuklar bırakmaya odaklanmak gerek, sonrasında sorun kendiliğinden çözülebilir.

Föllakzoid – I

föllakzoid üzerine bu kadar yazı yazmamışız. ilginç. şili’den güzel insanlar. müziği sadece müzik yapmış olmak için değil. tamamiyle hissederek ve hissettiklerini paylaşırken dinleyicinin yaşayacağı tecrübeyi ve atmosferi detaylı bir şekilde düşünen insanlar. bu albümde de sonik seslerden ve enerjiden ibaret bir atmosfer sizi bekliyor. aynı zamanda kendinizle, benliğinizle bağlanmak için bir davetiye. dinlemeye başladığınız andan itibaren size seyahatinizde eşlik edecek, götürecek bir araç. umarım indiğiniz yerde gülümsüyor olursunuz. föllakzoid. I.

Üçüncü Birey

Spinoza’nın dediği gibi: Nefret ettiğiniz varlığı mutsuz olarak hayal ettiğinizde kalbinizde tuhaf bir sevinç uyanır. Buradan bir tutkular silsilesi çıkacaktır. Spinoza bunu çok iyi başarır. Nefretin sevinçleri vardır. Bunlar ne tür sevinçlerdir? En azından şunu söyleyebiliriz – ve bu bizi çok ilerletecektir – bunlar tuhaf bir şekilde telafi edici, yani dolaylı sevinçlerdir. Nefrette ilk gelen şey, nefret duygularımız baş gösterdiğinde her zaman temeldeki kederi aramalısınız – yani eyleme geçme kudretinizin engellenmesini, azalışını. Ve şeytanca bir kalbiniz varsa, bu kalbin nefretin sevinçleri içerisinde serpilip açıldıklarını anlayın; ve bu nefretin sevinci ne kadar büyük olurlarsa olsunlar başlangıçtaki o küçük kirli kederi asla ortadan kaldırmayacaklardır sevinçleriniz telafi sevinçleri olarak kalacaklardır. Nefretin adamı, içerlemenin adamı, vesaire; Spinoza’ya göre, bütün sevinçleri bu başlangıçtaki keder tarafından zehirlenmiş olan kişidir – çünkü keder bu sevinçlerin içinde varlığını sürdürür. Sonuçta böyle bir kişi sevincini kederden başka bir şeyden türetemez hale gelir. Ötekinin varoluşu dolayısıyla duygulandığı keder kendisine bir haz yaratmak için ötekinde uyandırmayı hayal ettiği keder – Spinoza’ya göre bütün bunlar lanetli sevinçlerdir. Dolaylı sevinçlerdir. Dolaylı ve dolaysız kıstaslarımızı burada bulabiliyoruz, burada, bu düzeyde. Aynı şekilde soruma geri dönüyorum – evet, yine de söylemek gerekir ki: Bir duygulanış, yani benim kendi öz ilişkilerime uyum göstermeyen herhangi bir şeyin imgesi hangi bakımdan eyleme gücümü azaltır? Bu hem apaçık görünüyor, hem de hiç öyle değil. İşte Spinoza’nın söylemek istediği: Varsayın ki bir kudretiniz var, ve işte birinci durumda ilişkileri sizinkilerle birleşmeyen bir şeye çarptınız. İkinci durumdaysa aksine ilişkileri sizinkiyle birleşen bir şeyle karşılaştınız. Spinoza Ethica’da Latince occursus terimini kullanır – occursus tam da bu durumdur, karşılaşma, rastlama. Bedenlerle karşılaşıyorum. Bedenim her an başka bedenlerle rastlaşıyor. Karşılaştığım bedenlerin kâh benimkilerle birleşen kâh birleşmeyen ilişkileri var. İlişkisi benimkiyle birleşmeyen bir bedenle, bir cisimle karşılaştığımda ne olup biter? İşte bu: Diyeceğim ki – ve Ethica’nın dördüncü kitabını okursanız bunun son derece güçlü bir öğreti olduğunu göreceksiniz… Bunun mutlak olarak onaylanmış olduğunu söyleyemem ama en azından orada önerilmiştir; o zaman saplantı adını verebileceğimiz bir fenomen gerçekleşecektir. Nedir bir saplantı? Yani kudretimin bir kısmı bütünüyle bana uygun düşmeyen nesnenin benim üzerimde bıraktığı izi kuşatmaya ve lokalize etmeye ayrılacaktır. Sanki kaslarımı germişim gibi – kasılmışım gibi: Örneğimizi yeniden ele alalım; pek görmek istemediğim biri odaya giriyor, kendi kendime diyorum ki yandık – ve bende bir tür yatırım gerçekleşiyor: Kudretimin belli bir kısmı bu nesnenin üzerimdeki etkisiyle baş etmek üzere yatırılıyor. Şeyin üzerimdeki izini kuşatıyorum. Şeyin üzerimdeki etkisini kuşatıyorum. Başka terimlerle söylersek bu etkinin etrafını kuşatmak onu yerel bir halde tutmak için azami ölçüde çabalıyorum yani kudretimin bir kısmını şeyin bende bıraktığı izi kuşatıp izole etmek için yatırıyorum. Neden? Kuşkusuz onu devreden çıkarmak, belli bir mesafede tutmak, uzaklaştırmak, def etmek için. Bundan çıkacak sonucu iyi anlayın: Bana uymayan şeyi kuşatmak için yatırdığım bu kudret miktarı, bu nicelik kudretindeki belli bir azalışa tekabül ediyor – benden çekilip alınmış olan hareketsizleşmiş bir kudret miktarını.

İşte kudretim azalıyor bu demektir. Bu daha az kudretim olduğu anlamına gelmez, kudretimin bir kısmını, şeyin üzerimdeki eylemini def etmek için zorunlu olarak etkilendiği ölçüde benden çekilip alındığı anlamına gelir. Her şey kudretimin belli bir kısmına artık sahip olmadığım anlamına geliyor. İşte kederin duygusal tonalitesi böyle bir şeydir: Kudretimin bir kısmı şeyin üzerimdeki etkisini, eylemini def etmek gibi bir belaya karşı kullanılmaktadır. O kadar miktar kudret hareketsizleşmiştir. Şeyi def etmek, yani ilişkilerimi yıkıma uğratmasını engellemek için ilişkilerimi kasmaktayım, katılaştırmaktayım – Bu gerçekten muazzam bir çaba olabilir. Spinoza diyecektir ki: Bu kaybedilmiş bir zamandır. Bu durumdan tümüyle kaçınmak ne kadar da iyi olurdu. Her durumda kudretimin belli bir kısmı saplanıp kalmıştır, kudretimin belli bir kısmı azalıyor dediğimde söylenmek istenen işte budur. Gerçekten kudretimin bir kısmı benden alınmıştır, artık elimde değildir. Bu bir tür kasılma hali, gücün kemikleşmesi halidir – bununla ne kadar zaman kaybedilir!

Aksine sevinçte işler çok ilginç hale gelir. Spinoza’nın sunduğu şekliyle sevinç deneyimi, mesela bana uyan – ilişkilerime uyum gösteren bir şeyle karşılaşıyorum. Sözgelimi müzik. İç burkucu sesler vardır. Bana büyük bir hüzün, keder ilham eden iç burkucu sesler vardır. Bu bütün işleri karmakarışık eder – çünkü bu iç burkucu sesleri aksine çok uyumlu ve harikulade bulan insanlar hep vardır. Ama, hayatın sevincini getiren de işte böyle bir şeydir – yani sevgi ve nefret ilişkileri… çünkü bu iç burkucu sese karşı duyduğu nefret bu sesi seven herkese yayılma eğilimi gösterir. O zaman evime dönerim, bana bir meydan okuma gibi gelen bu sesler kulağımdadır – bütün ilişkilerimi gerçekten çözüp dağıtmaktadırlar, beynime nüfuz etmiş haldedirler, beynime ve karnıma… Kudretimin önemli bir kısmı bana nüfuz eden bu sesleri uzakta tutmak için kalmış gibidir. Sessizliğe dönelim ve sevdiğim bir müziği koyalım; her şey değişir. Sevdiğim müzik ne demektir? Benim ilişkilerimle birleşebilen ses ilişkileri demektir. Ve düşünün ki tam o anda pikabım bozuluyor. Pikabım bozuluyor: nefret ediyorum! (Richard Pinhas: Ah, hayır!) Bir eleştiri mi var? (Gilles Deleuze’ün kahkahaları). Sonuçta keder duyuyorum, büyük bir keder. İyi, sevdiğim bir müzik koyuyorum, o zaman, bütün bedenim, bütün ruhum – besbelli olduğu gibi – ilişkilerini ses ilişkileriyle birleştiriyor. Sevdiğim müzik işte bu anlama gelir: Kudretim artmıştır. Demek ki Spinoza açısından – burada beni ilgilendiren şey de budur; sevinç deneyinde hiçbir zaman kederinkiyle aynı şey yoktur, kudretimin bir kısmının, belli bir miktarının gücünden çekilip alındığı, ve başka bir alana yatırıldığı – bu neden böyle göreceğiz – söylenemez. Böyle bir şey yoktur, neden? Çünkü ilişkiler birleştiğinde ilişkileri birleşen iki şey bir üst birey oluştururlar, ikisinin parçalarını oluşturduğu, ilk ikisini kuşatan üçüncü bir birey. Başka terimlerle söylersek sevdiği müzikle ilişkili olarak, her şey doğrudan ilişkilerin birleşmelerinin (görüyorsunuz hâlâ doğrudanlık, dolaysızlık kıstası içindeyiz) – burada ilişkilerin doğrudan bir birleşimi söz konusudur. Öyle ki üçüncü bir birey oluşmuştur – benim veya müziğin artık yalnızca bir parçası olduğumuz üçüncü bir birey…

Gilles Deleuze, Spinoza Üzerine Onbir Ders