Ay: Mayıs 2019

işte bu iş

Shakespeare
Beatiful is terrible
Terrible is beatiful demiş

Bu söz Türkçe şöyle söylenir mi acep?
Güzelden güzeldir gazel
– O düşen sonbahar yaprağı-
Ve müthiş

Benim şiirden anladığım işte bu iş  

Can YÜCEL

MOD 127 – 20190507

Büyük bombardıman hedefine ulaştığında, arkasında bıraktığı yıkıntılarda şaşılası bir hızla hayat yoluna devam etmiş, olmadık yerlerden bitkiler, otlar, çiçekler fışkırmaya başlamıştı ilkyaz günlerinde. Gidenler nereye gittiklerini bilmeksizin gitmişlerdi gerçi; kalanlar olmuştu, gidilesi yer, gidesi mecâl bulamayanlar bu başıbozuk canlanışta, dirimin ölümü hiçesayan bir gücü olduğunu saptayarak eldeğmemiş bir umut kaynağına ulaştıklarını düşünmüş müydüler? – Enis Batur

biz ara verdik ama hakan tamar pek tabii vermedi. mod 127 oldu. biz ilkyaz günlerine geçerken, mod dinlemeyi ve keşfetmeyi ihmal etmeyelim.

01. Replikas – Bu Sıkıntı
02. Replikas – Bozuk Düzen
03. Grup Ses & Ethnique Punch – Delibaş
04. Ağaçkakan – Bozbulanık
05. Islandman – Lamani
06. Captain Kubar – Bir Şey Yap
07. Peyk – Don Kafa
08. Ari Barokas – Ömrümüz Yine Geçiyor
09. Hedonutopia – Chopin
10. Kafaya Islak Çifte – Neden Rock
11. Brek – Dünyanın Sonunda Buluşalım
12. Kumadam – Devler Düştüğünde
13. Kumadam – Güzel Günler
14. Stiff & The Denizens – The Tumult (Need To Resist)
15. Nekropsi – Ateis 1998

kAos’n Roll Manifestosu

2010′ dan beri bir nebze olsun Ortadoğu’da boktan bir hayat yaşıyor olduğumuz gerçeğinden kurtulmamız için hayatımızı zehir eden insanlar, ideolojiler, gündemler, modalar ve türlü aptallığı ayarsız derecede tiye alarak kaçış çizgileri yaratmak dışında bir amaç gütmeyen Facebook sayfası kAos’n Roll, bir insan ve iki kedi tarafından onaylanan bir manifesto yayınladı. İşte;

” Manifestolar ortak amaç ile bir araya gelmiş bir grup insanın görüş ve ideallerini, diğerlerine tehditkar ve üstten bakan bir açı ile sunmaya yarar, akademik dilin manifestonun tehditkar dilinin önüne geçmesi anlamına geleceğinden karşı çıkılan görüşler hakkında detaylı analiz yapmaya gerek yoktur; ”Neden haklıyım?”dan çok ”Neden geri zekalısınız?” ve ”Geri zekalı olmanızın bedelini nasıl ödeyeceğinizi öğrenmek istersiniz diye bir metin yazdık.”ın özetidir. Manifestolar cooldur. O zaman bir manifesto yazalım. Manifestomuzun adı ‘Manifesto‘ olsun. Yanına başka bir kelime kullanmamıza ihtiyaç bile duymayacak kadar kendinden emin bir görüntü sergilememize yarar.

MANİFESTO

1- kAos’n Roll bir tavırdır. Fakat uzun ve anlamsız bir isim olduğundan biz o tavra kaos diyeceğiz.
2- Kaos formülize edilemeyecek bir tavırdır. Öyle ki; kaos herkeste farklı bir şekilde anlam bulabileceği gibi, bireyin farklı zamanlarında da farklı şekillerde anlam bulabilir. Kaos, kendisini açık seçik tanımlamadığı için onu metafizik ve değersiz bulan pozitivistleri geri zekalı bulur.
3- Kaos tüm üst anlatıların reddedilmesini gerektirir. Bu üst anlatılardan kasıt klasik anarşizmin Tanrı ve devlet (ve dolayısıyla hukuk) reddini onaylarken ideoloji, ahlak, bilim (unutulmazsa buna ileride değinilecek) ve tüm felsefe ekollerinin reddini de içermektedir. Kaos konular hakkında bulduğu random çözümler ve hala seks isteğine sahip olması nedeni ile nihilizmden farklılık gösterir.
4- Zeki insanların bu noktada düşünmesi gereken bireyin tüm üst anlatıları reddetmesinin imkansızlığı olacaktır. Fiziksel, bilişsel hatta biyolojik her eylem bir onaylamadır. Kaos bu çakışmanın farkında olmayı gerektirir. Kaosun red mekanizması rasyonalizmi dayanak noktası olarak kullanmadığı için bu asılı kalmış bir sorundur.
5- Kaos, çocuk tavrın onayıdır. Yetişkinlik ve getirilerini can sıkıcı olarak görür ve temel düşmanlarından biridir. Çay ve kahveden nefret eder, alkol,uyuşturucu, tursu suyu ve ota hayranlık besler.
6- Kaos eşitliğe inanmaz. Onu hiçbir anlam ifade etmeyen gereksiz bir tanım olarak görür ve karşı çıkar. 
7- Kaos anarşizmin yıkıcı tavrını içinde barındırır fakat tüm yaratımları can sıkıcı ve çelişkili bulur. Nihai hedefini açıkça tanımlayamadığı ve bu yüzden ulaşılması imkansız olduğu için bu gereksiz bir sorundur. Böyle olmasa da gereksiz bir sorun olacaktı.
8- Kaos paranın geçerli olduğu bir dünyada parayı sever. İsteklerine ulaşmak için toplumun ahlakını ve üst anlatıları reddeder. 
9- Kaos sevgisiz ve Kyrene dolaylarında hazcı değildir. Sevgisi akışkan ve tanımlanamazdır, hazzı ise bir sırtlana benzer. Sivrisineğe duyulan aşk ile dolandırıcılık arasında fark göremez.
10- Kaos seks için bireyin %25‘ten fazla kendisinden taviz vermemesini aklından çıkarmaz.
11- Kaos amacına ulaşmak için manipülasyondan çekinmez fakat içinde bir empati bariyeri barındırır. Vereceği hasar hakkında tahminde bulunup eylemini tekrar değerlendirir. Bu ’empati bariyeri’ tüm bireylerin içinde bulunduğuna inandığı bir özdür ve kaos tüm özleri reddetmeyi kendine üst anlatı edinmeyi reddeder.
12- Kaos tüm canlılığı kompleks bir illüzyondan ibaret olarak görür fakat bu onu eylemlerinden alıkonulmuş salak bir Kafka karakteri yapmaz. O daha çok gözyaşları içinde ve amaçsızca uçsuz bucaksız bir yaylada koştururken dondurmasını yalamaya çalışır.
13- Kaos insan ilişkilerinin geçici, simbiyotik ve toksik olduğunu bilir. 
14- Kaos dünyanın sonunu onaylar fakat bunun için çaba sarfetmeyi yorucu bulur.
15- Kaos İstanbul’dan, Pink Floyd’dan, sosyalizmden ve Vanessa Cage’den nefret eder, yoğun şekilde onaylanmış her şeye sonsuz bir şüphe ile yaklaşır.
16- Kaos iletişimin imkansızlığına ve iletişimin dil bilgisi ile değil kelimelerin metafizik harmonisi ile mümkün olduğuna inanır.
17- Kaos birden fazla kişiyle monogamdır.
18- Bu şekilde özetlenebilecek kaos tavrı var olan tek gerçekliktir ve aksini düşünenler geri zekalıdır. Bizim gibi düşünmeyenleri çok kötü bir gelecek bekliyor, bizden söylemesi.

Barış

Barış koydum adını. Durmaksızın ağlıyordu. Bir an hiç susmayacak sandım. Çok hareketleydi. Annesinin yanına getirdiklerinde sarıldı annesi. Ağlaması kesilmişti. Hafif bir tebessüm belirdi yüzünde. İşte geldim der gibi.

Farklı hissediyordum ona karşı. Böylesi duygular bana hiç uğramamıştı. Hayalimde yaşardı hep, şimdi ise annesinin kucağında bana gülümsüyordu.

Annesi ona sarılmış, tarifi olmayan bir duyguyla ikisi de uyumuştu. Uzun uzun baktım onlara. Huzurun, mutluluğun tablosuydu bu. Kutsal bir duyguydu bu hissettiğimiz.

Yerimde duramıyordum. Hastanenin duvarlarına sığamıyordum. Bir tohum ekmiştik dünyaya. Barış demiştik ona. İsminin öneminden habersiz, öylece yatıyordu. Onu elimden geldiği kadar eğitmeliydim. İsminin hakkını vermeliydi. Öyle bir oğul büyütmeliydim ki en ölümcül yaralara merhem olmalıydı. Savaşların değil, sevginin silahı olmalıydı. Benim için evlat buydu işte.

Evlat gerçek bir tohumdur fakat yolunu kendi belirler. Ya bataklıkta açar öteye gidemez yada yeşerip filizlenir yarınlara.  Barış götürür dünyaya. Yoldaş olur insanlara.  Tercüman olur duygulara. Mücadele eder yaşamak için. Değerlerini yitirmeden süregelmek için. Kimi zaman kalem olur insanlara, ses olur tüm dünyaya duyurur. Ekmeği olmayana aş olur. Evsizlere sıcak bir yuva, kimsesizlere şefkatli bir anne olur.

Yavaşça kavradım oğlumu, kollarıma aldım. Pencere kenarına yöneldim. Gözlerimi ayırmadan ona bakıyordum. Kıpraşmadan, derin derin uyuyordu. Olan bitenden habersiz, olabildiğine masum, savunmasız. Tek hissettiği ona olan sevgimizdi. Güneş yükselmeye başlamış yüzünün sağ tarafını okşar gibi ısıtıyordu. Gece boyu uyumamıştım onu beklemiştim. Şimdi de uyuyamazdım. Gözlerimi ayırmadan ona bakıyordum. Annesine de bana da benzememişti. Birdenbire girivermişti hayatımıza ama en ufak bir yabancılık hissetmiyordum. Yıllardan beri beklediğim, gelmesi benim için zorunluluk olan bir şey gibiydi. Geç bile kaldığını hissettiriyordu bana. Hayalimde daha fazla yaşatamazdım gelmeliydi artık. Görmeliydim onun büyüdüğünü.

Bir evlat büyütmek isterdim hep. Hayatın kirinden uzak, akarsu içinde çağlayan bir su gibi saf ve temiz olsun. Sevgi götürsün, aksın dünyanın dört bir yanına.  İnsanlığa güneş gibi doğsun. Isıtsın insanları ayırt etmeden. Bahane bulmadan. Beklentiye girmeden.

Işık olsun aydınlatsın yarınları.  Filizlensin umut olsun yarınlara.

Evet barış koydum adını.  Yağmur olsun, yağsın istedim yakıp kavuran ateşe inat. Gözü yaşlı çocuğa merhem olsun istedim yaşamın kavgasına inat. Tüm renkler olsun içinde içimizdeki karanlığa inat.

Ben bir evlat büyütmek istedim, sadece yaşamasın, yaşatsın istedim. Adı da Barış olsun istedim.

tekme tokatlı şehir rehberi

nerede sakladın onca gizli şeyi? insan dolup taşmaz mı bir yerlerden diye hayret ettim. ayrıca psikolog dedi ki, saklayınca olurmuş böyle şeyler zaten. insan tuvalet gibi geri tepermiş.

öncelikle öykü denildiğinde bizim aklımıza ilk olarak ustalardan istvan örkeny gelir diyerek kendisinin bir dakikalık öykülerini hatırlatmak isteriz. sonrasında ise haftanın kitabına. karşımızda öyküleri daha önce çeşitli mecralarda yayınlanan ama bu ilk kitabı olan mevsim yenice bulunuyor ki yakın zamanda henüz okumadığımız ikinci kitabı da gelmiş. zira bu kitap 2 yıl önce dolaşıma sürülmüş.

karşımızda 11 adet öykü mevcut. yalandan kim ölmüş ltd şti, muz ve kovboylar, tilkiler aç mı kalsın? gibi kendine has, size yakın gelecek, samimi, gülümseten ama dönem dönem düşündürmeyi de eksik etmeyen kısa öyküler. belki de ileride bu toprakların istvan örkeny’si olabilecek birinin güzelliği. okuyunca pişman olmayacaklarınızdan.

tekme tokatlı şehir rehberi
mevsim yenice
everest yayınları
2017, 111 sayfa

dury dava

Birkaç yıl önceydi, dünyanın en güzel şehrine öğrenci olarak gittiğimde… Boğaz’ın yamaçlarındaki okuluma pek de sık uğramıyordum… Sokaklarda geziniyordum yalnız başıma. Sohbet ediyordum bizim bakkalla, fırıncıyla… Kendi dedelerime benzeyen yaşlı amcalarla tavla, sokak çocuklarıyla top oynuyordum, alçak masalarda çaylar  içiyordum gün boyu… Şehrin mis gibi bahar havasını solurken, esrarengiz bir ses, ‘insanlığın tümü bu şehirde dünyaya gelmiştir sonrada tum dunyada ve otesinde…’ diye yankılanıyordu içimde…
Mayıs güzel kokularını etrafa saçadursun, nerde bende  ikâmet meselesini düşünecek akıl! … Unuttum gitti. Havaalanında, para peşinde hıyar bir aynasızın pençesine düştüm…bana beş yıllık ülkeye girme yasağı koydu. Şehrim bana yasak.
Siktir git lan Polis, siktir lan memur takımı, def olun ey devletler, yok olun hepimizi mahpus tutan hain hudutlar… Yaşasın özgürlük! Yaşasın ilkbahar! Yaşasın Ege Denizi.

keşif yapmak ve tesadüfen birbiriyle ilintili ama beklenmedik güzelliklerle karşılaşmak şahsımı çok mutlu ediyor. dury dava da bunlardan biri oldu. atina’dan 5 kişilik bir grup, herhangi bir fikir sahibi olmadan keyifle dinlemeye başladığım albümde karşılaşılan üstteki alıntıda görebileceğiniz türkçe sözler ile dikkatimi çekti. yunan aksanı ile okunması ve müzik ile uyumu… 60’ların saykodelik dünyası, 70’lerin krautrock’ı, türk-yunan ritimlerinin pank bakışıyla birleştirilmesiyle ortaya çıkıp deneysel rock albümü. dinleyin, seveceksiniz ve bana hak vereceksiniz.