Ay: Mart 2019

zen ustaları

soru sıradansa,
aynı olur yanıtı da.
soru pilavın içindeki kum tanesi gibi olursa,
çamurdaki dikene benzer cevabı da.

zen dünyasından devam ediyoruz bu hafta da kitaplara. zen ustaları’nın hikayelerindeki aydınlanma arayışını bulacaksanız bu sefer karşınızda. yeterince zaman tanıyıp anlamaya çalışmadan okuduğunuzda fazla kısa ve anlamsız gelebilir fakat bu fikirlerin tarih boyunca bir çok harekete esin kaynağı olduğunu unutmamakta fayda var. en azından kendiniz için gerçeklere ulaşma yolunuzda alternatiflerin arasında değerlendirmeniz gereken bir kaynak ve zen dünyası. bakın kafesin biri, bir kuş aramaya çıktı…

zen ustaları
wumen huikai
türkçesi: erdem kurtuldu
epsilon yayınevi
2015, 120 sayfa

Hatırlayan Şehir

Bu site, ziyaretçilerine, ister sakini ister turisti olsunlar, İstanbul şehriyle bir tanışma fırsatı sunuyor. Okula, işe giderken ya da turist olarak bir yeri gezerken tarihinden arındırılmış bir şimdiki zaman ve halde yaşamaya zorlanıyoruz.

Bu rehber ile Osmanlı’nın ve Cumhuriyet Türkiyesi’nin İstanbul özelinde bastırılmış tarihine bir ışık tutmak istiyoruz. Her gün önünden geçtiğimiz, ziyaret ettiğimiz mekanlar kaçınılmaz olarak bir tarihe sahip. Bu tarih çoğunlukla bir gasp ve ihlaller, bir adaletsizlik ve iktidar tarihi olarak okunabilir, kimi zaman da bir mücadele tarihi olarak…

Amacımız Taksim Meydanı’ndan başlayarak Sultanahmet Meydanı’na kadar sürecek bir turda 17 mekân, meydan ve bina üzerinden bir gayrı resmi İstanbul turu vesilesiyle gayrı resmi İstanbul tarihini de anlatabilmek.

İyi gezmeler…

hatırlayan şehir

SALT – Perşembe Sineması

SALT tarafından sürdürülen Perşembe Sineması’nın altıncı yıl programı, 20. yüzyılın son dönemecinde şehirlere odaklanıyor. Yeni bir dünya düzeninin kurulduğu 1990’lar, nice toplumsal dönüşümün meydana geldiği, gündelik alışkanlıklar ve gelecek beklentilerinin değiştiği, şehir mekânının 21. yüzyıl tasarılarına göre biçimlendirilmeye başlandığı bir dönem oldu. Soğuk Savaş sonrası siyasi, ekonomik ve teknolojik gelişmeler “küresel kent” ve “markalaşma” etiketi altında yapılı çevreye yansıdı. Perşembe Sineması’nın şehir hikâyelerinden oluşan 2019 seçkisi, bir kırılma noktası olan 90’ların panoramasını sunmanın ötesinde; dönemin homojen olmaktan uzak, coğrafyaya göre ayrışan etkilerine güncel bir merakla bakıyor.

Berlin Duvarı’nın yıkılması ve SSCB’nin dağılmasının ardından Avrupa, iş birliği politikalarıyla ortak para birimi ve vatandaşlığa dayalı bir siyasi ve ekonomik örgütlenme etrafında yeniden tariflendi. Bireysel özgürlük alanları, internetin sivil kullanıma açılması ve mobil iletişimin artması kadar çeşitli seyahat serbestliği anlaşmalarıyla genişledi. Güney Afrika’nın ilk siyah devlet başkanı seçimle göreve gelirken kıtadaki etnik çatışmalar iç savaşlara neden oldu. Benzer şekilde Avrupa’da, AB’nin ancak 2000’lerde hukuki düzlemde tartışmaya açtığı savaşlar yaşandı. Toplumların ayrışma ve birleşme eğilimlerinin belirginleştiği, ABD’nin tek süper güç hâline geldiği söz konusu yıllarda, özellikle medya ve reklam vasıtasıyla tüketim kültürü gitgide yaygınlaştı.

Perşembe Sineması programındaki kurmaca ve belgesel filmler, 90’lardaki kritik değişimlerin şehir ve uzantısındaki izdüşümleri aracılığıyla yakın geçmişin bireysel ve toplumsal bellekte nasıl saklandığı ve yorumlandığı, hatta silindiğini sorgulamaya imkân tanıyor. “Demir Leydi” zamanında Kuzey Londra’da hayata tutunmaya çalışan bir işçi ailesi, 1993’te anne babasının ölümünün ardından Barselona’dan Katalonya kırsalına götürülen bir kız çocuğu ya da Texas şehirlerinden Austin’de 90’lar Amerika’sına dair söyleyecek sözü olan bir grup “tuhaf” insan gibi bambaşka karakterler üzerinden geçmişteki gelecek hissini arıyor: 90’lar bugüne ne kadar yakın, ne kadar uzak?

SALT Beyoğlu’ndaki Açık Sinema’da gerçekleştirilen Perşembe Sineması kapsamındaki filmler, orijinal dilinde Türkçe ve İngilizce altyazılı olarak gösterilecektir. Herkese açık ve ücretsizdir.

PROGRAM

28 Mart         Life Is Sweet [Hayat Tatlıdır]

                        Mike Leigh, 1990

4 Nisan          Extinção [Yok Olma]

                        Salomé Lamas, 2018

11 Nisan        Estiu 1993 [93 Yazı]

                        Carla Simón, 2017

18 Nisan        Camorra

                        Francesco Patierno, 2018

25 Nisan        Slacker [Aylak]

                        Richard Linklater, 1990

2 Mayıs          In Praise of Nothing [Hiçliğe Övgü]

                        Boris Mitic, 2017

9 Mayıs          Nema-ye Nazdik [Yakın Plan]

                        Abbas Kiyarüstemi, 1990

16 Mayıs       Mit Verlust ist zu rechnen [Kayıplara Hazır Olun]

                        Ulrich Seidl, 1992

23 Mayıs       Terra Estrangeira [Yabancı Topraklar]

                        Walter Salles ve Daniela Thomas, 1995

30 Mayıs       Berlin Babylon [Babil Berlin]

                        Hubertus Siegert, 2001

Yıkım Kimliksiz

Önceden beri yapılara karşı oluşturup geliştirdiğimiz yapıların niteliklerini belirleyek oluşturduğumuz kimlik meselesini biraz açmak isterim. Kimlik kelimesinin tanımını kendi kelimelerimle yapacak olursam, o nitelik demektir, ruh demektir, orijinallik değil özgünlük demektir. Kendini bilmek demektir. Kendini bilen kendine has evler, dükkanlar, kitapçılar ve çarşılar ile nitelik kazanan çevremiz; ne evsiz, ne ibadethanesiz ne de okulsuz kendisi olabilir diye düşünürüm. Hatta şu an ki aynıkalıp okullar bile birbirinin aynısı gibi gelmez gözüme, ya tabelası farklıdır ya da boyası farklıdır. Tabi görünenden fazlası detayında saklıdır. Okulun boyasını atandan, tuğlasını döşeyeninden talebelerine kadar tutarsak epey farklıdır.

Şöyle bi geri çekilip bakıncada farklıdır. Yanında ibadethanesi, çok katlı evleri, bunları güzelce ayıran kaldırımlı sokağı ve sokak lambaları vardır. Yollar asfalt grisindedir diğer asfaltlar gibi, ibadethanesi taştan bahçesi kavak ağaçlıdır. Asfaltlı yoldan gelip geçerken altında durduğun kavağın dalını şöyle yolun üzerine uzatıp durması o kavağa özelmiş gibi gelir. Çok katlı evlerin dış kaplaması o evde özeldir, girşindeki kırık posta kutusu ona özel, asfalttaki çukur oraya aittir. Kendisinin aynısı yerlerden deforme oluş, eğik duruş ile sıyrılır gözümde.

Biraz daha uzaklaşıp evimin çatısından bakınca çok bir fark yoktur aslında. Ne okul ne evler ne de dükkanlar fark edilir, hiçbir fark yoktur gözümde, bir an için çatıları sayarken gözüme kiremitler ilişir ve biraz uzaktakinin daha yeni temizlendiğini, onun biraz ötesindekinin epey eski olduğu. Sokakların yarattığı izler baktıkça boluklaşır,boşluklar büyür, ardından boş arsalar görünür. Birkaç tanesi moloz ve atıklarla dolmuş beklemektei bazıları temizlenmiş yeniden doldurulmanın hazırlığında. Epey boş kalmış olmalı ki sıcak ve yoğun toz dumanları yükseliyordu. Dumanlar görünümü kapattı.

Dumanlı hava sahası bir yanda dursun molozlu arsa da farklı görünür. Molozlu arsanın köşesinde sokak kaldırımları tozlu, asfaltın oluklarında taş parçaları vardır. Sokakta hiç kavak ağacı yoktur ama dükkanların tentesi bir nebze bulunur. Arsanın bitişiğindeki evler biraz hasar görmüştür ama ayaktadır. Kaldırımdaki tozlar topraklar süpürülür. Taş parçaları sağa sola itilip araba yolu temizlenir. Asfaltın çukurları açığa çıkar. Sokak temizlenir, köşebaşından izlediğim ev yıkıntısı durur öyle.

Ayağımı yola atıp yıkıntıın sınırında durup karşıya bakarım. Tanımaya çalışırım, ayaklarımla biraz itekleyip molozları karıştırırım. Kırık ayna parçaları, kurumuş boya parçaları, ahşap parçaları gördüm. Her bir parça epeyce farklı şekilde duruyor. Her biri kendine has olmuş, parçalanmış ve dağılmış. Nedir ne değildir anlamak mümkün değil. Yıkıntının içine adım atılmaz halde. Her parça karmaşa içinde yeni bir okul oluşturmuş gibi. Tuğlasını kıran yeni bir usta, boyasını kıran yeni bir boyacısı, aynasını kıran yeni bir talebesi var. Biraz eğilip kırık aynayla bakınca da arkası gözükür. Arkada durduğum köşebaşını ve geldiğim sokağı görürüm, biraz daha uzakta az önce oturduğum çatıyı. Yıkıntıdan baktıkça her şey aynı gözükür gözüme,yıkıntıya baktıkça bambaşka bir manzara. Yıkıntının içinde bilinmezlik, sıradanlık ve ruhsuzluk. Yıkıntılara baktıkça kimliksiz yıkımlar görürüm.

ESİNTİ


Fırışka

kulaklığını yok edin bu toplumun.
merdiven dikin saklı bahçelere, adımlar yeşerecek yeniden.
tüm evsizleri tanıştırın.
atardamarlar bombalayın.
arabalar, motosikletler, tırlar, tekneler, tayyareler çürüsün.
yürünsün, yüzülsün, uçulsun.
merdiven dikin saklı bahçelere adımlar yeşerecek yeniden
sessizleri ölülerden uzak tutun.
karanlık yüzleri aynalara itin.
şurup ırmakları, tablet yağmurları, merhem resimleri uyandırın.
duvarları balyozlayıp odaları birleştirin.
şaşkınlık başlasın, karmaşa yaşlansın.
dinlenmeden dökülmesin çiçekler dillerden.
dinlenmeden sökülmesin çiçekler dillerden.
kaldırımları sökün.
elma boyu kadar fark olmasın zeminde.
duraklar silinsin güzelce.
köhne çiviler, sökülsün basmakalıp tahtalardan.
emme basma tulumba denklemini çökertin.
kafaların özü gürleşsin yeniden.
telefon ağlarını, banka hesaplarını, çekleri; itin, çekebildiğiniz evrenden.
söylemleri, sözlükleri; atalardan, duvarlardan, meyhane masalarından,
cami avlularından, raflardan cımbızlayın.
sağ sol üst üst ön arka yargıları merkezinden bodoslama deşin.
soyunup yaradan rab elbisesi giyenlerin fişini çekin.
özgür olamadınız hiç, bahis açmayın.
beklemiyor mertebeler erişilmeye.

duyulmadı.
duyanlar uyanamadı.
uyananlar uyamadı.

bir lokmada doyurun açlığınızı.
bir hırkada kurtulun donmaktan.
bu trenler gelip geçer, geçip gider.
durakları fırçalayın, temizlenip silinsinler güzelce.

belli belirsiz rotalar, hırlı hırsız menziller, kırık takık pusulalar, zehirli akrep, sıyrılmış yelkovanlar.
olumsuz ölümsüz yuvarlanan tüm minik kayala

geceler sepya tonu gündüzler cam göbeği.
günler.
güneşler.
esneyen bu zaman.
daralan vakitleriniz olacak yine
seçim olmayacak, seçemeyeceksiniz, seçilemeyeceksiniz.
boynunuza pamuktan iplikler örülecek

otobüs geldi camlardan sarkan ayaklarıyla.
arka koltukta serilmiş kellelerle geldi otobüs.
başında nöbet tutan tüm haydutlarla.

şimdi iniliyor damarınızdan.
beklemeyin iz yok, olmayacak.
iz insiz dağ başlarından sıyrıldı.
iz sonsuzluğa damlayacak yeniden.

bu tekerlekler dönüyor mu?
boğulmadılar mı, yanmadılar mı hiç?
şimdi susuyor tüneller.
dokuyor çiçeklerini pınar başları.

Kasırga

üzüm çekirdeklerini üzdün mü şaraplar boğmalı seni, şef.

esrikliğimden, demimden aldı beni.
susunca dolacağım gözlerinden.

duydun mu şef?
üzüm çekirdeklerini üzdün mü şaraplar boğmalı seni!

hey şef,
ki kadeh daha, biri yalnız olsun biri budala
ikimizin çırası ateşe bulanmadan.
harlar ellerimi gözlerini budamadan.
iki kadeh daha istiyoruz.
getirirsin, olmaz mı, şef!

hücrelerimize ekilmiştik, şef.
çekilip, çekiniyoruz artık, arzu dolu, hançerli nefeslerden.
ardışık seslerimiz bülbüllere sığmazdı.
gök deldi seslerimiz, bulutlar bilir, birdeydi tenimiz.
ceninden kefenden sıyrık tenimiz.
o savruk hallerimiz, şef!
o tüm hallerimiz.

ateşten şef, ateşten buğulandık.

çakırları yırttık, fenerleri kırdık.
levhaları yıktık birer birer, şef.

yön yoktu
olsa olsa, aşk salgını kanımız, ateşten buğulandık.

parçalandı ki aşk
ormanın merkezinden reçeteler göçüyor şimdi.
tüm yaralara, tüm yarınlara, şef.

onunla orada olmak!
onunla olmak, şef?

şimdi kulaklarımda dolanan kudretli heceler
kırılıyor, düşüyor, yürüyemiyor.

şimdi kadehleri kır şef, meyleri özgür bırak.
görünür görünmez tüm oluklardan sarkan,
o olacak.

Fırtına

sevgilim bu senin sesin.
ve kaybolan izin.
çocuk ellerimin yırtılmış eldivenleri.
elini başıma uzat, arındırırsın beni.
bu dünya bakıyor ama görmüyor bizi.

Bora

baş ağrıtan atmosfer.
şeritlerde deniz eskisi tonlar.
keçiler kişniyor kırmızı ışıklarda.
baş kaynıyor teraziden.
iki el ok değil yay değil.
deşiyor deriyi.
kanıyor rüzgar.
savrulmak böyle değil.

bilindi unutuşun sesi.
davetiyeler yanmış yarınlara.
bir biz olunsa yeter aslında.
durulmasın etrafta mumlar gibi.
herkes düşsün dibine.
avuçta, tende, savrulmak böyle değil.
düşülürdü eskiden de bulutlara.
uyku bilinmezdi uçuşlarda.

hey kaptan, demirsiz, çivisiz.
nereye batırdın bizi?
hey kaptan!
çek bizi kıyıdan.
açılalım kapandıkça güneş.
ışık böyle değil.
dertten, tenden, künden, bu dünya

barap, barap, barap.

şarap yakıldı mı hiç?
kızarık gök yüzü.
toprak ayakları.
bedenim arasında.

çekiniyordu eşsiz sevinçlerden, kıyısından usulca yürüyor şimdi.
bir it kişniyor.
bir kedi kanatlanmış.
miyavlıyor vapurun ardında martılar.
geceden sabah ninnileri artık geç değil.

Z E L

Nefesin içinde sarhoş.
Köpek olmak isteyenler.
Kuş olmak isteyenler.
Nefesin içinde sarhoş.

Güvercin ayaklarının özel bir adı olmalı. Martıların ani geri dönüşlerinin.
Karınca sayıklamasının. Ağlamaya ramak kalınan halin. Avlanmış balık çırpışının özel bir adı olmalı.

Beklenen ve gelmeyen terenlerin. Avuçta taş gizlemenin. Avuçta tohum gizlemenin. Avuçta aşk gizlemenin özel bir adı olmalı.

Kuşların göç etmediği yerlerin. Bir salıncağa içini dökmenin. Taşların vızıldayışının. Mezarların etrafındaki çiçeklerin. Bir toz bulutu içine gömülmenin. Kuyuların başında nöbet tutuşun. Dilin ıslanışının özel bir adı olmalı.

Sokakların arasında yuvarlanmanın. Mikrofonunu kaybeden kuşların. Patlamaya hazır sözlerin. Duvarlar içinde beklemenin. Suyuna varamayan nafile kulaçların özel bir adı olmalı.

Bir ibadethanede devlet eliyle ölüşün. Hapisaneden dışarı atılan ilk adımın. Sistemi bekletmemek adına sabah vakti aceleyle yüzünü kesmenin. Beslerken çiçeklerle konuşmanın. Yemlerken hayvanlarla dertleşmenin. Ağaçlara merhaba demenin özel bir adı olmalı.

Kendini yakmanın. Nefes alan kıyıların. Nefes olan susuşların. Kaybolan iskeletlerin. Çocukluk yasasının. Yalnızlık yasasının. Karanlık yasasının. Ağaçlara sarılmanın özel bir adı olmalı. 

Sökülen kaldırım taşlarının özel bir adı olmalı. Yok yere küfür etmenin. Meydanlarda kurşunlanmanın. Sokakta sırtından vurulup güvercine dönüşmenin. Arabanda son nefesinde ölümsüzleşmenin. Sessiz yansız intiharların özel bir adı olmalı.

Zorbayla bozulan yeminlerin. Gömülüp yalnız kalınan anın. Her yaprak düşüşünün özel bir adı olmalı. Her ağlama sesinin. Her ateşin. Alevlerin her bir dansının özel bir adı olmalı.

Kan.
Kan alış.
Kan veriş.
Kan.