Menü Kapat

Ay: Temmuz 2018 (sayfa 1 / 5)

natura est

doğa her şeydir, her şey doğadır; ama canavar gerçekten kim?

“nature est” yani “nature is” ya da dilimizde “doğa …” doğanın tanımını yapmak için 5 şarkı var karşımızda; kökler, toprak, gri gökyüzü, karanlık şehir ve etki. bakalım siz hangi sonuca varacaksınız;

Sanal Oda

Yaşam odalarındaki insan kalabalığı sanallaşan yaşam iletişiminin bir mekanı. Gelişerek ileriye doğru giden iletişim kanallarımız sadece haber alma aracı tanımının dışına çıkıp eğlencenin, sanatın, kültürün devamında da güncel olup güncel kalmanın aracı ve kaynağı konumuna yerleştiler. Ayrılamaz bir parçamız. Metafor yok bu sefer.

Düpedüz karşımızdalar. Kağıt, ses ve sonrasında görüntü. Sahip olduğumuz bu üç zemin, bulunduğum yüzyıl içinde gelişimini ve gerileyişini gözlemlemek için uygun bir ortam oluştururken beni de uygun bir denek haline getiriyor.

Sanallaşan odalar, medyanın çanak tuttuğu, hızlıca gerçekleşen boş bir bilgi aktarımı mekanına dönüşürken, diğer taraftan, yani, faydacı bir araç olarak, sanallıktan realiteye geçerek insanları hala gerçek tutabilir. Sanallaşan insan kavramı belki bir sonraki yüzyılın sonucu olacak ama sanallaşan insanın sürecini şu an deneyimliyoruz.

Evin, iş yerin, evinin odası, iş yerinin kafeteryası ve bazen kaldığın otel odası. Oturma düzenini ekrana çevirmiş sandalyeler yüzünüzü radyoaktif ışığın kaynağına, insanın kalın ensesini de Güneş’in radyoaktif ışınlarına göre doğrultmuş vaziyette bulunur. Sanallıkla direk karşı karşıya kalır insan. Oda da artık duvarlarını yavaş yavaş eritip yok etmeye başlar. Zira insanın elindeki sanallığın çekimine dayanamaz.

Eskimekte olan maddeden süreç olgusunu çıkaran insan, medyayı kullanarak eğlence, sanat ve güncellik ortamını zaman aşımına uğratır. İçinde bulunduğu kişiselleşmiş odaları sanal araçlarla bedenen terk eder. Tekrardan yerleşeceği yeni bir kişiselliğin ve özelleşmiş olanın arayışını başlatır.

Güncelliği dilimlere ayırıp saniyelere kadar indirebildiği süreçte sanal olan bilgisini, anısını ve sahip çıktığı anları kolaylıkla bir müzeye ve koleksiyona dönüştürebiliyor. Tozlu sayfalar ve eski kayıtlar içine yaşlı bir sahaf kaçmış benim için koleksiyon kalıyor. Sahafların tuttuğu odaların yerine ise sonsuz karolarla döşenmiş yüzen bir zeminin üstünde, dünün ve bir önceki günün sergisini, duvarları erimekte olup sanallaşma sürecine girmiş odalarda sunuyor.

kum

Kumun tartışmamızla ilgili çeşitli nitelikleri vardır, ama bunlardan ikisi özellikle önemlidir. Birincisi parçalarının küçüklüğü ve aynılığıdır. Bu aslında iki değil bir niteliktir, çünkü kum taneleri küçük olduklarından aynıymış gibi algılanırlar. İkincisi kumun sonsuzluğudur. Kum  sınırsızdır; her zaman gözün görebildiğinden daha fazlası vardır. Küçük yığınlar halinde belirdiği yerlerde kum önemsenmez. Ancak sahillerde ya da çölde olduğu gibi tanelerinin sayısı sonsuz olunca kum gerçekten çarpıcıdır.

Kum sürekli yer değiştirir ve bu yüzden bir kitle simgesi olarak akışkan ile katı simgelerin arasında yer alır. Kum deniz gibi dalgalar oluşturur ve bulutlar halinde yükselir; toz incelmiş kumdur. Kumun düşman ve saldırgan nitelikli bir şey olarak insanın karşısına çıkması, tehlike oluşturması da önemlidir. Sayılamayacak kadar çok, homojen parçacıklardan oluşan çölün tekdüzeliği, göz alabildiğine uzanması ve yaşamdan yoksun olması neredeyse yenilmez bir güç olarak insanın karşısında yer alır. Kum tıpkı denizin yaptığı gibi insanı boğar; ancak bunu denizden daha haince yapar, çünkü daha yavaştır.

İnsanın çöldeki kumla ilişkisi onun giderek artan bir güçle minik düşmanlardan oluşan dev sürülere karşı sürdürdüğü mücadeleyi akla getirir. Kumun yıkıcı özelliği çekirgelere bulaşmıştır. Çekirgeler, kum gibi bitki örtüsünü kurutur ve ekip biçen biri olarak insan çekirgelerden kumdan korktuğu gibi korkar; çünkü bunlar arkalarında bir çöl bırakırlar.

Kumun nesillerin simgesi olması çok şaşırtıcıdır. Böyle bir simgenin pek çok örneği încil’de bulunabilir ve bu gerçek, insanın çok sayıda torununun olmasım şiddetle arzuladığını kanıtlar. Burada vurgu birincil olarak nitelik üzerinde değildir. İnsanların bir alay kuvvetli ve dimdik oğullarının olmasını diledikleri doğrudur, ama daha uzak bir gelecek, yani nesillerin yaşamının toplamı için bundan daha fazlasını isterler. Zürriyetlerinin bir kitle olmasını isterler; bildikleri en geniş, en sınırsız ve en sayılamaz kitle kumun oluşturduğu kitledir. Yeni nesillerin bireysel niteliğinin ne kadar önemsiz olduğu Çinlilerin benzer bir simgesinde görülebilir. Çinliler yeni nesilleri çekirge sürüsüyle bir tutarak sayılarını ve iç tutunumlarını insanın zürriyeti için bir model olarak yüceltirler.

Zürriyet için Incil’in kullandığı bir başka simge de yıldızlardır. Yıldızların da temel niteliği, sayılamayacak kadar çok olmalarıdır. Incil’de tek ve özel nitelikli yıldızların parlaklığından söz edilmez. Burada önemli olan yıldızların kalıcılığıdır; asla yok olmamaları, her zaman  orada olmalarıdır.

Elias Canetti

Gayrimuntazam

Sadece buradayım diyordum. Hiç bir şey yapmadan. Plastikten şemsiyenin altında, masaya dizini yaslamış, olan biteni izlemekteydim. Bir şekilde bir düzen ve tekrar eyleminin içinde insanlar arabalarıyla yokuşu çıkarken hızlanıyor, giderek hızlanıyordu. Yürüyenleri düzenle takip ediyordum. Gözümde bulanıklaşarak kaldırımdan uzaklaşıyorlar. Bulundukları mekanların arkalarında boşluk bırakıyorlar. Kaldırımlarda, ağaçlarda ve havada. Git gide değişim… Kafama dank etti: Varlıklar olmadıkları yerleri kendileri yaratıyorlar.

İnsanlar uzaklaşıp yok oldukça boş kalan kaldırımlar kendileri olmayı daha iyi gösteriyor. Var olan kaldırımın sadece kendisi kalınca, sesler kesilmeye, dışarısı da zamanla değişime uğruyor. Kaldırım olmak dışında da buradalar. Sadece katı ve yalın sertlikleriyle duramıyorlar. Var olan boşluk, bulunduğu sürecinin içinde sürekli kafa boşluğuma imgeler sunup kendisini yeniden tanımlıyor. Burada olmasının ikincil ve üçüncül sebeleri var. Olduğu gibi kalamaz. Zaman geçtikçe kaldırımın dışında kalan boşluk, kendisine anlamlar eklemek zorunda. Çünkü her gün, insan, kaldırımlar ve diğer mekanlar üzerindeki düzenini devam ettiyor. Kaldırımı boğuyor, sarsıyor, bekletiyor, yormaya ve sıkıştırmaya devam ediyor. Sürekli aralıklarla değiştiriyor. Çünkü düzenli yer diye bir şey yok. Düzmece var. Bir araya gelmiş düzmeceler var. Düzmeceler düzensizce sürer gider. İkincil ve üçüncül anlamlar düzeni bozar. Boşlukta da buradayım hissi uyandırır.

Yanımdan geçen arabalar başka bir şey olmaksızın buradayım diyor, ruhsuz olmasına rağmen. Kaldırımın anlamı türüyor, sadece üstüne basılmasına rağmen. Durak olduğu bilinmeyen yerde otobüs bekleyenler buradayım diyor. Geç kalmasına rağmen. Ağaç buradayım diyor, altındaki gölgesinde duraksandığı için. Sadece orada oldukları için içinler. Kimseler demiyor, sadece ben burdayım diyor.

Dediğin Gibi

Bu sefer ben de seni çok seviyorum.
Bazen sadece yorgun oluyor insan, ne kadar sürebilir?
Bir gün bir yerde hayatta kalmaya çalışıyor.
Ve bilmenizi istiyorum ki aynı zamanda kalmak gelir içinden.
Ve bilmeni istiyorum ki ona göre hareket eden bir şey yok.
Hayal kurmak bedava falan değil.
Yani onlarca sorun yok.
Ve bilemezsin ki bu ülkede sadece hayran kaldım.
İnsanların en büyük hobilerine, ve saldırıya uğrayan tarafta olmaya.
Zaten yapılabilecek tek şey bu.
Çünkü onların karnı tok.
Hatta bir ara görüşelim.

Devam

MOD 084 – 20180710

Artık birçok şeyin vaktinin geçmiş olduğu yolundaki bezgince duygu, 14. yüzyılın başlarına dayanır. Metokhites’in başlıca takıntılarından biri, dünyaya “geç gelmiş” olduğu, “insanlığın hayatında geç kalınmış bir noktada,” “son çağda,” “insanlığın tortuları arasında” yaşamakta olduğu idi. Gregoras, 1343-1344’te tüm dünyayı kasıp kavuran iç savaşları anlatırken, bütün yeryüzünün kötülükle dolup yaşlandığını söylemişti. Tanrının yeryüzünü süpürüp temizleyerek “zamanın bu ileri noktasında” huzurun hükmüne hazırlamasını umuyordu. 15. yüzyılda methiye yazarlarının yarattığı gürültü içinde bu motif çarpar göze. Mikhael Apostolis, tebaasına güven aşıladığı için VIII. İoannes’e övgüler düzüyordu; öyle ki artık bu geç vakitte, kendilerine ve özgürlüğe yaraşır şeyler düşünmeye başlamışlardı. İoannes
Argyropoulos, XII. Konstantinos’u yeni imparator olarak selamlarken, Konstantinos’un tebaasının bu geç vakitte özgürlük ışığını görmesini ummaktaydı.

Vakit geç olmuştu. Peki ama ne için?

01. The Ex + Tom Cora – State Of Shock
02. The Ex + Tom Cora – Dere Geliyor Dere
03. Saska – Adasuzın Turalım
04. Tuğçe Şenoğul – Kaçıyorum Bak
05. Ağaçkakan – İhtiyar
06. Nihil Piraye – Değildir (feat. Ezhel & Kamufle)
07. Brek – Spook
08. Brek – Bell Tolls 4 No 1
09. Etnik Sentetik – Vatican Radio
10. Etnik Sentetik – Dasystem (Part 2)
11. Nick Cave & The Bad Seeds – From Her To Eternity (1987)
12. Toz ve Toz – Roketler Ağlamaz
13. The Ventures – War Of The Satellites

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.