natura est

doğa her şeydir, her şey doğadır; ama canavar gerçekten kim? “nature est” yani “nature is” ya da dilimizde “doğa …” doğanın tanımını yapmak için 5 şarkı var karşımızda; kökler, toprak, gri gökyüzü, karanlık şehir ve etki. bakalım siz hangi sonuca varacaksınız; natura est by natura est

Sanal Oda

Yaşam odalarındaki insan kalabalığı sanallaşan yaşam iletişiminin bir mekanı. Gelişerek ileriye doğru giden iletişim kanallarımız sadece haber alma aracı tanımının dışına çıkıp eğlencenin, sanatın, kültürün devamında da güncel olup güncel kalmanın aracı ve kaynağı konumuna yerleştiler. Ayrılamaz bir parçamız. Metafor yok bu sefer. Düpedüz karşımızdalar. Kağıt, ses ve sonrasında görüntü. Sahip olduğumuz bu üç zemin,

kum

Kumun tartışmamızla ilgili çeşitli nitelikleri vardır, ama bunlardan ikisi özellikle önemlidir. Birincisi parçalarının küçüklüğü ve aynılığıdır. Bu aslında iki değil bir niteliktir, çünkü kum taneleri küçük olduklarından aynıymış gibi algılanırlar. İkincisi kumun sonsuzluğudur. Kum  sınırsızdır; her zaman gözün görebildiğinden daha fazlası vardır. Küçük yığınlar halinde belirdiği yerlerde kum önemsenmez. Ancak sahillerde ya da çölde olduğu

Gayrimuntazam

Sadece buradayım diyordum. Hiç bir şey yapmadan. Plastikten şemsiyenin altında, masaya dizini yaslamış, olan biteni izlemekteydim. Bir şekilde bir düzen ve tekrar eyleminin içinde insanlar arabalarıyla yokuşu çıkarken hızlanıyor, giderek hızlanıyordu. Yürüyenleri düzenle takip ediyordum. Gözümde bulanıklaşarak kaldırımdan uzaklaşıyorlar. Bulundukları mekanların arkalarında boşluk bırakıyorlar. Kaldırımlarda, ağaçlarda ve havada. Git gide değişim… Kafama dank etti: Varlıklar

Dediğin Gibi

Bu sefer ben de seni çok seviyorum. Bazen sadece yorgun oluyor insan, ne kadar sürebilir? Bir gün bir yerde hayatta kalmaya çalışıyor. Ve bilmenizi istiyorum ki aynı zamanda kalmak gelir içinden. Ve bilmeni istiyorum ki ona göre hareket eden bir şey yok. Hayal kurmak bedava falan değil. Yani onlarca sorun yok. Ve bilemezsin ki bu

MOD 084 – 20180710

Artık birçok şeyin vaktinin geçmiş olduğu yolundaki bezgince duygu, 14. yüzyılın başlarına dayanır. Metokhites’in başlıca takıntılarından biri, dünyaya “geç gelmiş” olduğu, “insanlığın hayatında geç kalınmış bir noktada,” “son çağda,” “insanlığın tortuları arasında” yaşamakta olduğu idi. Gregoras, 1343-1344’te tüm dünyayı kasıp kavuran iç savaşları anlatırken, bütün yeryüzünün kötülükle dolup yaşlandığını söylemişti. Tanrının yeryüzünü süpürüp temizleyerek “zamanın