Menü Kapat

Ay: Ocak 2018 (sayfa 1 / 5)

OTOMATİZME AĞIT-7 ANTİ-NATAL BİR YORUMLAMA ( MANİFESTO -1)

‘’Zaman düz bir çemberdir. Yaptığımız ya da yapacağımız her şeyi tekrar yapacağız. Tekrar, tekrar ve tekrar sonsuza kadar. ‘’

Belki hiçbir şey gerçek değil.

Belki de bu sadece öz meselesi

Ve

Yok olmalı.

Dostoyevski yok olmalı mesela

Henry miller yok olmalı.

Elias yok olmalı.

Yazarlar, piyanistler, komünistler, alman ekspresyonistler yok olmalı.

Cortazar cinayeti işleyen karabasanlar yok olmalı.

DOĞUMLAR DURDURULMALI!

Tuvalet önlerinde daha serseri OTUZBİRLER için bekleşen beyaz ırk yok olmalı.

Sinemanın yalan yanılsaması ve simülatif zihinlerin algı kapıları yok olmalı.

Caz,  Blues, Punk ve İran popülerliği yok olmalı.

Nükleer krallığın avaz avaz şaklabanlığı yok olmalı.

Masal kahramanlarının renkli manipülasyonları ve siyah beyaz zehri yok olmalı.

Çarmıhta görsel şölen…,

Ve yüzyıllar süren samimiyetsiz, mide bulandırıcı gözyaşı ibadetleri yok olmalı.

Tanrının asitli ve yalancı gözyaşları yok olmalı.

Aşklar ve sik sıvazlamalar yok olmalı.

Sokrat, Platon, Aristo ve Yunan çingeneleri yok olmalı.

Boris Vian ve Cezayir çingeneleri yok olmalı.

Türk hamamı ve kutsal oğlancılığı yok olmalı.

Aktivistler ve ibneler ,

Ve karabasanlar ,

Ve junkerlar ,

Ve eşcinseller ,

Ve akıl hastaneleri,

Sağlık ocakları, doktorlar, kütüphane serserileri, postacı cinayetleri, Post-Rock arşivleri, sanat eserleri, ebedi ve edebi edebiyat zırvalıkları, alt kültür romanları, pop kültür romanları, kaybeden hikayeciliği, Neo-zırvalıklar ve şizofreni makineleri

Peygamberler ve havarileri, sahabeleri ve takipçileri yok olmalı.

Ağustos böcekleri gibi eylül ayında uyuyan adamlar da yok olmalı.

Bar taburesinde yeni-yetme orospu çocukları yok olmalı.

Endüstriyel uyuşturucu müptelası aileler yok olmalı.

Makine çarklarının ezip geçtiği savaş sonrası kara derili çocuklar yok olmalı.

Sosyal medya ve iç savaş yok olmalı.

Sacco & Vanzetti davası ve Amerikan mahkemeleri yok olmalı.

Utançlar ve ayıplar ve sik emicileri, manik-depresif fetişist şeytanlar, ruh katilleri, New York fahişeleri, tanrıcı jazz şairleri yok olmalı.

Odasının tavanında kırmızı kurdele için intihar dramaları yaratan Julia yok olmalı.

Kafka ve şeytanları,

Blake ve cinsiyetsiz melekeleri,

Rimbaud umutsuzluğu yok olmalı.

Pink Floyd koleksiyoncuları yok olmalı.

David Bowie koleksiyoncuları yok olmalı.

Kültür bakanlığı hardcore pompaları yok olmalı.

Bakanlıklar ve ideolojik seks parodileri yok olmalı.

Porno yıldızı intihar haberleri,

Ve sonrasında gelen mastürbatif gözyaşları yok olmalı.

Endüstriyel porno kategorileri yok olmalı.

Kendi hayatında figüran rolü yapan kara kimlikler yok olmalı.

Rusya ve Amerika yok olmalı.

Hitler ve Faşizm yok olmalı.

Stalin ve Sosyalizm yok olmalı.

De Sade ve Fetişizm yok olmalı.

Geçmişin hayaletleri teker teker silinmeli yeryüzünden.

Geleceğin somut zihinleri teker teker silinmeli.

Gelecek olmamalı!

Bu kurgusal cinayete son verilmeli!

Doğumlar durdurulmalı!!!

Kişisel Erişim Hakkı

İçinde birden fazla olanın bütüne yakın olması ve bir ses dalgasıyla ayrı yönlere dağılıp bütünden uzaklaşıp artık toplu olanı öldürme isteği – metrekaresi daraltılmış nefes alıp verme alanının gittikçe kendinden daha dar bir odaya dönüşmesi – içindeki ikinci tekil şahısların bedenlerinin ve eşyalarının zamanla değişip, dolapların yığından boşa doğru gidişi – bunlar olurken hızlandırılmış bir slayt gösterisi gözlerimin önünde.

Verdiği sözü tutamayan biri olmak veyahut şahsiyet, aslında neden olduğunu hiç bilmediğin arkadaş sohbetlerinde; olandan, dünden, gelecekten şikayetler, Kaf dağından ya da yüksek olan bir tünelin içinden yargıları tamamlanmış infazlar gerçekleştirmek.
Ark dibinde oynayan çocukları izlemek ne vakitten beridir güzel bir şey gibi geliyor bana – ev, ne ara özlenmesi gereken bir duruma dönüştü? Kablolara bağlanmış  dört çarpı beşe denk gelen bu distopyadan kurtulmak için danışmam gereken bir süper kahraman var mı?

Ev diye tabir ettiğim tek kişilik uyuma bölgesinden ayrılıp farklı yollardan aynı yerlere çıkmak  ve farklı bir yere dönüyormuş gibi yaparak yine aynı yere gelmek.
Hiç kimse birbirinin ölümüne tanık olmak zorunda değil – hiç kimse hastanedeki ölmek üzere olan bedeninizin başında size bir sandalyeden ölü refakati yapmak zorunda değil ve tüm bunlar masraflı bir cenazeye dönüşmemeli asla.

Özerk kuvvetler hazırlanmışlar, devrim yapacaklarmış. Özerk bir diktatör var başlarında görüyorum, o elinde silahıyla kendi özgürlüğünü devrimle süsleyen kişi arkadaşım değil mi? En son bir kahve içmiştik, nasıl oldu da özelleştirildi. Ata-sının izinden gidenler var, onur ve şereften bahseden madalyalar, hürriyet için savaşmanın ne denli değerli olduğundan söz-eden  hepsi de üniformalı birbirlerine karşı insanlar  – ben aptallığın tanımını size sizi göstererek yapamam – gözünüzün önündeki perde İslam-dan değil,  özünüzü oluşturan hırsın getirdiği bir bilinçsizlik – ki öyle olmasaydı korkak olurdunuz.  Korkudan susmak değil – bilinçten korkmak.

Birey olabilmek için ne yapmam gerekiyor? Kişisel erişim haklarım gasp edildi.
Bu duvar neden delik deşik? Pencereden biri mi bakıyor? Perdeyi kapatmalıyım, çıplak hissediyorum.
Alo? Cevap vermeyecek misiniz?

Bir video çekmeliyim, bir canlı yayın yapmalıyım, birini öldürmeliyim, biriyle ortak olmalıyım – hayır yalnız kalmalıyım, merhaba şuradan düz gideceksiniz ileride solda,  kolaya zam mı geldi? Ne yemek yapayım? İyi günler, hizmet kalitemiz gereği görüşmelerimiz kayıt altına alınmaktadır, lütfen dördü tuşlayınız, yeniden giriş yapınız, hatalı şifre, hesabınıza giriş yapıldı, ödemeniz gecikti, nakit avans çekimi, alooo? Ücretsiz deneme hakkı, bunu mu demek istediniz? Neyi mi demek istedim? Kapıda ödeme, iyi günler görüşmelerimiz öldüğünüzden kaynaklı başka bir dünyaya ertelenmiştir. Öldüm mü? Rüyalar, yanımdaki kim? Money kartınız var mı? Money kart? Tütün çok kuruymuş, oranın kahvesi çok güzeldir, merhaba, kira için zam, hastalıklı biri misin? Pardon müsaade eder misiniz? Kolundaki izler ne? Bira içelim mi? Allah hakkında ne düşünüyorsun? Bir işe girsen iyi olacak –

İyi günler, gerçeğe ulaşmak için ikiyi tuşlayınız – merhabalar kanalıma hoş mu geldiniz – bugün çocuklarımı öldüreceğim. Neden ağlıyorsun? Peşimi bırak artık! Üyelik için kredi kartı bilgileriniz, camileri bombaladınız mı? Gün doğdu hep uyan… Simit saaat onurlu yaş… devletimiz ve milletimiz, mahallemizi savunuyoruz yol… dinsiz piçler, caizdir, allahuekber,

iyi günler yeni bir yaşama geçiş yapabilmek için kareyi tuşlayınız
Alo? Orada mısınız?

Müzik bitti.

MOD 060 – 20180123

Oldukça soğuk hatta nerdeyse can yakan soğuklukta bir İstanbul gecesine uyan akışla ortaya çıktı bu haftaki program. Ağırlıklı olarak minimal, darkwave sularında yüzen, geceden ve şehir soğuğundan beslenen şarkılar…
 
Fransızca, Almanca, İngilizce ve Türkçe kelimeler eşliğinde evrensel ses örgüleriyle bezeli bir diğer yolculuk, genellikle 2010’lu yıllardan, yani bugünlerden örnekler…
 
Kanada’lı ikili Essaie Pas, hemen açılışta MOD 060’ın rengini belli ediyor zaten, yakın türde ve ruhta Peine Perdue ve Boy Harsher yine ilk çeyrekte duyabilecekleriniz.
 
Ülkeden Lin Pesto, İskeletor, Islandman, Elz And The Cult ve Chaude Zéro gibi grup ve projeler ise bu haftaki programın ağırlık merkezinde sıralanmış haldeler.
 
Avustralya’dan The Drones, Almanya’dan bir 45’liklerinin tamamıyla Die Goldenen Zitronen ve bir Dow Jones And The Industrials klasiğiyle de dosyamızı bu haftalık kapatıyoruz.

pharos

pharos avrupa ve kuzey amerika sanat tarihi fotoğraf arşivit. amacı digital araştırma yapanlar için arşiv fotoğraflara ve ilgili akademik yayınlarına erişim sağlamak. ama akademik olmayanlar için de harika koleksiyonlara sahip, toplamda 61binden fazla artwork ve 97binden fazla imaja sahip. kaybolabilirsiniz.

pharos

Üçüncü versiyon

Haydar, Seymenlerin Hacılar köyü muhtarıdır. 38 yaşında evli ve 3 çocuk babasıdır. Haydar için dünya işinden ibarettir. Köy idare etmek bir sanattır onun için. Haydar bazen sanatçı yönünün etkisiyle köyde fırtınalar estirir yani seçmenlerine şiirle seslenir.

Bu yakadan kopan kar.

Benim iyi bir halkım var.

Hizmet bitmez bizim köyde

Bana derler Haydar muhtar.

Muhtar Haydar stabil köy yaşantısına sürrealist bir tepki olarak doğmuş gibidir. Sabah uyanır ve duş alır. O esnada hanımı filtre kahvesini hazırlamıştır bile. Sosyal medyadaki haberleri kahvesini yudumlayarak okurken hanımı kahvaltısını hazırlar. Haydar pazartesileri kahvaltıda mutlaka kinoa salatası yer. Kinoa köyün geçim kaynağı olduğundan tadı pek sevilmese de sofralarda baştacı edilmiştir. Haydar kinoayı sever ama. Çatal bıçakla salatasını bitiren Haydar işe gitmek üzere hazırlanır. Kıyafetleri gri takım elbiselerden ibarettir. Her gün aynı renkteki farklı takımlarından giyer. Bu tercihi hususunda kendisine sorulduğunda; insan ne siyah ne beyazdır, gri yanlarımız vardır demiştir.

Muhtarlıkta sıradan bir gün Haydar’ın podcastinden ingilizce derslerini sıralayarak dinlemesiyle başlar. Haydar’a göre sabah beyin tazedir. Öğlen kurur. Akşam pelte olur. O nedenle eğitim için sabahları kendine ayırır. Halkından gelen giden olursa dersini bölmez. Öğlen gelin der yollar. Taze beynini sabahları çalışmak için yormaz. Köy halkı Haydar’ın huyunu bildiğinden sabahları onu pek rahatsız eden olmaz.

İşte o peklerden biri bir sabah gerçekleşir. Olay gününün sabahıdır. Mevsim kış olmasına rağmen bu yıl kurak geçmektedir. Kapıdan giren delikanlı, muhtara seslenir. Muhtar duymuyor fakat görüyordur. Delikanlının dudaklarını okur. Bir şey anlamaz. Podcasti durdurur. Öğlen gelmesi için delikanlıyı sepetlemeye çalışır. Fakat delikanlı ısrarcıdır. “Benim tebligat geldi mi muhtar? ” “Öğlen gel evladım bakalım. Şimdi işim var.” Delikanlı muhtarın huyunu bilir fakat kendi huyu da pistir. Askeriyeden haber beklemektedir ve sabırsızdır. Üç defa sorar. Muhtar Haydar üç sefer aynı cevabı verir. Üç önemli sayıdır. Köyde teslis inancı hakim değilken Allah’ın hakkı üçtür sözü pek meşhurdur. Düğün nişan gibi özel günlerde söze girildi mi üç defa tekrar edilmesi gibi adetleri vardır. Delikanlı sinirle muhtarlıktan çıkar. Aniden arkasını döner ve muhtara bakar. Haydar korkmuştur. Fakat ne yapabilir. Olduğu yere mıhlanır. Delikanlının yeşil gözlerinden çıkan alevler muhtarın gri takım elbisesine sıçramış, Haydar alev almaya başlamıştır.

Olayı anlatanlar delikanlının Çakırların üçüzlerden Salih olduğunu söylerler ama kardeşi Muhittin olduğunu söyleyen üç beş kişi de vardır. Bence üçüncü kardeş Numan da olabilir.

Muhtarlıkta çıkan yangın tüm köyün diline düşmüştür. Yangından sağ kurtulan Haydar olay gününü anlatırken çelişkili ifadelerde bulunduğu için köy halkının kafası iyice karışmıştır.

Hacılar köyünde olayların çığrından çıkması yangınla başlamıştır. Muhtarlıktaki Klimt’in Öpücük tablosunun röpredüksiyonu yangından kurtarılan en önemli unsurlardan biridir ve bu tablo Çakırların Numan’ın kucağında görülmüştür. Yangından kurtarılan diğer eser ise Çakırların Muhittin’in elinde görülen Robert Musil’in Niteliksiz Adam’ıdır. Çakırların Salih’te hiçbir eser yoktur fakat onun gözleri yeşille gri arasında olduğundan köy halkı onu kenafir gözlü diye anmakta, gözleriyle adamı mezara koyabilecek bir nazara sahip olduğuna inanılmaktadır.

O gün köyde iki yangın daha çıkmıştır. Biri ormanın yakınındaki tarlada anız yakan Deli Mustafa’dan, biri de Nuri dayigilin Remziye’den. Çöplüğü yakarken kolundaki bilezik düşünce panikleyen Remziye kolunu yakma pahasına bileziğini almıştır. Fakat çöpte yanması gereken ne olabilir diye köylüyü merak sarmıştır. Merak eden bir köylü genç, çöpün küllerini toplamış ve Çakırların tebligat dedikleri belgenin ucunu görmüştür.

Fakat bu belgenin Remziye’de ne işi olabilir? Bu soruyu soran köylü genç Remziye ile muhtarın peşine düşer. İkisini bir arada yakalamak için çok çaba sarf eder. Fakat üçüncü günün sonunda, akşam ikisini konuşurken duyar. “Ne ettin belgeyi yaktın de mi?” “Yaktım ağabey, kolum da gitti. İki bilezik isterim.”

Köylü genci fark eden muhtar öksürmeye başlar. Yangındaki dumandan ciğerleri zarar gördüğünden kanserli hastalar gibi taklitten boğulmaya evrilen bir dönem geçirir. Köylü genç onlardan uzaklaşır. Köyde Haydar ile Remziye’nin ilişkisi olduğu yayılır. Haydar’ın hanımı çocukları alıp babasının evine döner. Haydar duşunu aldıktan sonra kahvesini kendi yapmaya, Pazartesi günleri omlet yemeye başlamıştır. Yangın yüzünden muhtarlık harap olduğundan işe günlerdir gitmemektedir. Sabahları ingilizce dersini bırakmış, arada tutan öksürük nöbetleri yüzünden şiir bile okuyamaz olmuştur. Hacılar köyü bu olayı uzun zaman dilinden düşürmemiş, olayın üç farklı versiyonu dilden dile dolaşmıştır.

Bu Bir Ağıt Değildir

Le Guin’in Mülksüzler’de göstermeye çalıştığı şey aslında bir ütopyanın, klasik anlamıyla mükemmel ama şimdiki zamandaki anlamıyla ya da onun için anlamıyla mükemmel olmadığıydı. Ütopyanın mükemmel olmayışı onu ütopya olmaktan çıkarmıyordu, bilakis ütopyanın mükemmel olmayışı onu daha inanılır kılıp daha arzu edilebilir hale getiriyordu. Anarres’te kurulan anarko komünist ütopya -aslında klasik anlamıyla ütopya olmaktan uzak olan ütopya, belki de realtopia* diyebiliriz buna- mükemmelden çok uzak ve belki de hiç mükemmel olamayacak ama bu eksik haliyle bile kendi kendine yetebiliyor.

Le Guin’in göstermeye çalıştığı başka bir şey ise yaşanılanın iyiliğini yani denizin sonsuz olmadığını ancak onun içine girerek görebilecek olmamız. Onun sonuna kadar yüzerek, ondan yara alarak, ellerimiz buruşarak görebildiğimizi gösteriyor. Shevek, Urras’a gitmeden önce, Anarres’in yalnızca eksiklerini görebiliyor, onu yalnızca eksikleriyle tanımlayabiliyordu ve Urras ise gizemli bir vaat edilmiş topraktı. Urras’ın gerçek yüzünü -yıkımı, açlığı, baskıyı- ancak onun içine girerek, onu sonuna kadar keşfederek anladığı ve aslında Anarres’i de tamamen anlayabilmesi için, onu zıttıyla da tamamlaması gerekecekti, Le Guin’den bekleneceği tarzda Taoist bir altmetin okunabilir buradan.

İnsanın güç isteğinin ve iktidarın, herhangi bir eşitsizliğe izin vermemesi için tasarlanan bir sistemde bile kendini evrimleştirerek, sistemin içinden çıkabileceğini gösterdi ayrıca, bu ona direnilemeyeceğini göstermiyordu ama, sadece onun hiçbir zaman yok olmayacağını gösteriyordu, sürekli iktidar yapısöküme uğratılacak ve sisteme içkin bir şekilde “doğal” olarak tekrar yapılanacaktı ama insanın yaşamı da sürekli kötünün yenilmesi, eksiğin tamamlanması, gecenin aydınlığa yerini bırakması ve tüm bunların tekrarından oluşuyordu.

Shevek’in üstünde çalıştığı fizik kuramı da adlandırılamıyor ve anlaşılamıyordu, anlaşıldığı anda elden kaçıyordu, tıpkı Tao’nun anlaşıldığı andan, adlandırıldığı andan elden çıkması gibi.

Hayatımda gördüğüm en güzel aşk ilişkisi de bu kitaptaydı -Mülksüzler- hiçbir anlaşma, hiçbir belirlilik olmadan, özgürce, sadakat sözü olmadan sadakatli, yer yurt yokken bile evi ruhunda taşıyan iki insan. “Ev, kalbin olduğu yerdir” sanırım bu aşk ilişkisi için söylenebilecek en önemli şey.

Ursula K. Le Guin demişti ki: “Kapitalizmde yaşıyoruz, o bize kaçınılamazmış gibi geliyor; Tıpkı kralların ilahi hakları gibi.”
O denizin sonunu göremeyenler için değil, onun sonuna dek yüzüp yeni bir ada keşfetmek isteyenler için yazıyordu.

Umarım Anarres’te yeniden doğarsın.

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.