Menü Kapat

Ay: Temmuz 2017 (sayfa 1 / 3)

Bir Gotik Aşk Şarkısı

Bir Current 93 şarkısıdır “A Gothic Love Song”, biraz Current 93’ten bahsetmek gerekir burada. Grubun kurucusu David Tibet, kendisinin bulunduğu ruhsal düzeye ulaşabilmek için sanırım bir dağın başında yirmi sene boyunca sadece halüsinojen kullanıp kedi severek kafamızdan saykedelik şarkılar çalmamız gerekli. Tibet’te Syd Barrett’ı loop’a alıp bir kara kediyi okşamanız mesela.

Current 93, müziği geri plana itip sözleri ön plana çıkaran, ama bu müziğinin güzelliğini ve değerini hiç etkilemeyen bir grup. Konserlerini, katedral, sinagog veya kilise gibi yerlerde yaparlar genelde. Normal şeyler yaşayan, normal insanlar için şarkılar yazdıklarını sanmıyorum. Bir Faust’u normal bir şekilde gözümü kapayıp dinlemeyi hayal edemiyorum ya da içten bir şekilde “Then Kill Cæsar” diye bağırmayı. İşin güzel yanı da bu, David Tibet’in deliliğinin bir parçası sizde de yeşermeye başlıyor. Bir şeyden eminiz ki delilik paylaşıldığında güzeldir.

Kendilerinin son albümünde, Sasha Grey de vokal olarak yer almıştır, zaten felsefe ve özelinde varoluşçuluğa olan sevgisinden sonra ve Tibet’te işin içine girince pek şaşırtmadı. Size, bu gruptan bir parça sunacağım. Herkese yapmam bu güzelliği.

Aziz Meryem’in çanları bizi çağırıyor,

Zamanın bir sonu olduğunu

Jestlerin bizi öldürebileceğini

Hatta yok edebileceğini

Ve yalnızca tek bir yargının olduğunu hatırlamaya.

 

And nonetheless I still write this gothic lovesong
A sign to myself
And the memory of my past
I still write this gothic lovesong
And the memory of my past
And a way to shut out your face

Sezar’ınızı öldürmeniz dileğiyle.

Fuji Dağı

I
Neyzen’i Fatin Parkı’nın banklarına (yanında çocukluğu, kedisi, panteri, evet panteri ve de denizler fatihi Barbaros) oturmuş, Fuji Dağı’na bakarken gördüğümde aynı anda kendimi hem onların arasında, hem de onlarla Fuji Dağı’na bakarken buldum. Dağın eteklerinde dünyanın ilk sakinleri arılarla karıncalar ilerliyorlardı. Hemen arkalarında da daha haritalara girmeyen bir deniz, çipil bir horoz, elli üç yaşında bir çocuk. Lut gölü, bir deve yükü Şam ipeği, cuma adında bir tepe, üstünden başından yalnızlık akan bir nehir, uykusu kaçmış bir akşam onları izliyordu. (Ne tuhaf, gökyüzü diye bildiğimiz gök yoktu.) Bunları hem görüyor, hem görmüyorum. Ben ölmüşüm de ikinci kez yaşıyor olmalıyım. Başlarının üstünde bir çekirge, kuş sürüleri, çatma bir orkestra, şairler şairi Basho geliyordu

….bir de sıkılgan bir üçgen
bir de hayvanların tini
bir de üç katlı bir evin tini
bir de çocuk-güneş
bir de hiç yerini değiştirmeyen bir gölge
bir de bir dikenli tel
bir de topal us

II
Ben kağıt kalem çıkardım, benim gibi Fuji Dağı’na bakmayı bırakan Neyzen’in çocukluğunu aldım, onun resmini yapmaya başladım. Beyazlar giymişti (ben beyazları severim), bir koltuğun üstüne çıkmış bana bakıyordu. (Ben beyazı kirletirim biraz, biraz kirlettim). Panter gözünü Fuji Dağı’na dikmişti, panteri (Fuji Dağı nerdedir?) siyahlara boğdum bıraktım. Kedi her şeyi anladı: hazır ola geçip poz verdi (kedi bizim mahalleden değildi , ben kedileri tanırım). iki ön ayağını getirip öne koydu. Bakışlarını sertleştirdi. Bıyıklarını gerdi. Kuyruğunu daha bir çıkarıp bıraktı, kulaklarını dikti. Her şey taş kesilip beklemeye başladı. Yolun ağzında zerrin ve kum zambağı kılığında bir adam ” kırmızı Siena, siyah-beyaz Cenova, gri Paris, renk renk Floransa, altın Venedik!” diye bağırmaya başladı. Tam bu zaman Neyzen’in kendisi gelip yerini almıştı.
(Fuji Dağı püskürmesini kesmişti. Onunla uzun deniz, dil oğlanları, sakallı kuşlar, çocuklar…)

III
Neyzen oturunca paltosunu arkasına almıştı. Paltosunu arkasına verdim. Sağ eliyle neyi tutmuştu. Sağ eliyle neyi tutmuş yaptım. Sol elini sol dizinin üstünü koymuştu. Sol elini getirip sol dizinin üstüne koydum. Alttan alta kendiliğinden bir haç oluşuyordu, engel olmadım bıraktım ( Haç cinseldir.) Pabuçlarını çıkarıp sağına almıştı. Sağına koydum. Apışıp oturmuştu. Apışıp oturttum. Sağ dizini biraz kaldırmıştı. Sağ dizini biraz kaldırdım. Kıvırcık top saçlarını bırakmıştı. Kıvırcık top saçlarını bıraktım. (Çiçekler, çocuklar, kuşlar düşürsün diye.) Mintanı sarıydı. Sarı bıraktım. Ceketinin önünü açmıştı. Ceketinin önünü biraz açtım, beline değin uzayıp gidiyordu pantolonu. Beline değin uzatıp bıraktım. Dört düğmesinin dördü de görünüyordu. Görünen dört düğmesini görünür kıldım. Otururken pantolonunu çekip oturmuştu (Şovalyöde bir resim dinlenir gibi dinleniyordu pantolon.) Çekip oturttum. Sağ ayağını biraz sağa çevirmişti. Sağ ayağını biraz sağa çevirdim. Sol ayağını düz tutmuştu. Düz tuttum. İki ayağının on parmağı da görünüyordu. Görünsün diye bıraktım. Yüzünü bana tutmuştu. İkimizde sıkılmayalım diye biraz yana tuttum. Ağzı ne açık ne kapalıydı. Öyle yaptım. Yalnız sağ kuluğı görünüyordu. Yalnız sağ kulağı göründü. Kara gözleri karaydı. Kara kaldı. Bir elma bir masada nasıl duruyorsa, öyle duruyordu. Bende öyle durur bıraktım. Yüzüne koyu bir gölge düşmüştü, açmadan bıraktım. Fonda lümpen kuşlar bir konuyor bir kalkıyorlardı. Bildiğimiz şiirlerini ipi dizer gibi dizip bırakıyorlardı. ( Ressamlar ölümün yazıcılarıdır.) Öyle bıraktım. Uzağa gidip baktım, yakına gelip baktım. Değişerek, değişmeden duruyordu. Değişerek, değişmeden kaldı.

IV
Uyandığımda…
(Uyandım mı?)

 

İlhan Berk

(Cihat Burak’ın resmi üzerine)

 

(Defter Dergisi 26. sayı’dan alıntılanmıştır. Bahsi geçen Cihat Burak’ın resmini de bu dergide bulabilirsiniz. Defter dergisi pdf )

sarmaşık . 2015

Selam, merhaba, hi. Sizi imdb sitesinde 3.386 kişi tarafından oylanan ve bu kadar az kişi tarafından oylanmasına karşın 10 üzerinden 8 puanı alabilmeyi başaran,  2015 altın portakal en iyi erkek oyuncu ödüllü, 2015 altın portakal en iyi senaryo ödüllü, 2015 altın portakal en iyi film ödüllü bir filmi anlatacağım. Umarım sizde bir merak uyandırır da açıp izlersiniz. Ya da muhtemelen zaten izlediniz, belki hatırlamak istersiniz.

Yönetmenliğini Tolga Karaçelik’in yaptığı bu film bir gemide geçiyor. Hayal edin. 6 erkek bir gemide. Sizce neler olabilir?

Erkeklerin bir arada bulunduğu her ortamda rekabet vardır, kadınlarda olduğu gibi. Birileri lider olmak ister, en iyi olmak ister. Bazıları ise ne etliye, ne sütlüye karışır, her ne denirse yapmaya hazırdır üstelik bunu sorgulama ihtiyacı hissetmez. Şimdi konumuza dönelim 6 erkek bir arada başta birbirleriyle anlaşabilecekleri kişilerle bir arada dururlar. Bir süre sonra fikir çatışması başlar. Ortam gerilir, sözler faydasızdır. Güç gösterisine kalkışılır, korku vermek istenir.

Filmin en önemli özelliği insan davranışlarını dolandırmadan, olduğu gibi gözler önüne sermiş olması. Meseleye rekabet dışında bakıp kişileri başka şeylere dönüştürebiliriz. Örneğin içinde bulunduğumuz sistem. Buraya getirilirken bize sorulmadı. Öylece varolduk. Kimimiz ülkede olup biten her şeyi olduğu gibi kabul etti. Araştırmadı, sorgulamadı. Kimimiz bir tarafa ait olmayı seçti. Kimimiz yanlışları görüp direnme, hak arama ihtiyacı hissetti. Kimimiz birlikte kuvvetin doğduğunu anlayarak, yardımlaşarak birbirine iyi gelmeye çalıştı. Hak aradı.

Gemideki kaptanı iktidar kabul edin. Çalışanları da onu destekleyenler, desteklemeyi bırakanlar, asla desteklemeyip düzene karşı olanlar ve varolmalarına rağmen yokmuş gibi davranılanlar olarak ayırdığımızda her şey gün ışığına çıkıyor.

İlk işleyişte “ben az önce ne izledim?” etkisi uyandırıyor insanda. Birkaç kez daha izlenilip sindirilmesi gerekiyor. İnsanın kendisiyle yüzleşmesi gerekiyor bu film sayesinde. Hırslarımız, kibrimiz, şiddet eğilimimiz, çaresizliğimiz her şey iç içe. Filmin ilk dakikalarında “yahu ne zaman bitecek bu durgunluk?” diyebilirsiniz. Sadece sabırlı olup bekleyin. Sakın kapatmayın. Oturduğunuz yerde gerim gerim gerildiğinizi, hatta nefesinizi tuttuğunuzu, teoriler uydurarak “aslında bu şu muydu?” “Hayır öyle değilmiş?” gibi sorgulamalarla geçen zamanı filmin sonunda anlayacaksınız. Şimdiden iyi seyirler dilerim, umarım seversiniz, umarım sevip anlatabilirsiniz birilerine. Böylelikle bu filmi izleyen, oylayan sayısı artar. Bizim ülkemizden de kaliteli filmler çıkabildiğini herkes görmüş olur. Çünkü gidişatımız kötü her anlamda. Bari biraz iyi şeylere odaklanalım, görmeyi anlamayı ve her zaman sorgulamayı bilelim.

etilen sosyete

önümüzdeki yıl etilen’in 15. yılı kutlamalarını belki yapıyor olacağımız bir yıl olacak. “dile kolay” sıfatının bizim için oldukça anlamlı olduğu zaman dilimleri. sonradan çeşitli pişmanlıklara sebep olsa da vakti zamanında bilinçli olarak silinen 2008 öncesi yazıları olmamasına rağmen; bu site üzerinde neredeyse 10 yıllık olan ve 2150’den fazla yazı içeren bir arşiv birikmiş.

bu neredeyse 15 yıllık süre içerisinde bildiğiniz gibi paylaşmak dışında herhangi bir gayemiz olmadı. daha fazla hit ya da daha fazla takipçi peşinde koşmadık. sitenin herhangi bir yerinde reklam var olmadı aksine sadece içeriği nasıl ön plana çıkarabiliriz diye uğraştık ve bütün masraflarını kendimiz karşılamaya devam ettik. bir aksilik olmadığı sürece de böyle olmaya devam edecek.

(her bu tarz yazının içerisinde yer alan) ama/fakat son dönemlerde keşke daha önce farkına varsaydım diye geri bildirim yapan arkadaşların sayısı çoğaldı. bunun yanında hakikatin yerini yalanların, dürüstlüğün yerini duyguların, teyitli bilgilerin yerini kişisel analizlerin  birden çok görüşün yerini ise tek bir görüşün aldığı bir devirdeyiz. bilginin paylaşarak çoğaldığına inanan bir topluluk olarak sizlerin desteğiyle belki daha geniş bir çevreye ulaşabilir ve belki daha çok kişinin bizlerle paylaşmasını sağlayabiliriz diye düşündük. homurdanıp “her şey çok kötü” diyenlerin aksine bir şeyler yapmaktan vazgeçmeyen insanlar olduğunu biliyoruz.

etilen’i bir şekilde takip eden tüm güzel insanlara sesleniyoruz. gün içerisinde farklı ağlarda defalarca yaptığınız paylaşımlara etilen’in hesaplarını ekleyerek sizin de katkınız olabilir. birlikte ve paylaşarak çok güzel olduğumuzu ve kazanacağımızı unutmayın. etilen’e katkıda bulunmak için her daim kapının açık olduğunu zaten biliyorsunuz.

Önce Gelen

Farklı kalıplara sığmak ya da zorla kendini sığdırmak. Ama uzun sürmez ömrü kalıbın. İnsan beyninin kaçak elektrik kullanma şekli bambaşkadır. Daha küçük bir çocukken başlar bu illet. Acaba herkeste var mı düşünceleri. Herkes benim gibi mi? Yalnızken sanki etrafımda birileri varmış gibi konuşmak. Orada olmadıklarını bilirsin yani gerçekte yoklar. Bu yaptığına inanmaksa eğer akıl hastanesine yatmak için gerekçense… Üzgünüm ama yeterli kanıtları yok. Yaşayamadığın şeyleri yaşamak için bi sahne kurmak gibi bu kendine. Çünkü insan ne kadar dayanabilir ki sürekli kursağında kalan repliklere?

Kendini saklamak bir alışkanlık oluverir. Sen anlamazsın ama o seni geçmiştir. Artık karakterindir. Öyle bir mekanizma olur ki kırmızı bir çizgin vardır. Birisi karanlık kısmın diğeri ise insanların bilmesine izin verdiğin kısmın. Bu bildikleri kısım senin kontrolündedir. Sen ne verirsen onu bilirler. Sen neyi söylersen o doğrudur. Asla ama asla sorgulanmaz. Yeter ki çok büyük açıklar verme. Kırmızı çizginin karanlık tarafı ise sen öldüğünde insanlar sigaradan öldün sanırlar ya hayır işte sigara masumdur, katilin bu karanlık kısmın olur. Üzgünüm ama senin için yapabileceğim bir şey yok.

Zamansız ve Mekansız Modern Zaman Ağıtı

her günün bi’ akşamı, gecesi, sabahı sonrası var.
girdiğim uzun yolda, çetrefilli kavga döngüsü var.
son, gitmekle gelmiyor.
ömrümle uzuyor.
sarmaşık bilmece sordukça söylüyor.
her kim suretiyle eşse, içinde cennetse…
ceremesi burada, cehennemi de.

hayat sürerken ördün.
zamanı günle böldün.
gerekli miydi gördüğün,
karanlık işte.
yaşam olurken buydu.
(or’da günlerin isimleri yok)
elinde gerçek oldu.
(vaad edilmiş hayatlar bur’da yok)
sebepsiz gece oldu gün doğarken.
(durduğum yer düşler…)
seninle doğdu ömrün.
(yazdığım sonun esamesi yok)
hesap yaparken söndün.
(içtiğim suyun semeresi yok)
gün dönümüyle öldün.
(durduğum yer düşler…)
bitti işte…

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.