Menü Kapat

Ay: Haziran 2017 (sayfa 1 / 4)

Maurizio Anzeri*

Birkaç insan aynı anda yanlış bir yoldan gitti mi, yanlışa bir davet sunar ötekilere. Ötekiler, yanlış yollan gittiklerinin farkına vardıklarına vardıklarında buna inanmak istemez ve suçu kendilerinde aramazlar. Biat etmeye meraklı bir hayvan türü. Konuşan, dinleyen, bakan, gören fakat düşünemeyen çünkü düşüncenin bir suç, düşüneninse suçlu olduğuna inanan bir hayvan türü.

Eski pazarlardan bulduğu fotoğraflara nakış işleyen bir 1969 doğumlu İtalyan sanatçı Maurizio Anzeri’nin çalışmaları. Eserlerini  Saatchi Gallery’de yayınlıyor. Çalışmalarının bir kısmı bunlar. En azından buradan bakılmış, görülmüş olanlar. Göz atılmalı. Bir yanlışa mı davet ediyorum yoksa sizi? Hayır. Sanat, öyledir ki, aldatmaz, aldatılmaz ve biat edilmek arzusu barındırmaz içinde. Fikir çoğunluğuna göre zengin ve mutlu edicidir ama asla çoğunluğun gitti tarafı göstermez, doğru değilse, sadece seçildiği ve sevildiği için; çünkü dürüsttür sanat ve bağımsızdır. Friedrich Schiller “Sanat özgürlük tarafından emzirildikçe büyür.” demiştir. Özgürlüğün memeleri olan bir anne olduğu yerdir sanat ve o memeden akar süt, düşünüp üretmeye devam ettikçe; büyüten, yetiştiren.

Sanat Kimin İçindir?

Evet yıllardır kendi kendimize veya okullarda öğretmenlerimiz sayesinde kafamızda oluşan en büyük sorulardan biri bu değil midir? Sanat sanat için midir yoksa sanat toplum için midir? Bu sorunun cevabını kendi kendimize vermemiz en doğru çözüm olabilir. Böylelikle içimizdeki sanat ruhunun neyi temsil ettiğini anlayabilir ve geleceğimize bu yönde ışık tutabiliriz değil mi?

Kitaplarda, internet sayfalarında hep sanat ürünlerine rastlarız, ama bir kere oturup düşünür müyüz acaba sanatçı bu sanatı icra ederken neyi düşünüyordu? Düşüncesi insanlar mıydı yoksa kendi fakirliği mi onu bu eseri yapmaya itmişti. Yoksa hiçbir etki altında kalmadan sanat yapmak için mi sanat yapıyordu.

Biz halk olarak sanatçıların içini boşaltmayı çok severiz ya. Sadece sanat için değildir bu tarihteki eski bir karakter veya eski bir imparator. Neyi neden yaptığından çok yanlışlarıyla yargılarız ya hani. Ama tarihi şahsiyetler başka bir konumuzun en büyük başlığı olabilir. Neyse sanatçılar.. Örneğin Nazım Hikmet. Onu şu anda o kadar kolay yargılıyoruz ki. Piraye’sini, Vera’sını düşünmeden ağzımıza dolayabiliyoruz. Oysa ki şunu bilmiyoruz: Nazım aşka aşıktı, sanatını bu aşkıyla yapıyordu. Yok şunu sevmiş bunu sevmiş, kimin kimi sevdiği ilgilendirmez bizi. Bizi o sanatçının sanatı ilgilendirir değil mi sevgili okur?

Neyse işin sanatına dönelim. Mesela Sistine Şapeli değil mi? İnanılmaz bir sanatın ürünü duvarları. Michelengelo bunları yaparken ne düşünüyordu? Sanatı mı yoksa dini insanlara böyle anlatmayı mı? Hiç baktık mı o resimlere neleri anlatıyor diye, içindeki o hava neyin ürünü diye? Günümüze ışık tutan Rönesans ressamları sadece kilise duvarlarına dini içerikli resimler yaparak kendilerini geliştirmişler, istemedikleri halde bu bir sanata ihanet midir?

Sanatçılar eserlerine farklı anlamlar katılmasını severler. Özellikle soyut ve sürrealist çalışanlar bir şeyleri doğrudan anlatmak isteselerdi realist çalışırlardı değil mi?

Sanata ihanet. Evet büyük bir yargı değil mi ama biz insanlar severiz bunu. Mesela Salvador Dali. Hastalığının son yıllarında resim çizecek gücü olmadığını farkettiğinde resimlerini asistanlarına çizdirip altına kendi imzasını atarmış. Bunlar ihanet midir sanata?

Amacımız ihanet değil ama sanatı ne için yaptıkları. Michelengelo o resimleri kilise için çizerken ne düşünüyordu. Amacı insanlık mıydı yoksa sanat mı? Yukarda dedik ya belki de o resimlerin içinde gerçek bir sanatseverin görmesini umduğu bir şey vardı. “Ben yaptım siz yapmayın” mı diyordu acaba. Bunu görebilmek kolay mı? Asla kolay değil çünkü o Michelengelo. Bu dönemden ona bakıp yargılayamayız. Büyük bir sanatçıyı 2017 kafasıyla mı sorgulayacağız.

Belki de herşey egoyla alakalıdır, belki de sanatçıların egoları sanatın ne için olduğunu belirleyendir. Sanatçı sanatını kendine saklayıp kimsenin anlamamasını istiyorsa bu onun tercihidir, ama başka bir sanatçı eserlerini herkesin bileceği şekilde halka sunuyorsa, onların bir şeyler öğrenmesini istiyorsa da bu tercih onundur. Çünkü nedir biliyor muyuz? Fazla mütevazilikte, halkı kendinden üstün tutup onlara bir şeyleri öğretmek, kendi düşüncelerini onlara yaymakta bir egodur. Her neyse biz sanatı sanat olarak görmeye devam edelim ve diyelim ki sanat, sanattır; için değildir…

Sinemadan Zevk Almak

İzlediğin karelerin ardında küplerce alt metin olması seyir zevki verir mi mesela? İnsanlar anlıyormuş gibi yapar çoğu zaman. Önemli olan anlamak mıdır peki sinemada? Yoksa görmek midir?  Bakmak, görmek ve anlamak arasındaki yarış…

Ve bence görmekle kalamayacağınız filmler var.

Film dediğin ayakkabının içine kaçan taş gibi olmalıdır!

demiş bi’yönetmen.

Devam

Library of Congress

kendisi dünyanın en kapsamlı kütüphanesidir. nedenine gelince 470 dilde 29 milyondan fazla kitap, 58 milyon el yazması, kuzey amerika’nın en büyük “nadir kitap” koleksiyonu, bir milyonun üzerinde hükümet belgesi, son üç yüzyıl içinde dünyada yayınlanmış bir milyon gazete nüshası, 33 bin ciltlenmiş gazete, 500 bin mikrofilm, 6000’in üzerinde karikatür dergisi, dünyanın en büyük hukuki belgeler koleksiyonu, filmler, 5 milyona yakın harita, müzik notaları ve 2,7 milyon işitsel kayıt içerir. daha da güzeli katalogda bulunan 17 milyon esere online erişilir. sizindir

library of congress – online catalog

do you want to be free?

Özgürlük bir düş müdür?

Sanki herkes özgürleşmek ya da özgür kalmaya çalışıyormuş gibi görünmek istemektedir.

Eğer bu bir illüzyonsa günümüzde yaşamsal bir illüzyona dönüştüğü söylenebilir.

Ahlak, töre ve zihniyet gibi şeylere bakıldığında bu illüzyonun tarihinin derinliklerinden çıkıp gelmiş olduğu ve kesinlikle engellenemeyeceği söylenebilir.

Bu özgürlük hikâyesi kimi açılardan abartılı ve çelişkili görülebilir ancak çılgınlık derecesinde bir duygu olup, engellenmesi mümkün görünmemektedir.

İşin daha da ilginç yanı bütün sistemin bu özgürlük düşüncesini ahlaki bir görev ve zorunluluğa dönüştürmüş olmasıdır. Bu yüzden de özgürlük zorunluluğunu doğal bir istek, doğal bir özgürlük ihtiyacından ayırma konusunda güçlük çekiyoruz.

Hangi biçimi olursa olsun kölelikten kurtulmak istemeyen biri var mıdır? Kime sorarsanız size fiziki ya da yasal dayatmalardan kaçıp kurtulmak istediğini söyleyecektir. Bu öylesine bir yaşamsal tepkidir ki, bu konuda bir özgürlük düşüncesine bile gerek olmadığı söylenebilir.

Herkesin birbirine karşı duyarsızlaştığı bir evrende, kişinin yalnızca kendi davranışlarından sorumlu tutulması ortaya bazı sorunların çıkmasına yol açmaktadır. Zira bu yaklaşım diğerlerine karşı simgesel manevi bir huzursuzluk hissedilmesine ve genel bir düzen bozukluğuna (kuralsızlık) yol açmaktadır. Özgür elektronların (bireylerin) , istedikleri görünüme bürünebildikleri genel bir mübadele sistemine boyun eğmiş evrende, bu her şeyi mümkün kılabilen düzene karşı, en az özgürlük arzusu kadar derin bir karşıt içtepinin, direnişin giderek büyüdüğü görülmektedir. Bu evrende kuralsızlık tutkusuna eşit bir kural tutkusundan söz edilebilir.

İnsanlığın antropolojik geçmişine bakıldığında kural zorunluluğunun en az kurallardan kurtulma arzusu kadar temel bir şey olduğu görülür.

Hangisini açıklamanın daha zor olacağını kimse söyleyemez.Özgürleşme sürecinin kat ettiği uzun yol düşünüldüğünde; sınırsız özgürlük ve her türlü kuralsızlık karşısında yer alan kural yanlısı hareketlerin şu sıralar giderek güçlenip, canlandıkları söylenebilir.

Bu kural yandaşlığının yasaya boyun eğme olayıyla bir ilişkisi yoktur. Bunun tam tersi bir süreç olduğu söylenebilir zira soyut ve evrensel yasanın tersine, kural, iki yanlı bir yükümlülüktür. Kuralın ne hak, ne görev ne de ahlaki ve psikolojik yasalarla bir ilişkisi yoktur.

İnsanlık açısından hemen her yerde tartışmasız bir gelişme olarak kabul edilen ve insan hakları tarafından koruma altına alınmış olan özgürlük doğal bir hak gibi görülmektedir. ‘’Özgür’’ olmak insanı ilkel dönemden kalma kötülüklerden korumakta, mutlu ve doğal bir yaşam sürmesini sağlamaktadır. Modern ve demokrat insanın kurtuluşu özgürlük vaftizinden geçmekle mümkündür.

Oysa bu bir ütopyadır.

Devam

insan olmak

O halde, insan kalmaya bak. Temel mesel, insan olmak. Bu ise kararlı, dürüst ve neşeli olmak demek, evet, herkese ve her şeye rağmen neşeli olmak, çünkü sızlanmak zayıfların işidir.

John Berger

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.