Menü Kapat

Ay: Aralık 2016 (sayfa 1 / 6)

2016 etilen’i ve 2017 reçeteniz

2016 için herkesin hem fikir olabildiği tek yorum “2016 berbat bir yıldı” (evet fante’ye gönderme yaptık). standart bir ülkenin yaklaşık 50 yılda yaşayacağı olayların hepsini 2016’da yaşadık bu coğrafyada. 2015 sonunda “2016 yılında toplum olarak 1 haftayı kansız, kavgasız ve savaşsız geçirsek kâr sayabilecek noktadayız diyebiliriz en kestirme yoldan” demiştik. pek kârlı olduğumuz söylenemez. 2016 bombaların, katliamların, ölümlerin, “şehit”lerin, kandırılmanın, darbelerin, hukuksuzluğun, yolsuzluğun, tecavüzün, betonlaşmanın, cahilliğin ve kötülüğün yılı oldu. bireyse olarak mutlu ve huzurlu kalabilenleri ödüllendirmek gerekebilir.

etilen olarak dönüp rakamlara baktığımızda bu yıl;

  • bu yazı ile birlikte toplamda 260 yazı yazmışız. yaklaşık 120.300 kişi 199.000 kere siteyi ziyaret etmiş 337.000 sayfa görüntülemiş. yazı  sayımız biraz azalsa da 30.000 kişi kadar artış var ne güzel.
  • radyo yayınlarımız biraz geride kalmış 12 yayın yapabilmişiz. 2017’de arttıralım. net rakam göremiyoruz ama 8000 kere dinlenmişiz sanırım.
  • kargart‘da 3 kere gösterim yapabilmişiz. 2017’de arttıralım
  • gidenler gelenler ile yaklaşık 6.900 kişi facebook sayfasında beğeni sayımızı arttırmış, paylaştıklarımız yaklaşık 2.275.800 izlenim almış.
  • twitlerimiz yaklaşık 1.418.000 izlenim almış
  • tumblr, instagram gibi sayfalarımızda paylaştıklarımız  yaklaşık 300.000 kere sevilmiş, paylaşılmış.

yapımda ve yayında emeği geçen herkese tek tek teşekkürler diyerek 2017’de de devam etmek için yeterli sebebimiz var diyoruz. 2017 yılı için yapmanız gerekenleri ise sizin için özetledik. buyrun reçetiniz;

itiraz et. kabullenme. sesini çıkar. umudunu kaybetme. diren. gülümse. vazgeçme. takas yap. iste. topla. boşal. israf et. öp. kullan. ihtiyaç duy. ölme. içine çek. ara. ye. sipariş ver. nefes ver. borçlu ol. zevk al. sıç. ödünç ver. tahrik et. küfret. hediye ver. bağır. sahip ol. taklit et. kazan. iç. seviş. özle. gasp et. ödünç al. öde. hesapla. götür. baştan çıkart. savaşma. yaşa.

 

Doğum Kontrol Hapı

Ah şu fiziksel unsurlar, ne büyük ayıptır beyine. En büyük yalandır, iç güzellik oysa. İki lakırdıda bir meme, iki seks arası bir sigara. İki diyalog arası belki bir zeka kırıntısı, ne mühim muhabbettir yüz güzelliğinin arkasına saklanmış fındık kadar beyin. Libido ne çok öne geçer, diyalogların arasındaki dekoltelerde. Ayakkabı numarasından daha az IQsu olan biriyle sevişmek ne denli acınası bir şeydi oysa. Kastrasyon şart dostlar, kastrasyon şart. Şaibelidir özünde tüm sevişmeler, kimse kimsenin kara kaşına gözüne bakmaz lafı yalandır. Genetiğini güvende tutmak için ille de fiziksel unsurlar. Yalan söyler tüm pornolar; ne tüm erkekler zenci, ne tüm kadınlar japondur o yüzden. Kılçıksızdır o yüzden memeler, penisler, dilde de olduğu gibi kemiği yoktur. Dişlerinizin arasında kalacak puslu kıtalar atlası, zekamıza en büyük hakaret bu hormon zamazingosudur. Malum yerlere düşmüş, olaysız dağılalım lütfen.

radio.garden

pek faideli uygulamalar listesinde en üstte yer alması gereken çalışmalardan radio garden. dünya üzerinde herhangi bir lokasyonu seçiyorsunuz ve orada çalan radyoları anında dinlemeye başlıyorsunuz. bu kadar basit. bu kadar kısa. buyrun;

Radio Garden

Düş Kırıklığına Uğramış Köprüler

—Pyrrhus mu, efendim? Pyrrhus, bir iskeledir.
Herkes güldü. Neşesiz, yüksek sesli yılışık kahkahalar. Armstrong dönüp, profilden alıkçasına sevinçli, sınıf arkadaşlarına baktı. Az sonra, üzerlerinde otorite kuramadığımın ve babalarının ödediği okul ücretlerinin bilincinde, daha da azıtacaklar.
—Söyle bakalım, dedi Stephen çocuğun omzunu kitapla dürterek, nedir bir iskele.
—İskele, efendim, dedi Armstrong. Suya uzanan bir şeydir. Bir çeşit köprü. Kingstown iskelesi, efendim.
Kimileri gene güldü: Neşesiz ama manidar. Arka sırada iki kişi fısıldaşıyordu. Evet. Biliyorlardı: Hiç öğrenmeksizin ve akılları ermediği halde. Hepsi. Gıptayla yüzlerine baktı: Edith, Ethel, Gerty, Lily. Benzerleri: Onların nefesleri de çayla reçelle tatlanmış, çırpındıkça bilezikleri kıkırdayan.
—Kingstown iskelesi, dedi Stephen. Evet, düş kırıklığına uğramış bir köprü.

James Joyce / Ulysses

Çeviri: Nevzat Erkmen

Düşüncelerimiz ve aslında kimyasal reaksiyon zincirleri ve elektriksel sinyallerden mütevellit duygularımız sürekli yeni hacimler arayışı içinde. Kusura bakma Herakleitos, suların aynı kalsa dahi biz aynı kalmayacağız. 

Beyaz yakalılar, ebedi garsonlar, zamanı izmaritlerle sayanlar, mutlak determinizme baş kaldıranlar,   inançlılar, şüpheciler,  romantiklerimiz, tarot fallarına bel bağlayanlar, entropinin sarsılmaz tiranlığına boyun eğenler, rasyoneller, para babaları,   yalancılar, memurlar, kanserliler,  ürkekler, bar filozoflarımız, karamsarlar…  Nuh’un otomatik pilota alıp terk ettiği bu geminin yolcuları. Kimsiniz? Sıfatlar, makamlar, unvanlar dışında.

Bir Roman kahramanı tamamlanmış bir kişiliğe sahiptir mesela. Masaya yatırılabilir. Otopsiye açıktır. İster kör bir neşterle, ister dünyanın en yetenekli elleriyle inceleyin onu. Elinizde tutabileceğiniz bulgular olacaktır. Sığacaktır sıfatlara, tanımlara, kalıplara. Zamandan ayrıktır ve gözlem yapabileceğimiz ölçüde eksantriktir. Bizlerse kendi merkezimizden bir adım dışarı atmak istesek, hayatın süregelirliğinin yarattığı karşı konulmaz çekime maruz kalıyoruz. Rutinin dünyasında kayboluyoruz, faturalarla boğuşuyoruz bir kaza atlatıyoruz, otoritenin zulmüne uğruyoruz,  aşık oluyoruz, kavga ediyoruz, toplu taşıma kartının bakiye durumuyla ilgileniyoruz.  Bir şekilde akıntıya kapılıyoruz. Durup kendimize bakacak iken yeni bir ben çıkıyor. Karakterimize uygun meslekleri seçtiğimizi ya da mesleğimizin bizi bu karaktere soktuğunu düşünüyoruz. Geçmiş davranışlarımızın insanlar üzerinde yarattığı beklenti doğrultusunda gerçekleşiyor eylemlerimiz, İnsanları şaşırtacak bir şey yaptığımız zaman bile bu hayret duygusunun temeli yine önceki davranışlarımız. İskambil kağıtlarından putlar, karton bir armada gibi. Tek bir soruyla yıkılmaya hazır. Her gün çöküp, her gün yeniden suya uzanan iskeleler.

“İnsan ne zaman tamamlanır?” sorusuna hayatta iken cevap veremediğimiz için, ebedi iskeleler, düş kırıklığına uğramış köprüleriz.

Res Publica

Tehlike anında camı kırınız,

proles” yani latince çocuk, bugünkü kullanımı ile “proleterya“. Eski Roma’da sınıflardan birisi olan proles, çocuklarından başka mal varlığı olmayanlar için kullanılırdı. Bugün bu durumun çokta değişmediğini göz ardı etmemek mühim.

Asgari ücret alan bir ailenin (ki toplum normları dediğimiz kitledir) geçinmesi için, kirasından arta kalanla ay boyu kıt kanaat geçinmesi söz konusudur. Tonlarca kredi altında mülk sahibi olmaya çalışması, bunun mucibince yeri geldiğinde iki işte çalışması onu “proles” yapmaktadır. Şimdi modern, demokrasi, cumhuriyet (res public), insan hakları diyebilirsiniz elbette, bir kaç değişiklik söz konusu. Ama sistemin aynı olduğu, sadece isimlerin değiştiğini hatırlatmak isterim. Demokratik görüntülerin altındaki kemiklere bakıldığı takdirde mutantan gerçeği görebiliriz. Farklar nedir? İnternet mi? Okuyabilmek mi? Özgürlük mü? Bu olguların gösterdiği tek şey, keskin bir şekilde şiddetin fiziksel hasardan psikolojik hasara dönmesidir. Ceo, genel müdürler, patronlar sürekli olarak isimleri değişse dahi, sizin isminiz yani bizim ismimiz hep “proles” yani “proleter” olarak kalacaktır.

Res public: Halkın yararı için

Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu

Italo Calvino’nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu adlı yeni romanını okumaya başlamak üzeresin. Rahatla. Toparlan. Zihnindeki bütün düşünceleri kov gitsin.

Bir kitaba böylesi cüretkâr sözlerle başlamak aklı başında bir yazarın işi olamaz. Açık artırmada önerdiğiniz fiyatı karşı tarafı beklemeden artırmaktan gibi bir şey bu. Yine de bu tavsiyeye uyuyorum. Yazarın çıplak ellerle davet ettiği düelloyu kabul ediyorum. Henüz bir kaç sayfa geçmeden kitabı fırlatıp atma aşamasına geliyorum. Ve cambazın oyunu başlıyor. Metin yeni alemler inşa edip yıkıyor, zihnim o enkazların altında “Neden  yaptın bunu?” diye haykırırken elimden tutup beni bambaşka bir aleme fırlatıyor. Ve başlangıçta söylediklerinin  cüretkâr olduğunu düşünmekle fazla cüretkâr davrandığımın farkına varıyorum. Ah , evet dehanın beraberinde gelen bir kapris bu. Oynamak istemiyor, bunun için fazla iyi. Yine de oynasaydım bu pazu güreşinde hiç zorlanmadan hepinizi alt ederdim demekten geri durmuyor. Postmodern bir okuyucunun dünyasını önünüze seren, “Neler dönüyor ?” sorusuna cevap ararken kendinizi kitabın baş rolünde bulduğunuz, insana romanların arasından geçen bir trende hissettiren bir kitabı okurken bir anda Ludmila’ya aşık oluyorum,  sayfaları karıştırırken aklımda sadece atılacağım macera değil, Ludmila’nın izlerini bulmanın telaşı da var artık. Hikayelerden, inşa edilmiş bu hikayenin içinde kayboluyorum ve Calvino’nun dehası önünde eğilirken okur olmanın rahatlığını hissediyorum.

indir . italo calvino – bir kış gecesi eğer bir yolcu (.pdf)

 İşin kötüsü kız senden daha çok roman okumuş, özellikle yabancı yazarları tanıyor ve müthiş bir belleği var; romanlarda geçen belli olaylardan söz ediyor ve sana şunu soruyor: “Henry’nin teyzesi ne demişti hatırlıyor musunuz?” Üstelik bu konu senin ortaya attığın kitaplardan birindeydi; ama sen kitabın sadece başlığını biliyordun, o kadar ve bu kitabı okuduğunun sanılması hoşuna gitmişti. Şimdi yuvarlak yorumlarla bu badireyi atlatman gerektiği için pek umut vermeyen birkaç söz bulup söylüyorsun: “Bana biraz yavaş ilerliyor gibi gelmişti,” ya da: “Alaycı bir yanı olduğu için hoşuma gitmişti.” Kız bu sefer şöyle deyiveriyor: “Gerçekten öyle mi düşünmüştünüz? Ben buna katılmıyorum.” Sen bu sefer bozum oluyorsun. Bir ya da en çok iki kitabını okuduğun için ünlü bir yazardan söz etmeye başlıyorsun; kız hiç duraksamadan yazarın külliyatını sıralamaya başlıyor ve hepsini mükemmel biçimde tanıdığı ortaya çıkıyor; eğer bazı konularda tereddüdü varsa bu daha fena, çünkü sana bir soru yöneltiveriyor: “Peki o ünlü kesik fotoğraf meselesi şu kitapta mıydı, bu kitapta mı? Hep karıştırıyorum.” Kızın kafası karıştığı için sen bir tahmin yürütmeye kalkışıyorsun. Ama o, “Nasıl olur, ne diyorsunuz? Olamaz,” yorumunu yapıyor. Eh, haydi ikinizin de kafasının karıştığını düşünüp kapatalım bu konuyu.

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.