Tomas

Bunu sarılmak say, Tomas ne düşünür bilmiyorum gerçi kimki -ki Tomas? Tokat doğumludur belki tavanları alçak bir meyhanede, emekleyerek garsonluk yapıyordur 12000 mg tabakları on eliyle taşıyordur. kolları yanmıştır belki, beline kadar kütüphanedir. üçbeş gram kitapları tozunu alıyordur, on burnuyla kokluyordur. Tomas ispanya hayal eder, o sırada seni dinlemiyordur. saçları sana oksijen sağlıyordur. ne bileyim.

oturun.

insanların bir sandalyeye oturmalarının ve düşünmelerinin istendiği deneyi duydunuz mu? deneklere 6-15 dakika yalnız olarak oturmaları gerektiği söylenmiş ve tek kural deneklerin sadece oturarak durması – herhangi bir cihaz ya da kitap olmadan ve uyumadan. bu deneylerin bir tanesinde, öğrencilerden büyük bir kısmı kendi düşünceleriyle başbaşa kalmak yerine kendilerine hafif elektrik şokları verilmesini istemiş. insanlığın

yer altındaki çatı

Sen ne kadar çok istersen o kadar gerçekleşmez. Öte yandan, şayet bir önemi yoksa gerçekleşir. Uğraşmazsan, çabalamazsan bir bakmışsın olmuş bile. bazen eyleme geçirmek adına bazı zamanlarda ise sadece büyülü derinliğine kapılarak düşünürmüş intiharı. çevresinde çırpınan herkes gibi. hep en iyi saatlerinde istermiş onu hayata geçirmeyi çünkü en büyük iki yüzlülükmüş karanlıktayken boğulmak. tabi sonrasını da

İntihal Naaşı

Kibritleri birbirine vura vura kül grisini şirk koşan budist parlamentosuna ateist. Güç istencinden fışkıran erek kanları damla damla seken kurşun kemeri kin desenli ikibinonaltı boğum. Ertesi ertesine makamsız sela sanatsız kusmuk ağlayan gizli eşcinsel zorunlu homofobik imamlarım mezopotamya devşirme. IRK IRK IRK IRK IRK IRK IRK! Bak bu pastel tonlu alaca kent manzarası apronunda felaket

Günlerdir tavandan sarkan o küçücük örümceği gözlüyorum. Onu ilk gördüğümde “yarın temizlik yapmalı ve onu oradan almalı” demiştim. Aslında saniyeler sürmeyecek bir işti onu oradan almak. Erteledim ve ondan sonraki günlerde de kimi zaman çok küçük olup görünmemesi sebebiyle varlığını unuttum; kimi zaman da olmadık vakitlerde, üşengeçlikte zirvede olduğum anlarda göründüğünden umursamadım. Oda, onu fark

pier paolo pasolini – gramsci’nin külleri

seçim yapmıyorum çünkü. Savaş ertesinin yıkımında, bir şey istemeden yaşıyorum: loş utancında bilincimin -tepeden bakan, umarsız bayağılığından tiksindiğim- bu dünyayı severek… Pier Paolo Pasolini’nin en önemli şiiri sayılan, dinle ideolojiyi, destansı bir lirizmle bağdaştırmayı başardığı ve Viareggo Ödülü’nü kazanmış, Gramsci’nin Külleri (1957); faşizmin yıllarca zindanlarda çürüttüğü, büyük düşünür Antonio Gramsci’ye adanmıştır. Bir başka marksist manifesto