Auschwitz’ten Sonra Şiir Yazmak…

Auschwitz’ten sonra şiir yazmanın barbarca olduğu iddiamı yumuşatmak gibi bir niyetim yok; bu söz, angaje [committed] edebiyata ilham veren dürtüyü olumsuz biçimiyle ifade ediyor. Sartre’ın Mezarsız Ölüler oyunundaki bir karakterin sorduğu “İnsanları kemikleri kırılıncaya dek döven birilerinin var olduğu bir dünyada yaşamanın herhangi bir anlamı var mı?” sorusu, aynı zamanda, artık herhangi bir sanat eserinin

ece ayhan – başıbozuk günceler

4 Temmuz 1975 – Cuma: Hilda ile buluştuk. 17;30 Neumarkt Kahvesi’nde, İsviçre Toplumsal Arşivi’nin altında. “Takılıp kalmış iyi bir yazar: Yusuf Atılgan.” 6 Temmuz 1975 – Pazar. “Dikkatinize sunarım: bütün davalar ben yokken açılıyor” Yokluğumda, Toplum da belirli bir boşluğa izin vermiyor demek ki, günceler özeldir. kara kaplı defterlerde saklanan günceler ise çok daha özel.

Cosımo, Ağaca Tüneyen Baron

Cosimo Piovasco di Rondo, Ağaçların üstünde yaşadı, Toprağı hep sevdi, Gökyüzüne yükseldi. Uzayıp kısalan bir gölgenin hikâyesine benzemeye çalıştım, olmadı. Devamını getireceğim dedim, beceremedim. Çok özendim, özenince olmaz. Şimdi geriye kalan her şey karadut gibi salıyor rengini parmaklarıma, bileklerime, kollarıma ve boynuma. Bu lafı nereden hatırlıyorum ki ben? Déjà vu  gibi bir şey bu diyor.

unutmanın günlüğü

“Unutmak- bütün insanlar unutmak isterler, hoş olmayan bir şey olduğunda daima, “ah bir unutabilsem” derler. Fakat unutmak önceden pratiği yapılması gereken bir sanattır. Unutabilme her zaman insanın nasıl hatırladığıyla bağlantılıdır, fakat buna karşılık hatırlama da insanın gerçeği yaşayış tarzına bağlıdır. Yaşadıklarına umudun itici gücüyle dalan kimse asla unutmayacak biçimde hatırlar. Bu nedenle, nil admirari (hiçbir

Devlet İyiliği Temsil Eder, İyilik Yapmaz

Şikayet ve itiraz günümüzde, modern toplumların kulak verilmeyen yakınması oldu. İlerlemiş toplumlarda salt itiraz ve şikayetle yeterli bir güç kazanılamayacağı açıktır. Bir yanda; işgal, şiddet, terör ve soykırım, diğer yanda “uluslararası barış”ın güçsüz, paramparça kurumları var. Siyasi faaliyet alanının bu iki ucu arasında “ehven-i şer”i kabullenme buyruğunun baskısı altındayız. Londra’da yaşananlar da buna denk düşüyor.

Sonsuz Pazar

Tüm dünya bir pazar öğleden sonrasının içine tıkılmışçasına, monoton, insanların ne yapacağını bilmediği yuvarlak bir topa dönüşmüş durumda. Her şey bizim elimizde ve bir oksimoron gibi hiçbir şey aslında bizim elimizde değil. Yönetenlerin, sonsuz sayıda kaynakları ve bizim haricimizde kullanabilecekleri neredeyse sonsuz insanları ve makineleri var, biz de bunlardan biri olmayı seçiyoruz ve işte abra-kadabra,