Menü Kapat

Ay: Haziran 2016 (sayfa 1 / 4)

french printmaking

daha önce çok sayıda paylaştığımız müze güzellikleri listesine amsterdam “van gogh museum” ile devam ediyoruz. kendileri 1890-1905 yılları arasında yapılmış özgün baskı çalışmalarını bir araya getirmiş ve dijital erişime sunmuş. 1800 nadide baskı içeriyor. albümlerden kitaplara, posterlerden biletlere, davetiyelerden sergi kataloglarına çok temiz bir sınıflandırma da yapmışlar. yüksek çözünürlükte indirebilmemiz de bayram hediyesi olmuş. buyrun kendinizi kaybedebilirsiniz.

french printmaking – 1890-1905 

doğal yaşam ve başkaldırı

can sıkıntısına gazel yazmak değil amacım;
sabah tüneğinde dikilip böbürlenerek öten horoz gibi
kuvvetle haykırmak istiyorum,
komşularımı uyandırsam yeter

henry david thoreau doğa sever ve ilk çevrecilerden olarak geçiyor. doğaya gerçekten inanan insanlardan. bu amaçla 1845 yılının ilkbaharında walden gölünün kıyısına bir kulübe yapıyor. burada yaptığı gözlemler, çiftçilik üzerinde düşüncelerini 2 yıl boyunca bir günlüğe kaydediyor. siz de en kısa zamanda bu klasiği okuyup başucunuza koyuyorsunuz.

“kim bilir kaç insan bir kitap okuyarak hayatında yeni bir çağ başlatmıştır.”

henry david thoreau – doğal yaşam ve başkaldırı (.pdf)

kuyruklu yıldız

Kuyruklu yıldızlar var,
ağzımızdan ışıldayan
okyanusların ve galaksilerin
onurlandırdığı.

Tanrı biliyor ki,
Yapabileceğimizin en iyisini yapmayı
deniyoruz.

Kuyruklu yıldızlar var,
havayla birlikte
yanıp kül olmak için
dilimizin arkasındaki
teleskopların kimyasallarına
bağlı.

Biliyorum
yapıyoruz.

Kuyruklu yıldızlar var,
dişlerimizin arkasından
bize gülen
balıkların ve kuşların
kıyafetlerini giymiş.

Deniyoruz.

r. brautigan
çeviri: etilen

The Congress – 2013

film yıldızları depresiftirler, film yıldızları her projeye onay vermezler, film yıldızları kaprislidirler, film yıldızları yaşlanır, ve ölürler. şov devam etmek zorundadır, ve eder.

2013 yapımı bir Ari Folman filmi olan The Congress, bizi hayal edebileceğimizin çok da ötesinde olmayan, ama yalnızca hayallerde var olabilecek bir dünyaya götürmeyi başarmış.  vaktiyle yıldızı çok parlak olan Robin Wright, çeşitli problemler ve sektördeki kararsızlıkları nedeniyle filmlerde rol almayı bırakmıştır. hala bağlı olduğu film şirketinin sahibi Jeff ise Robin’i hala istemektedir. fakat hala yıldızı parlayan Robin’i.

Robin’in tüm mimiklerini ve tepkilerini kayıt altına alıp onu ölümsüzleştirme isteğini Robin çaresizlikle kabul eder ve kendini her türlü projede kullanmalarına izin verir. işte bu noktada film başka bir boyut alır ve bizi bir animasyon bölgesine götürür.  bu noktadan sonra filmi 2D olarak izliyoruz. animasyon bölgesinde olanları ise anlatmak oldukça güç.

insan zihninin neler oluşturabildiğini izlerken bize muhteşem bir melankoli havası eşlik ediyor. film animasyon-drama türünde, muhteşem bir distopya örneği. soundtrackleri tamamen farklı bir konu…

sonuç olarak, izleyin, izlettirin.

pek milli takım

gündem malum fatih terim ve arda turan’dan geçilmiyor. biz de uzun zamandır tribün dolaylarında iki kelam etmemiştik. milli takım nedir, ne kadar millidir, temsil gibi kavramları ve felsefi boyutlarına da girebilirdik ama dünkü maça dair yazı görselinde kullandığımız fotoğraf gerçekten düşündürüyor.

“türk milli takımı”nın öne çıkan güzelliği (belki de tek güzelliği) emre mor. kendisinin sevincinde mutluluk, masumiyet, saflık, umut, güzellik, gençlik her şey var. öte yandan ise önünde burak yılmaz yer alıyor. hani eşine şiddet uyguladığı için mahkemelik olan, prim alamadığı için gürültü çıkaran arkadaş. kendisinin “kol geçirme” hareketi ve ifadesi sanki günümüz türkiye’si fotoğrafı. nefret, öfke, şiddet, düşmanlık, kin her şeyi içeriyor. nerden baksan iki farklı türkiye yüzü. nerden baksan gerçeklik.

bunun dışında çevirmeninden basına, oyuncusundan halkına herkese tepkili olan bir ikili var. fatih terim ve arda turan. dün emre mor’u yere yatıp zaman geçirmesi için muhtemelen küfür içerikli şiddetli biçimde azarlayan bir fatih terim. cumhurbaşkanı tarafından korunuyor. ülke içerisinde imparator diye adlandırılıp rol model olarak öne sürülüyor. emre mor 18 yaşında bir çocuk. daha yeni başlıyor. daha yeni öğreniyor. öte yandan bu sezon reklamlarda oynadığı süre muhtemelen sahada geçirdiği süreden fazla olan arda turan maç sonunda kaptan sıfatıyla çıkıp ve “adamlığını” ortaya koyup kendisini eleştirenlerden tek tek hesap soracağım diyor. bütün ülkenin başarı kriteri olarak sınıflandırdığı rol model bu. diğer örnekleri ve yaşananları siz de biliyorsunuz.

ayrıca bu şerefli ve vatan aşığı peşinde olan arkadaşlar, primle-parayla işi olmadığını iddaa eden arkadaşlar, kendilerine sunulan 500 bin euro primi hiçbir zaman reddetmiyor. ya da aldıkları parayı yine vatan aşığı olup vatan için hayatı kaybedenlere ya da ihtiyacı olanlara dağıtma ihtiyacı hissetmiyor. kendilerinin hakkıdır ya da onlar istemediki diyenler yoktur umarım aranızda.

özetle bütün bu sporcunun zeki, çevik, ahlaklısının sevileceği öğretilmeye çalışılırken bu rol modellerinin nasıl ortaya çıktığı ayrı bir tartışma konusu. çocuklarına abartılı sevinç göstermenin iyi bir şey olmadığını, rakiplere saygı göstermenin önemini, futbolun sadece bir oyun olduğunu ve mücadelenin belirli değerler ve sınırlar kapsamında yapılması gerektiğini çocuklarına aktarmaya çalışanlara başarılar diliyoruz.

biz şüphesiz ki şampiyonada izlanda’yı destekliyoruz.

Kapıda Bir Kurt

Kapıda bir kurt var, bizi öldürmek istiyor, bizi ne hale getireceğinden bahsediyor, korkuyoruz, korkmaktan başka şeyler elimizden gelebilecekken korkuyoruz, korku bizi içe çekilmeye zorluyor, içe çekildikçe kurt daha da yaklaşıyor, ya kurdu silahlarımızla püskürteceğiz ya da ona yem olacağız, daha fazla bir şansımız kalmadı.

Hoşgörünün dillerden düşmeyip, hoşgörüsüzlüğün eylemlerde hükümranı elden bırakmadığı bir çağda yaşıyoruz. Hoşgörü söylemleri ele geçirmişken, hoşgörüsüzlük eylemlerin başlatıcısı, tetikleyicisi olmuş durumda.

“Kendimden ve birlik olduğum gruptan farklı olan her birey, bize benzemeli, bize benzemezlerse yok olmayı hak ediyorlar, zira tek haklı biziz, haklı olduğumuz kadar da insanları kendimize benzetmeye hakkımız var, eğer benzemek ve kurallarımıza uymak istemezlerse de, bedelini çok ağır ödeteceğiz.” Çağımızın düsturu bu olmuş durumda, imanlılar, imansızlar, hatta sözde hak ve eşitlik isteyenler, sözde insanların “iyi koşullarda” yaşamasını hedefleyenler bile böyle düşünüyor. Şiddetle, sizi aynılaştıracağız bayım.

Bir çağın göstergesi olmuş her fikir, her tema, sadece sözde kalmaya mahkumdur. Ortaçağ Avrupa’sında, hükümran süren tema “iman”, genelevler, seks işçileri ile yozlaştırılmış, kendi için değil başkaları için ve başkalarını dönüştürmek için var olmuştur. Günümüzde herkesin dilinden düşmeyen hümanistik söylemler, sanırım onların diline takılı kaldıkları için eylemlerine yansımıyor.

Her söylem, fikir pragmatik bir çıkar savaşında kullanılıyor, birilerine kendini kanıtlamak, sadece sözlerle, eylemlerle değil. Eylemlerin önemi yok, sözlerim beğenilse yeter çünkü ben ancak kabul edildiğim sürece varım anlayışı, bizi daha nerelere götürecek acaba?

Hepimiz tehlikedeyiz, artık hepimizi, kendisine benzetmek isteyen grupların içinde var olma çabası güdüyoruz, sokakta yürürken her an ölme ihtimalimiz var, bir bombayla, bir bıçakla, dövülerek, sırf bize bunları uygulayacak insanlardan farklı olduğumuz için. Artık farklı olmak, bir günah, müminler imanlarını üstünlük alameti olarak algıladıkları, bir toplumun dininin olabileceğini düşündükleri sürece de öyle olacak.

Bu coğrafyanın %99’su toprak aslında, geri kalanı da biziz, insanlar, anlamak istemiyorlar.

Kapımızda bir kurt var, savaşmaktan başka çaremiz de yok.

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.