Menü Kapat

Ay: Şubat 2016 (sayfa 2 / 4)

biraz da biz yiyelim

ahlaksızlığın, adaletsizliğin, yoksulluğun ve en önemlisi “saçmalıkların” ülkesine hoş geldiniz. ortalama veya üstün  zekaya sahip bir insanın bile anlam veremeyeceği şeyler yaşanıyor ülkede. şaka yapıyorum tabii ki herkes ne olup bittiğinin farkında sadece nereden bakacaklarını bilmiyorlar. kimi taraf olmaktan, kimisi yanlış tarafta olmaktan korkuyor. bir yanda sur, cizre, idil vs… bir yanda cerattepe, bir yanda gazi, küçük armutlu… örnekler çoğaltılabilir çünkü ülkenin her karış toprağını çoktan katliam bölgesi ilan ettiler. kürsüden ona buna atar yapan devlet yetkilileri, ülkeyi kaosa sürükleyen devlet yetkilileri, ülkeyi peşkeş çeken devlet yetkilileri, hazinenin mınna mınna koyan devlet yetkilileri, kentsel dönüşüm adı altında rant sağlayan devlet yetkilileri, allah din kitap diyen materyalist devlet yetkilileri, “sevişmeyin lan” diyen devlet yetkilileri, “taciz tecavüz” ettiren (buraya dikkat bu çok önemli) devlet yetkilileri, hem hakim hem savcı hem avukat hatta katip bile olabilen devlet yetkilileri, şu bedava bu bedava deyip geçiren devlet yetkilileri bla bla bla devam etmeyeceğim çünkü bitmeyecek. kıssadan hisseye devlet yönetmekten aciz, halkının düşmanı devlet yetkilileri. suçlu kim? bana göre ben. sana göre de sen olmalısın. gökyüzünden inmedi ya bu mahlukatlar. sen, ben getirdik oturttuk o koca kıçlarını geniş rahat koltuklara. oturttuk eyvallah da keşke yapıştırmasaydık değil mi? ya da kaldırmasını bilseydik keşke. bence kazımak lazım artık. o yada bu şekilde ama mutlak bir şekilde kazımak lazım bunları. sesimizin kısık çıkmaması, bileğimizin güçsüz olmaması, korkumuzun aklımızın önüne geçmemesi gerek. gezi gibi değerli, gazi gibi sürekli büyüyen isyan olmak gerek. durmayacaklar, hiçbir zaman durmadılar. onlar pasifize olmaktan korkarken bize pasif kalmak düşer mi? biz diyorum herhangi bir biz. herkes aynı şeyi söylüyor zaten değil mi? sen de haklısın ama ben sana bir şey söyleyeyim; bu ülkenin acil orgazm olması gerek. bunlar rahatlasın, az da biz yiyelim. umutla kal arkadaşım.

tadını çıkarın.

içki için
sarhoş olun
küfredin
sevişirken gürültü yapın
çığlık atın
kimyasallardan uzak durun
muslukları açın
gece uyumayın
sebepsiz öpüşün
ağlayın
ağlatmayın
yalan söylemeyin
başkaldırın
isyan edin
mum yakın
şarabı şişeden
sigarayı filtresizinden için
jim morrison dinleyin
olmadı tom waits
kedileri okşayın
birbirinizi okşayın
beraber duş alın
evde çıplak gezin
insanları takmayın
tadını çıkarın.

ortamlarda her ne kadar buwowski şiiri olarak gezse de bukowskinin böyle bir şiiri olmadığını söyleyebiliriz. bunun da bir önemi yok gerçi. önerilere kendi tercihleriniz doğrultusunda ekleme-çıkartma yapmanızı tavsiye ederek; sevdiklerinizle birlikte tadını çıkarmayı ihmal etmediğiniz günler olsun.

sarlo akrobata

balkanlar ciddi anlamda çok keşfetmediğimiz bir cevher. nedenleri ve sebepleri ayrı bir yazının konusu olabilir, biz Šarlo Akrobata‘ya gelelim. öncelikle nedir – charlie chaplin’in sırp-hırvatça’daki karşılığıdır. yugoslav new wave/post-punk grubu olarak geçer. grup 1980-1981 yılları arasında varolmasına rağmen new wave’in gelişimine öncülük etmiş ve kendisinden sonra gelen nesli ciddi anlamda  etkilemiştir. zaten dinleyince sizin de etkilenmeniz kuvvetle muhtemeldir.

grubun öncüsü progressive/hard rock diye adlandırılan limunovo drvo – bizim için nerden baksan limon ağacı. ekipte şimdi isim versem sizin için anlamsız olacak değişikliklerden sonra limunovo drvo – sarlo akrobata oluyor. ilk 4 şarkıları paket aranzman adlı toplama albümde yer alıyor. ardından da kendi albümleri “bistriji ili tuplji čovek biva kad…” geliyor. linklere tıklayıp dinlemeye başladığınızı düşünüyorum. beni yanıltmayın. başka albüm yok çünkü grup burdan sonra dağılıyor. grup elemanları da aids, cancer gibi sebeplerde 90’larda aramızdan ayrılıyor.

grubun ayrıca gang of four ile yakın ilişkiler içerisinde olduğunu belirtelim. hatta albüm tanıtım konserlerini birlikte yapacaklarmış ama sonradan iptal olmuş. new wave, art punk, reggae fusion, post-punk, dub music, experimental music gibi farklı türleri balkanların samimiyetiyle dinliyorsunuz. ek bilgisi olup paylaşmayan bizden değildir.

kaplumbağa gazeli

bir gün, gezintim  sırasında çayırlık alanlardan geçtikten sonra bir kaplumbağa’ya rastladım.  antik bir kentin sırtından bin yıllık bir pıynar ağacının dibine… ilkin kafası dik adımlarımı takip etti, başını sağa sola yavaşça oynatarak . ona yaklaştıkça kaya gibi sert kabuğundan kalp atışlarının hızlandığını duyumsayabiliyordum ve bir kalbinin olduğunu… usulca önce kafasını sonra ayaklarını kabuğunun içine sakladı… ve oralarda kimseler yokmuşçasına sessizce bekledi…

kayaları yararak bir oyuk oluşturmuş pıynar ağacı ise iç geçirdi kederlice;

“kendi kovuğuna saklanan bir karabağa söylese bir ağaç nasıl yok eder bedenini, saka kuşlarından ve ağaç kurdundan nasıl saklanır !!!”

 o an küçük bir çocuk belirdi kimsesiz, sarıldı ağaca kollarını ahtapotun kollarıymışçasına sallayarak.

“hiç bu kadar yaşlı pıynar ağacı görmemiştim” diye neşeyle bağırdı sıkıca tutarken gövdesini.

insanlaşıyordu kaplumbağanın çevresi gün batıya doğru dönerken.  o ise kendini tehlikelerden uzağa saklamıştı, kalp atışları bu sefer kabuğuna vuruyordu –tak tak tak. oysa kimsesiz de sayılmazdı, ot keneleri çoktandır ele geçirmişti yuvasını (bedenini)…

işte tam bu anda bir kadın göründü göle yakın başka bir göçüğün üstünde. bedeni  gölün garantisindeydi. ışık huzmesinin önünde duran  erkeğin cinsiyetine dokunuyordu hazla…

 “nerede benim güzel huzurlu yuvam?”

tüm bunlara aldırışsız bekleyen kaplumbağa sonunda çekingenliğiyle söyledi;

“ancak benimdir tırnaklarımla dünyayı kazıyan ve otları kemiren, yuvasını bedeninin içinde gizleyen!”

derin bir nefes aldı ve kendini kayalardan aşağıya pıynar ağacının başının üstünden yuvarladı.

tutunamayanlar

mahkemede, suçlu sandalyesinde, bilerek ya da işledikleri suçları bilmek zahmetine katlanacak kadar dahi düşünmediklerinden bilmeyerek, eziyet eden, hor gören, aşağılayan, ihmal eden, aldırmayan, unutan, kötüleyen, alay eden, ıstırabı paylaşamayan, insanlar arasında duvarlar çeken, küçümseyen, çaresiz bırakan, yalnız bırakan, terkeden, baskı yapan, istismar eden, ezen, cesaret kıran, iyilik etmeyen, değer veremyen, kalbi temiz olmayan, doğruyu yanlış gösteren, yanlışı doğru gösteren, samimiyetsiz, insafsız, korkutan, yanına yaklaştırmayan, başkasının yaşama hakkına saygı duymayan ve kendinden memnun olabilmek için her davranışı meşru sayan onlar, yani bizim küçük kalabalığımızı hava sızdırmayan tabakalar halinde üst üste saran, nefes almamızı dahi engelleyen, yani mahallemizin bütün bileği kuvvetli ve içi boş küçük kabadayıları ve onların büyük ortakları, yani esasında sayıca üstün olanlar, yani her zavallıdan daima bir rütbe bir kademe bir sınıf yukarıda olanlar, yani şekilsiz hüviyetleriyle daima vuran ve kaçınabilenler, yani hem ezip hem de ezdiklerini kabul etmeyenler, yani bir mertebe aşağıdayken ezilen ve bir derece terfi edince ezenler, yani çırağını, birşeyler öğretmesine karşılık her zaman döven ve ona insan muamelesi etmeyen ustalar, muavininin başına vuran şöförler ve onlarla birlikte memurlarına dalkavukluk ettiren amirler, duygusuz amirlerle birlikte garsolara paralarıyla orantılı olarak bağıran müşteriler ve kaba müşterilerle birlikte hakkını arayanlara yumruklarını gösteren görevliler ve yetkilerini kötüye kullanan görevlilerle birlikte bilgisizin bilgisizliğini suratına çarpan ve ondan bir kelime fazla bilen bilgiçler, yani öğrenmek isteyen herkese eziyet eden öğreticiler ve onlarla birlikte her değişik davranışa saldıran şekilsiz kalabalık ve kalabalıkla birlikte onlara alkış tutanlar ve onlarla birlikte her tartışmada en bayağı usullerle haklıyı haksız çıkartanlar ve onlarla birlikte her savaşta kazananı tutanlar ve onlarla birlikte kimseye zararı olmayan zayıfları ezerek kuvvetli olma duygusunu tatmin edenler ve onlarla birlikte her zaman ve her yerde her sınıftan ve her ideolojiden ve her düşünceden insanlar arasında daima ön safa geçerek aslan payını kendilerine ayıranlar ve ayırır ayırmaz insanlarla aralarına aşılmaz duvarlar örenler ve böylelerine her zaman haklı çıkarıcı bahaneler sebepler yasalar kurallar sınıflamalar bulup çıkaranlar yani her zaman insanları insanlardan ayıranlar ve onları birbirlerine düşman edenler ve onlara körü körüne uyan kalabalıklar ve gerçeği boğanlar ve onlarla birlikte insanı bu koca dünyada yalnız bırakarak arkadaşlık dostluk sevgiyle uzatacakları sıcak bir elleri olmayanlar yani elsiz gözsüz akılsız kalpsiz ve kansız gerçek sakatlar yani onlar onlar onlar onlar onlar onlar… karşımıza oturacaklar.

ve biz onlara diyeceğiz ki:

hesaplaşma günü geldi. şimdiye kadar yalnız din kitaplarında yargılandınız. biz fakirler, zavallılar, yarım yamalaklar, bu kitapları okuyup teselli olurken içinizden güldünüz. ve çıkarınıza baktınız. hatta gene sizlerden, sizin gibilerden, büyük düşünürler çıktı ve bu kitapların bizleri uyuşturmak için yazıldıklarını ileri sürdüler. biz zavallılar, ya bu düşüncelerden habersiz kaldık, ya da bunları yazanları bizden sanarak alkışladık. yani uyuttular alkışladık, uyandırıldık alkışladık. her ne kadar bugün siz suçlu, biz yargıç sandalyesinde oturuyorsak da gene acınacak durumda olan bizleriz. esasında, sizleri yargılamaya hiç niyetimiz yoktu; sizin dünyanızda, o dünyayı bizlerlerin sanıp yaşarken, hepinize hayrandık. sizler olmadan yaşayabileceğimizi bilmiyorduk. ayrıca, dünyada gereğinden çok acıma olduğuna ve bizim gibilerin ortadan kaldırılmasının sizlerin insancıl duygularına bağlandığına inanmıştık. bu çok masraflı dünyada bir de bizlere bakmanız katlanılması zor bir fedakarlıktı. arada bir bize benzeyen biri çıkıyor ve artık yeter diyordu. onunla birlikte bağırıyorduk ve sonunda her zaman kaybediyorduk. onlar da sizler gibi onlardı. düzeni çok iyi kurmuştunuz. hep bizim adımıza, bize benzemeyen insanlar çıkarıyorduk aramızdan. kimse bizim tanımımızı yapmıyordu ki biz kimiz bilelim. gerçi bazı adamlar çıktı bizi anlamak üzere; ama bizi size anlattılar, bizi bize değil. tabii sizler de bu arada boş durmadınız. bir takım hayır kurumları yoluyla hem kendinizi tatmin ettiniz, hem de görünüşü kurtarmaya çalıştınız. sizlere ne kadar minnettardık. buna karşılık biz de elimizden geleni yapmaya çalıştık: kıtlık yıllarında, sizler bu dünyanın gelişmesi ve daha iyi yarınlara gitmesi için vazgeçilmez olduğunuzdan, durumu kurtarmak için açlıktan öldük; yeni bir düzen kurulduğu zaman, bu düzenin yerleşmesi için, eski düzene bağlı kütleler olarak biz tasfiye edildik (sizler yeni düzenin kurulması için gerekliydiniz, bizse bir şey bilmiyorduk); savaşlarda bizim öldüğümüze dair o kadar çok şey söylendi ki bu konuyu daha fazla istismar etmek istemiyoruz; bir işe, bir okula müracaat edildiği zaman fazla yer yoksa, onlar kazansın, onlar adam olsun diye biz açıkta kaldık; yani özetle, herkes birşeyler yapabilsin diye biz, bir şey yapmamak suretiyle, hep sizler için birşeyler yapmaya çalıştık. bütün bunlar olurken birtakım adamlar da anlayamadığımız sebeplerle anlayamadığımız davalar uğruna yalnız başlarına ölüp gittiler. böylece bugüne kadar iyi (siz) kötü (biz) geldik. bize, sizleri yargılamak gibi zor ve beklenmeyen bir görev ilk defa verildi; heyecanımızı mazur görün.

aramızda hukukçu olmadığı için söz uzatılmadı, sanıkların kendilerini savunmalarına izin verilmedi. gereği düşünüldü. sanıkların ellerinden başarılarının alınmasına oybirliğiyle karar verildi.

savaşa gitmemiz buyruldu

– Bir Asker Türküsü

Savaşa gitmemiz buyruldu
“Toprak için aslanlar gibi dövüşün” diyerek
Toprak için! Ama kimin toprağı? Söylenmedi bu
– Dere beyinin toprağı olsa gerek!

Savaşa gitmemiz buyruldu
“Özgürlük adına” diyerek
Özgürlük adına! Ama kimin özgürlüğü? Söylenmedi bu
Halkın özgürlüğü olmasa gerek!

Savaşa gitmemiz buyruldu
“Bizden” dendi “yardım bekliyor müttefik uluslar”
Ama en önemli şey unutuldu:
Kimin cebine girecek banknotlar?

Savaş kimisi için hayatla ödenen bir fatura
Milyonluk kazançtır kimisine
Çoçuklar, daha ne kadar –
Katlanacağız bu ağır işkenceye?

Demyan BEDNIY
Çeviri: Ataol BEHRAMOĞLU

etilen sosyete . 2003 - 2018 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.