Menü Kapat

Ay: Aralık 2015 (sayfa 1 / 5)

2015 etilen’i ve 2016 reçeteniz

evet öyle ya da böyle bir yılı daha geride bıraktık. tek tek olayları zaten binlerce kaynak üstünden geçiyor. biz özetleyelim; 2015 savaşların, seçimlerin, bombaların, yalanların, çalanların, öldürülenlerin, inşaatların, sanalların, tarafların, kutuplaşmanın, nefretin, öfkenin, samimiyetsizliğin ve saçmalıkların yılı oldu coğrafyada. bireysel olarak mutlu ve huzurlu olarak geçirenler kendilerini sanşlı hissetmeye devam etmelilerken 2016 yılında toplum olarak 1 haftayı kansız, kavgasız ve savaşsız geçirsek kar sayabilecek noktadayız diyebiliriz en kestirme yoldan.

etilen olarak dönüp rakamlara baktığımızda bu yıl;

  • bu yazı ile birlikte toplamda 284 yazı yazmışız. yaklaşık 94.000 kişi 150.000 kere siteyi ziyaret etmiş 250.000 sayfa görüntülemiş.
  • gidenler gelenler ile yaklaşık 3.300 kişi facebook sayfasında sayımızı arttırmış, paylaştıklarımız yaklaşık 2.400.000 izlenim almış.
  • twitlerimiz yaklaşık 837.000 izlenim almış
  • tumblr, instagram gibi sayfalarımızda paylaştıklarımız yine yaklaşık 200.000 kere sevilmiş, paylaşılmış.

yapımda ve yayında emeği geçen herkese tek tek teşekkürler diyerek 2016’da da devam etmek için yeterli sebebimiz var diyoruz. 2016 yılı için yapmanız gerekenleri ise sizin için özetledik. buyrun reçetiniz;

alışveriş yap. takas yap. iste. çal. topla. tap. boşal. israf et. satın al. öp. kullan. ihtiyaç duy. ölme. içine çek. ara. ye. sipariş ver. nefes ver. borçlu ol. zevk al. sıç. ödünç ver. tahrik et. küfret. hediye ver. bağır. sahip ol. taklit et. kazan. iç. seviş. özle. gasp et. reklam yap. ödünç al. öde. hesapla. götür. baştan çıkart. tüket.

reklam engelleme rehberi

etilen sosyete olarak vatana millete faydalı rehberler paylaşımlarına bir süredir ara vermiştik. yıllardır tek bir reklam almadan hayatta kalıyor oluşumuz hususunda da gurur duyabiliriz diye düşünüyorum. hepinizi rahatsız ettiğini bildiğimiz, saçma sapan yerlerde karşınıza çıkan reklamlara karşı neler yapabilirsiniz hep birlikte bakalım.

öncelikle sanal alemde karşınıza çıkan reklamlar neden kötüdür;

  • reklamlar bir kısmı zararlı yazılımların ya da virüslerin cihazına kurulması için bir araçtır
  • reklamlar sayfaların açılış hızını ve bilgisayarınızı yavaşlatır
  • özellikle kotalı kullanımlarda ya da mobilde gereksiz trafik oluşturur, kotanızı doldurur
  • kişisel bilgilerinizi sizin haberiniz olmadan saklar, üçüncü partilerle paylaşır, farkında olmadan sizin analizinizi yapar
  • günde yüzlerce belki de binlerce reklama maruz kalan zihninizi yorar, ulaşmak istediğiniz içeriği bulmayı zorlaştırır

reklamın iyisini ya da faydalı olanının çok nadir karşımıza çıktığını tekrar belirtmeye gerek olmamak ile birlikte bu reklamlardan kurtulmak için neyseki faydalı araçlar mevcut;

chrome / şahsen kullandığım ve sıkıntısız çalışan uBlock Origin tavsiye ederim. AdBlock, ve Adguard diğer alternatifleriniz.
firefoxAdBlock Plus ve uBlock Origin yine öne çıkıyor
ios / ücretsiz olan uygulamaların 1BlockerRefineAdBlock Plus  3-5 lira veririm kafam rahat eder diyenlere Purify yardımcı olabilir
android / ücretsiz olan AdBlock Browser işinizi görecektir. Alternatif arayanlara AdBlocker ve TrustGo öneririz.

bunların dışında özellikle içeriği okuyacağız diye canınız çıkan ve kötü tasarımlarda sitelerde makale okumak için her daim Readability yanınızda. ayrıca bütün bunlar dışında ToR browser kullanmak, alternatiflere göre sizi daha iyi koruyacaktır.

daha iyi alternatifleriniz var ise yorum bölümünden paylaşmanız hepimizin faydasına olur.

reklamsız günler dileğiyle.

insan üstüne

Tiksindirici olarak gözüken bir üflemeli çalgı, ne yazık ki ilkin üflenmelidir.

Sözde meslekler ve bu mesleklerde yetkin olmama arasındaki doğal uyumsuzluk durumu, insanlar arasında tesadüfün ne kadar çok ve mantığın da ne kadar da az hakim olduğunu göstermektedir. Mutlu olaylar mutlu evlilikler gibi istisnai durumlardır ve bunlara da akılla varılamaz. İnsan mesleğini daha henüz seçecek durumda değilken seçer. Çeşitli meslekleri tanımazken, kendini tanımazken, en hareketli yıllarını bu meslekte geçirir; tüm düşüncesini bu alanda kullanır, daha fazla tecrübe kazanır, her şeyi daha iyi kavradığında ise, yeni bir şeylere başlamak için artık çok geçtir. Şu dünyada bilgelik neredeyse hep bunaklık ve bedensel güç eksikliği ile sıkı ilişki içinde olmuştur.

İnsan meslek yaşamı karşısında şüpheci-melankolik bir şekilde nasıl duruyorsa, bizler de kendimizi, bir toplumun en yüksek yaşam mesleği karşısına, yaşamın ne olduğunu kavramak için öyle koymalıyız.

Çoğu insan kendisini hiç birey yerine koymaz, bunu yaşamları gösterir. Herkesin kendi mutluluğu olduğu ve yalnız bunu göz önünde bulundurduğu Hıristiyanlık itikatında, zıtlık olarak genel insan yaşantısı vardır. İnsan bu yaşantısında önceki kuşakların bir devamı olarak değil de gelecek yaşama bakıp, sadece noktalar arasında bir nokta olarak yaşar. Sadece üç varoluş biçiminde insan birey olarak kalır; filozof, aziz ve sanatçı olarak. Burada da sayısız insanların aslında sadece gerçek bir insana hazırlık olarak yaşadıklarını görürüz: örneğin filologların, yaşamın anlamı üzerine bir şeyler söyleyebilmek için karıncalar gibi çalışmasından kazanç elde etmesini bilen filozoflara hazırlık oluşu gibi… Tabii ki bunlarda bir bağlantı yoksa, bu karınca gibi çalışmaların büyük bölümü saçmalık ve yüzeysel çalışmalar olarak kalır.

İnsanların çoğu tesadüfen bu dünyadadır: Yüksek derecede zorunluluk duygusu hissetmezler. Değişik işlerle uğraşırlar, vasat yeteneklere sahiptirler. Ne garip! Şimdi ne tarz bir yaşam sürdürdükleri onların kendi kendilerinden bir şey anlamadıklarını gösterir, değersiz işlerle uğraştıkça kendilerini överler (galiba bu, mesleğin çekilmez acıları ve değersizlikleridir). Herkesin seçmek zorunda olduğu adı geçen ‘hayat mesleklerinde’ insanların dokunaklı bir sadeliği vardır. Bununla şunu söylerler, bizim gibilerine faydalı olmak için görevlendirildik. Komşuya da, onun komşusuna da… Böylece herkes bir başkasına hizmet eder, kendisi için değil başkaları için varolmak uğruna hiç kimse bir meslek sahibi değildir, böylece biri diğerinin sırtında dinlenen ve böyle dinlenmeye de devam eden kaplumbağalara sahip oluruz. Herkes amacını bir başkasının amacında görürse, o vakit var olmak için hiçkimsenin özde bir amacı kalmaz; ve bu ‘bir diğeri için varolma’ komedisi, komedilerin en komiğidir.

İnsanın, olmadığı halde kendisini birey olarak göstermesi, kendini beğenmişliğin istençsiz eğilimidir. Bu, insanın, bağımlı olmasına rağmen kendisini bağımsız olarak göstermesiyle de açıklanabilir. Bilgelik ise tam tersidir: bağımsızken kendisini bağımlı gösterir.

Bizler her şeyi bizim için ve sadece bizim için yapmalıyız. İnsan kendine ‘Kendi sağlığın her şeyin üzerindedir’ demelidir ve kendi ruhundan daha üstün sayman gereken hiçbir kurum, kuruluş yoktur. Ancak o zaman insan kendini tanır, kendini acınacak durumda hisseder, kendini hor görür, kendi dışında dikkate değer bir şey bulduğu için sevinir ve böylece kendini bir topluluğa uymak suretiyle dışarı atar, görevlerini sıkı bir şekilde yerine getirir ve varlığının cezasını çeker. Kendisi için çalışmadığını bilir, Sokrates gibi kendileri için var olmaya cesaret edenlere yardım etmek ister. İnsanların çoğu bir sürü sabun köpüğü gibi havada asılıdırlar, her rüzgar onları savurur.

Başkaları için değil de kendisi için yaşamak…
Friedrich Nietzsche

jean jullien ve teknoloji bağımlılığı

teknoloji bağımlılığı konusunda sayfalarca yazmaya gerek yok diye düşünüyorum. fakat içinde bulunduğumuz durumu tekrar tekrar hatırlamakta fayda var. paris olayları sonrasında pek meşhur barış sembolünü çizen grafik sanatçısı jean jullien de bu durumu en etkileyici biçimde suratımıza çarpan arkadaşlardan olmuş.

göz atarken kendi durumunuzu sorgulamayı ve gökyüzüne telefonlarınızdan daha fazla bakmayı ihmal etmeyin.

jean jullien
jean jullien – teknoloji bağımlılığı

Pazar Ayinleri – 8. Mektup

Kozmik Kukla Tiyatroları Üzerine

Toprağa ektiğiniz tüm medeniyetlerin tohumları aynı zehre gebedir. Mizansen. Tekrarlana tekralana efsunlanmış mizansenler. Canlı. Kötücül. Aydınlık. Yatak odalarınızdan okyanus çukurlarına.  Akıl hastanelerinden kum tepelerine. Cami avlularından bozkırlara. Üst üste binmiş gerçekliklerinizin daha uzun ömürlü olmasını sağlamak için kurgulanmış mizansenler. Aydınlık yüzlü misyonerlerinizin tatlı dilleri ve ütülü kıyafetlerini kullana kullana kafamıza çaktığı mizansenler. Yan yana dizilip boyun büküşleriniz. Alkışlarınız. Göz yaşlarınız. Tebessümleriniz. Trafik kurallarınız ya da. Kutsal kırmızıyla ulu yeşil. Okul bahçelerine toplayıp bağıra çağıra marşlar okuttuğunuz evlatlarınız. Uygun adım. Smart Casual. Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü. Sakal tıraşı. Sabah otobüsü. Mesai öncesi hızlı kahvaltı, hı? Kesekağıtlarınızda simitleriniz. Ve nasıl da ölü ölü ışıldar o pazartesi sabahlarında perdelenmiş gözleriniz. Kurban bayramları Toplu intiharlar. Pazar ilahileri sonra. Elektronik duyuru başlığı altında monitörden monitöre ulaştırdığınız vahiyleriniz. Ganj veya. Nehir olan hani? Aydınlanmak için, anlıyor musunuz?

Başlangıçta hepsi hepsi üç minik kuralınız vardı halbuki. Hayatta kalmak için. O kadar. Sade. Karnınızı doyurduktan sonra canlandırdığınız ateşin karşısına bağdaş kurduğunuz sırada mesela. Rüzgarın etkisiyle eğilip bükülen sararmış otların köklerini mesken tutmuş ihtiyar ifritlerin şiirleri kulaklarınızda, dökülürken parmak uçlarınızdan güzelce ezip dudaklarınıza sürdüğünüz kenevir yapraklarının yeşili, kaslarınız gevşemiş, ısınmışken çıplak baldırlarınız ve birer ikişer tünerken biçimli omuzlarınıza, jilet kuyruklu şakacı iblisleriniz, kendi kendinize anımsatmakla görevlendirildiğiniz üç kristal levha. Güçlü olmalısın. Hızlı olmalısın. Hareket halinde olmalısın. Zira bir parça da olsa büyü taşıyabiliyordunuz o günlerde avuçlarınızda. Rotadan sapmamak için koca koca kubbelerin biçimsiz gölgelerine ömür sermediğiniz, uyanmak için dijital saatlerinizin ruhsuz dındınlarıyla kulak sikmediğiniz, takım elbiselerinizin üzerinde secdeye durmadığınız, tohum tespihlerinizi havuz problemleri çözmek için kullanmadığınız günlerdi.

Karın boşluklarınızda muhafaza ettiğiniz kara deliklerden rengarenk dalgalar halinde yayılırdı katatonik şizofreni illetinden muzdarip ateş böceklerinin tecavüzüne uğramış banka memurelerinin kıkırdamalarından dem vuran ilahiler. Başınızdan aşağıya döktüğünüz bir avuç kum görünmez olmanızı sağlayabilir, doğru kelimeleri doğru sayılarda tekrar ederek derin, serin, karanlık çöl kuyularında istirahate çekilmiş kızıl başlı engereklerin bilgeliğini tadabilirdiniz. Tırnaklarınızı kısacık kesip küf kokulu metinlerdeki anlatım bozukluklarını nasıl kovalayacağınızı öğreneceğiniz havasız sınıflara hapsolmak yerine nemli yosunların üzerine uzanıp kucağınıza aldığınız peri kızlarının masmavi göğüslerinin arasından süzülen ter damlalarını emebilirdiniz. Yükselebilir, patlayabilir, binlerce parçaya bölünüp yeniden birleşebilirdiniz. Ne yoksunluk krizleri budayabilirdi ruhunuzun kanatlarını ne de genel bilgi taraması yapan işkembe suratlı komiser yardımcıları. Her yeni güne başka bir surette uyanır, her geceyi ayrı bir kabusun gökkuşağına dokunarak uğurlardınız. On parmağınızda on keramet olurdu da dokunduğunuz çakıl taşları dile gelirdi. Ahir zamanda gök yüzünü kaplayacak uçaklardan, uzay boşluğunda süzülen uydulardan, stadyumlardan, otomobillerden, kısa dalga frekanslarından, antidepresanlardan, boşanma davalarından, transkriptlerden, motorlu taşıtlar vergilerinden,  göt kadar apartman dairelerine sıkışmış çekirdek ailelerden, kalabalık bulvarlardan ve alışveriş merkezlerinden bahseden kıyamet öyküleri anlatırlardı size. Güzelce delip boynunuza astığınız kertenkele kuyruklarına dizerdiniz o çakıl taşı suretindeki ölü hikayecilerin fosillerini.

Varlığı ve hiçliği çıplak topuklarınızın altında hissetmenin neye benzediğini bile anımsayamıyorsunuz ama artık. Bırakın büyünün doğasını anlamayı. Tıka basa dolusunuz dünyanın bilgisiyle. Cümle gerçeğinizi bir araya getirip uç uca ekleseniz de yürüseniz üzerinde, yine de ulaşamayacaksınız hakikatin en dış çeperine bile. Yetmedi çünkü size değil mi? Üç kristal levhanın himayesindeyken kurtlarla koşmak mesela. Fırtına bulutlarını takip ede ede kör kargaların kanatlarına rehber olmak. Çölün enginliği, gecenin örtüsü yetmedi. Parmak uçlarınızdaki kerametlerden asansörlü daireler için vaz geçtiniz. Isıtmalı koltuklar. Emeklilik ikramiyeleri. Unvanda yükselme sınavları için. Sanat galerileri, günlük gazeteler, otobüs terminalleri için. Bilmemnerdeki bilmemnesikim köprüsünün altında aptal aptal sırıtırken çektireceğiniz fotoğraflar için. Önce avuçlarınızdaki o bir parça büyüyü gömdünüz kurtlanmış incir ağaçlarının dibine sonra fazlasıyla cahil, basit, gösterişsiz bulduğunuz tanrınızı. Daha fazlası lazımdı size zira.

Devam

kadıköy underground poetix

2008 yılında dolaşıma sokulan ve özellikle ilk sayılarıyla ülke sınırları içerisinde hatırlanması gereken bir yayındı kadıköy underground poetix an itibariyle d&r’lardan ulaşabildiğiniz UP adında farklı bir formatta da devam etse de eski tadından alabildiğince uzak. biz okuma şerefine erişememişler için el atmış olalım. derginin ilk sayısı, .pdf formatında. sizindir. kerem’e de bin selam olsun!

muhteviyatın bir kısmı;

  • Richard Brautigan
  • William Seward Burroughs
  • Allen Ginsberg
  • Lew Welch
  • Gregory Corso
  • Todd Moore
  • Charles Bukowski
  • Andrei Voznesensky
  • Rafet Arslan
  • İnan Mayıs Aru
  • Şenol Erdoğan
  • Kathy Acker
  • Jean Genet
  • Ece Ayhan
  • Kerem Kamil Koç

indir . kadıköy underground poetix 1955 –  vol 18 (.pdf)

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.