Menü Kapat

Ay: Ekim 2015 (sayfa 1 / 5)

the tribe – 2014

herhangi bir diyaloğa ihtiyacımız yoktu, yüzlerimiz vardı.

daha önce benzerini izlemediğinize emin olduğumuz bir film the tribe. miroslav slaboshpitsky çekmiş. altyazı yok, seslendirme yok. sadece işaret dili var. aşk ve nefreti anlatmak için sese ihtiyaç var mı sorusunu sormanız da mümkün. ukrayna’dasınız, sağır ve dilsiz okulunda yatılı okuyan bir arkadaşın hikayesini izliyor ve 2 saat boyunca kendinizi başka bir dünyaya bırakıyorsunuz. 

p.s.: şiddet içeren, rahatsız edici filmlerden uzak duruyorsanız bu filmde sizin için aynı sınıfta.

download . the tribe – torrent

20.000 açık erişim harita

her alanda üstün olan ülkemiz vals ve adam/kadın gibi yaşamak kavramları üzerinde tartışmaya devam ederken, dünyanın öbür ucunda güzel paylaşımlar olmaya devam ediyor. new york halk kütüphanesi 20.000’den fazla haritayı açık erişime açmış, yetmemiş copyright sapıklığı olan bir ülkede Creative Commons altında dilediğiniz gibi indirin demeyi de başarmış. üstüne bir de “warper” güzelliğini sunmuş; eski haritaların modern ortam ile nasıl eşleştiğini görüntüleyebildiğiniz bir araç warper. buyrun, kendinizi kaybedebilirsiniz.

new your public library – digital collections
nypl map warper

Çölde san.at

Meksika’nın çöllerinde bir sanatçı. Kendisine sanatçı denmesini sevmeyen bir sanatçı, sanat kavramının da üstüne çıkmış ve yaptıklarıyla büyük bir miras bırakmış Ra Paulette.

Son 25 yılını toplumdan uzak bir şekilde, bir mağarada köpek dostu ile geçirmiş Ra Paulette, zamanını duvar oyarak geçirmiş. Ortaya çıkan sonuç ise tam anlamıyla bir şaheser.

Kendisine mağara oymayla ilgili bir takıntısı olup olmadığı sorulduğunda Paulette şöyle cevap veriyor: “Bir çocuk oyun oynamaya takıntılı mıdır?”

Projeyi yapma sebebini insanların ruhsal benliğini farketmesine ve huzurlu olduklarını hissetmesine aracı olmak diyerek açıklayan Paulette, mağaranın tamamen bitmesinden sonra burayı sanat odaklı aktiviteler ve sergilerin düzenlendiği bir alana dönüştürecek.

İlginç bir şekilde Ra, kendini bir sanatçı olarak görmüyor, merak algısını tutkulu bir biçimde betimleyen biri olarak görüyor.

Aşağıda bulunan video üzerinden Ra Paulette’in elleriyle işlediği bu insanüstü mağaraya göz atabilirsiniz.

Evrende Yalnız mıyız?

Günlerden bir gün google’ı etkin bir şekilde kullanırken şahane bir denkleme denk gelegeldim. İsmi cismi “drake equation” olan bu denklem çoktan seçmeli bol genişlemeli kara delikli uzay boşluğunda bir yaşam belirtisi arama yoluna konulmuş bir miheng  taşı olmasıyla biliniyor.

Wikipedia’daki Türkçe tanımlamalara göre “yanlışlıkla” Sagan denklemi olarak bilindiği yazmakla birlikte Sütlü yol yani samanyolu olarak bildiğimiz galaksideki diğer yaşam formları ile karşılaşabilme olasılığını hesaplamayı umut edebilmek adına var edilmiş bir denklem. Sütlü yol neden bizde Samanyolu pek bir fikrim yok. Samanyolu’nu Google ettiğiniz zaman sloganı ilginç bir şekilde “bir yeryüzü kanalı” olan bir tv yayın aracı ile karşılaşacaksınız. Milky Way’in hikayesine gelirsek eğer; Zeus’un küçük bir kaçamağı sonucu doğan bir çocuk yanlış bir anneye emzirilmesi için geldiğinde, anne korkmuş, anne çılgın, anne çocuğu havada ivmelendirirkenki vakitte göğüsten fışkıran süt göğün “sütlü” kısmını oluşturmuş. Biz de samana benzetmişiz işte o kısmı demek ki. Ekşide şöyle bir internet milky way’inde belki yazıyordur bunun cevabı lakin ben direk evrende yalnız mıyız? Olsak ne olur olmasak ne olur biraz bahsedebilmek istiyorum.

Drake Denkleminde değişkenler: aslında değiştirilemeyen, ya da değiştirmek için sonsuz bilgi gerektirenler şu şekilde:

N iletişim kurmayı umabileceğimiz uygarlıkların sayısı

R* Galaksimizdeki yıllık yıldız oluşma miktarı

fp Bu yıldızlardan kaç tanesinin gezegene sahip olduğu

ne Gezegene sahip yıldız başına düşen toplam yaşama elverişli gezegenlerin ortalama sayısı

fl Bu gezegenlerin arasında herhangi bir şekilde yaşama uygun bir ortamın oluştuğu gezegen sayısı

fi Bu yaşama elverişli gezegenlerden kaçında akıllı hayata geçildiği

fc Bu tür uygarlıklardan uzayda varlıklarına dair tespit edilebilir sinyal bırakabilecek kesim

L Bu tür bir uygarlık tarafından uzayda yayınlanan tespit edilebilir sinyalin süresi

Gördüğünüz üzere, uzayda aklımızla akıllı uzaylılar aramak için önce, yıldızlar ve oluşumları, yaşam elverişliliği, sonra uzayda sinyal verebilme ve bizim okuyabilme yetimiz, yer, zaman, mekan ve koşullar ile ilgili parametreler denklemde mevcut.

Elbette yaratılanı severim yaratandan ötürü, yani bu durum travma geçirmiş uzaylı bir lama kardeş ile karşılaşsam da aynı olacaktır elbet. İnsani bir yolla çözmeye çalışırız tüm psikolojik problemlerini. Sonra Matrix’teki “mental downloading” tarzı öğrenme şekillerini bizimle paylaşırlar ve ortak bir dil aracılığı ile iletişim kurmaya başlarız???

PEKİ İletişim kurabilir miyiz? Tekrar belirtmek gerekirse;

N iletişim kurmayı umabileceğimiz/becerebileceğimiz uygarlıkların sayısı’nı ifade ediyor.

Tamamen pseudoscience (sözdebilim) yapmakla birlikte yeni bir dünya arayışlarına giren insanoğlunun günler günü bu dünyayı hırpaladığını görüyoruz. Doğanın tepkisiz kaldığını duyanı duymadım. “We are all connected to each other.” Hepimiz yıldız tozuyuz da dedikten sonra;

Neyse bırakayım da video konuşsun.

İnsan ve Devlet Üzerine

İnsan günümüzün Tanrısıdır ve İnsan korkusu eski Tanrı korkusunun yerini almıştır. İNSAN dini hıristiyan dininin en son aldığı biçimdir. Feurbach, kutsal olanı insani hale getirirse hakikati bulacağına inanır. Hayır, eğer Tanrı bize acı veriyorsa, ‘İnsan’ bize ıstırap vererek daha fazla işkence etme kapasitesine sahiptir. Hakikate inandığınız sürece kendinize inanmıyorsunuz ve siz bir uşak, bir mutaassıp insansınız. Ruh olan Tanrıya Feurbach ‘Özümüz’ adını verir. ‘Özümüz’ün bizimle karşıt hale gelmesine -özsel ve özsel olmayan kendilik halinde ikiye bölünmemize- tahammül edebilir miyiz? Bununla kendimizi, kendimizin dışına sürgün edilmiş halde görmenin hazin sefaletine geri dönmez miyiz? Öze dayanan ilişki gerçek bir şeyle değil hayaletle kurulan bir ilişkidir. Devletin çekirdeği basitçe ‘İnsan’dır, bu gerçekdışılık ve onun kendisi yalnızca bir ‘insan toplumu’dur.

Öyleyse Devlet, benim bir insan olmamı talep ederek bana olan düşmanlığı ele verir… beni, İnsan olmayı bir görevolarak kabul etmeye zorlar.

Devlet, benim kendi değerime ulaşmama izin vermez ve yalnızca benim değersizliğim yoluyla varlığını sürdürür.

Bireyin kendiliğine -ya da benliğine- devlet sahip olur, artık ona toplum sahiptir. Bu toplum hiçbir şekilde benlik değildir, … bu topluma hiçbir fedakârlık borcumuz yoktur, fakat, eğer bir şey feda edeceksek kendimize feda edelim, -sosyalistler bu konuda hiç düşünmezler -çünkü onlar, tıpkı liberaller gibi, kendi dini ilkelerine mahkumdurlar ve şevkle kutsal bir toplumun, mesela şimdiye kadarki Devlet’in peşinden giderler. “Halk” iktidar tarafından yaratılmış bir bütünlüktür -hiçbir benliği yoktur. Devletin her zaman sahip olduğu tek amacı bireyi sınırlamak, evcilleştirmek ve tabi kılmaktır -o ya da bu genel ilkenin kulu haline getirmektir.

Devlet denilen şey, bir arada yer alanların kendilerini birbirlerine uydurduğu ya da kısaca, karşılıklı olarak birbirine bağlı oldukları, bir güven ve bağlılık dokusu ve şebekesidir; bir hep birlikte ait oluş, hep birlikte tutunmadır. Kilisenin ölümcül günahları varsa, Devletin sermaye suçları vardır; birinin sapkınları varsa diğerininde hainleri vardır, birikiliseye dair cezalar veriyorsa diğeri yasaya dair cezalar verir; biri engizisyon süreciyse diğeri maliye sürecidir, kısaca orada günahlar, burada suçlar, orada engizisyon ve burada da engizisyon. Mevcut Devlete karşı ayaklanmak ya da mevcut yasaları devirmek için çok az tereddüt kaldı, ama Devlet fikrine karşı günah işlemeye, yasa fikrine itaat etmemeye kimin cesareti var? -onun her zaman kendine ait bir mantığı vardır ve kısa süre sonra halkın iradesine karşı dönecektir.

Yok edilmesi gereken “yönetim ilkesi”dir, bize hükmeden şey devlet fikridir. …savaş, belirli bir Devlet’e karşı ya da Devletin zaman içindeki sırf belirli bir durumuna karşı değil durumun kendisine,Devlet’e karşı ilan edilmeli; insanın amacı bir başka Devlet (örneğin “halk Devlet’i”) değildir.

Bu andan itibaren Devlet, Kilise, halk, toplum ve benzeri sona ererler, çünkü var olduklarına şükretmek zorundalar ve ancak benim kendime saygısızlığımla bu eksik değerlendirmenin ortadan yok oluşuyla onlar da bizzat ortadan kalkarlar. Devlet, efendilik ve kölelik (tabi olma) olmaksızın düşünülemez; çünkü Devlet bütün bağrına bastıklarının efendisi olma iradesi göstermelidir ve bu irade ‘Devlet İradesi’ olarak adlandırılır’… Kendi iradesine sahip olmak için başkalarındaki irade yokluğuna dayanması gereken, bu başkaları tarafından yapılmış bir şeydir, aynı bir efendinin hizmetkâr tarafından yapılması gibi. Eğer itaatkârlık sona erseydi, bu tamamen efendiliğin de hepten sonu olurdu. Devlet kendisini, arzulayan İnsanı evcilleşmeye zorlar; diğer bir deyişle, devlet onun arzusunu bir tek kendisine yönlendirmeye ve bu arzuyu kendi sunduğu içerikle doldurmaya çalışır.

‘Herkes’ dediğiniz bu kişi kimdir? O ‘toplum’dur! -Ama öyleyse o cismani değil mi? Biz, onun bedeniyiz!- Ya siz? Neden siz kendiniz bir beden değilsiniz?… Bundan dolayı birleşik toplum gerçekten onun hizmetinde olan bedenlere sahip olabilir, fakat kendisine ait bir bedene sahip değildir. Toplum bir kutsal kavramına dayanır ve bu yüzden bireyler arasındaki zoraki bir münasebettir. Öte yandan birlik ise ona girmek isteyen bireylerin arzusundan başka bir şeye dayanmaz: bu, her türden öz fikrini çözündüren, yalnızca amaca uygun ve faydalı bir ilişkidir.

Ben, kendimi varsayarken bir varsayımdan başlarım; fakat varsayımım ‘kendi kusursuzluğu için mücadele eden İnsan’ gibi kendi kusursuzluğu için mücadele etmez, fakat yalnızca onun keyfini çıkarmama ve onu tüketmeme hizmet eder… Ben kendimi önceden varsaymam, çünkü her an kendimi öne sürüyor ya da yaratıyorum. hiçbir kavram beni ifade etmez, benim özüm olarak belirtilen hiçbir şey beni bitiremez.

Özgürlük ile kendi-olmak arasında ne kadar büyük bir fark var!.. ‘Özgürlük yalnızca rüyalar aleminde yaşar!’ Buna karşın, kendi-olmak benim tüm varlığım ve varoluşumdur, o benimdir. Kurtulduğum şeyden özgürüm, kontrol etme gücüm olan şeye sahibim… Özgür olmak gerçekten isteyemeyeceğim bir şey, çünkü onu yapamam, onu yaratamam: onu ancak dileyebilir ve ona talip olabilirim, zira o bir ideal olarak, bir hayalet olarak kalır. yalnızca kişinin kendisi için aldığı özgürlük, yani egoistin özgürlüğü, pupa yelken gider. Özgür bırakılan insan, serbest kalmış bir insandan, bir libertinus’tan, beraberinde zincir taşıyan bir köpekten başka bir şey değildir: o, tıpkı aslan postuna bürünmüş eşek gibi, özgürlük giysisi içindeki özgür olmayan bir insandır.

Max Stirner

Saul Newman’in, Bakunin’den Lacan’a adlı kitabının Stirner ile ilgili bölümünde, S. Byington’un, The Ego and Its Own (Londra: Rebel Press, 1993) çevirisinden yapılmış alıntıların derlenmesidir.

andre breton – nadja

güzellik ya sarsıcı olacak, ya da hiç olmayacak.

download . andre breton – nadja (.pdf)

Sürrealizmin yazın ve sanat alanında etkisinin görünmediği ender ülkelerden biridir Türkiye. Bir Türk gerçeküstücülüğü hiçbir zaman olmamıştır. Sürrealizmi, sanat alanında, biraz başkaldırı, biraz aykırılık, biraz değişiklik, biraz gerçeküstücülük olarak görenler (aslında onun felsefesinden hiç mi hiç haberi olmayanlar), örneğin Garip şiirini, Sait Faik’in son öykülerini ve benim kuşağımın ilk öykülerini, günümüzün biraz fantastik, biraz fantezi ürünü öykülerini sürrealizm sözcüğünü Türkçe’ye çevirerek “gerçeküstücü” olarak nitelemişlerdir.

Oysa sürrealizm yalnız bir sanat okulu değil, bir dünya görüşüdür. Akımlar ve okullarla dolu 20. yüzyıl sanat dünyasında, insanı ve dünyayı değiştirmeyi amaçlayan tek sanat akımıdır.

Bu akımın başlıca yaratıcılarından ve ölene (1966) değin savunucularından André Breton’un, dilimizdeki ilk kitabı Nadja, yayımlanışından (1928), altmış dört yıl sonra Türk okuruna sunuluyor.

Geçen yıl Paris’te Centre George Pompidou’da düzenlenen André Breton sergisini gezenler, Breton’un yalnız büyük bir şair, büyük bir yazar, eşsiz bir sanat akımının kuramcısı değil, aynı zamanda “burnu en iyi koku alan” bir sanat “kaşifi” olduğunu da gördüler.

Devam

etilen sosyete . 2003 - 2017 . eskişehir

copyleft. hiçbir hakkı saklı değildir.